Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:



Super Oyunlar Oyna
  
Bitlisin Tarihi ve Tarihçesi

                    

www.arsivbelge.com
Bitlisin Tarihi ve Tarihçesi dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Yazı Girişi: 1915 yılının Temmuz ayının bir Ramazan gecesinde Ruslar'ın Bitlis'i işgal etmek için Başhan mevkiine geldiği haberi alınmıştır. Bu haberi alan bütün Bitlis halkı çocuklarının ellerinden tutarak göç için yollara düşmüştür. Ancak Bitlis'teki Türk Askerinin ve milis kuvvetlerin dirayetli savunması sonucunda Ruslar Bitlis'e giremeyerek geri çekilmiştir. Ancak bu sevinç fazla sürmemiş Şubat 1916 sonlarında Rus Askeri ve Ermeni İntikam Tugayları tekrar Bitlis kapılarına dayanmıştır. Bitlis'i savunan kuvvetlerin toplamı 1400-2000 kişi arasındaydı. Bu birliğin 600 kişilik kısmı milis kuvvetlerden teşekkül etmişti. Yazının Tamamı aşağıdadır!

Bitlis'in Tarihi ve Tarihçesi

1915 yılının Temmuz ayının bir Ramazan gecesinde Ruslar'ın Bitlis'i işgal etmek için Başhan mevkiine geldiği haberi alınmıştır. Bu haberi alan bütün Bitlis halkı çocuklarının ellerinden tutarak göç için yollara düşmüştür. Ancak Bitlis'teki Türk Askerinin ve milis kuvvetlerin dirayetli savunması sonucunda Ruslar Bitlis'e giremeyerek geri çekilmiştir. Ancak bu sevinç fazla sürmemiş Şubat 1916 sonlarında Rus Askeri ve Ermeni İntikam Tugayları tekrar Bitlis kapılarına dayanmıştır.

Bitlis'i savunan kuvvetlerin toplamı 1400-2000 kişi arasındaydı. Bu birliğin 600 kişilik kısmı milis kuvvetlerden teşekkül etmişti. Piyade Yarbay Ali Çetinkaya komutasındaki Türk birliği silah cephane ve Asker bakımından kendisinden çok fazla olan Rus ve Ermeni birlikleriyle savaşmak zorunda kalmıştır. Bütün direnmelere rağmen 3 mart 1916 Günü Saat 05 de Bitlis işgal edilmiştir.

İşgalden sonra özellikle Rus birliklerinin içerisinde bulunan ve Ermenileri felakete sürükleyenlerden birisi olan Antranik'in kurmuş olduğu Ermeni İntikam Tugayları şehir merkezine dağılarak zamanında göç edememiş kimsesiz yaşlı ve hastaları katletmeye başlamışlardır Bu durumu Rus Generali Maslofski şöyle anlatmaktadır Bitlis'in zaptından sonra 3 Mart öğle zamanı Antranik'in komutasındaki 1 inci Ermeni Taburu (İntikam Taburu) gece hücumundan evvel arkada bırakılmış olduğundan boğaza girerken müsaade almadan şehre girmiş ve birçok Türk Ailelerin toplanmış oldukları Amerikan Hastanesine koşmuşlar ve intikam kastiyle öldürmeye teşebbüs etmişlerdir

Bu işgalle beraber Bitlis ikinci büyük göç olayını yaşamıştır Göç edemeyip şehirde kalanlar Ermeni kurbanı olurken göç edenler ise çetin kış şartları altında açlık sefalet ve çapulcuların kurbanı olmuştur. Göç eden halk götüremediği 1000'den fazla çocuğunu köprü altlarında Kar kümelerinin yanında ölüme terk etmiştir. Bitlis Geçitleri'nin Rusların eline geçmesi Türk Genel Kurmayı'nı düşündürmeye yönelmiştir. bu geçitlerin düşman eline geçmesi; Diyarbakır Adana Halep Bağdat yolunun düşmana açılması manasına geliyordu. Bitlis'in acil olarak geri alınmasına karar veren Türk Genel Kurmayı Çanakkale savaşlarında büyük kahramanlıklar göstermiş ve o tarihlerde Edirne'de istirahattte bulunan 2 inci Ordunun öncelikle 2 inci Orduya bağlı 16 ıncı Kolordunun acilen Bitlis cephesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu Kolordunun komutanlığına Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal'i atamıştır. Albaylıktan Generalliğe yükseltilen Mustafa Kemal 27 Mart tarihinde ilimizi ziyaret etmiş gerekli talimatları verdikten sonra karargahını kurmuş olduğu Silvan'a geri dönmüştür. Temmuz ayı sonlarında taarruz için tekrar Bitlis'e gelmiştir.

Bitlis'te 16 ncı Kolordunun 5 inci Piyade Tümeni bulunuyordu Bu Tümen 13 14 ve 15 inci Piyade Alaylarından oluşmaktaydı Yine bu Tümenin yanında sayılarının 2000 – 3000 arasında olduğu tahmin edilen Şeyh Muhammed Diyauddin (Hazret) Mutki Aşiret Reisi Hacı Musa Bey ve diğer milis birlikler bulunmaktaydı. 1 Ağustos 1916 tarihinde Mustafa Kemal tarafından taarruz emri verilmiş 8 Ağustos 1916 tarihinde Bitlis sabah 05'de istiklaline kavuşmuştur

5 Ay 5 dün düşman işgalinde kalan Bitlis savaş sonrası harabeye dönmüştür. Savaşın ağır faturası halen günümüzde çekilmektedir. Savaşla beraber başlayan göç hareketleri bütün hızıyla günümüzde de sürmektedir. Bitlis'in kurtuluşu Türk'ün makus talihinin yenildiği gündür. Bitlis birinci dünya savaşıyla beraber Anadolu'da işgal edilen vilayetler içinde istiklaline kavuşan ilk şehirdir. Bu kurtuluş milli mücadelenin ilk kıvılcımıdır.

Atatürk'ün Ziyareti
Gazi Mustafa Kemal 7 Kasım 1916 tarihinde İlimizi üçüncü defa ziyaret etmiştir. Bu son gelişlerindeki gaye 5 inci Tümen komutanlığındaki görev değişikliğinde bulunmak 5 inci Tümenin arazi üzerindeki tertibatını ihtiyaçlarını ve genel durumunu görmek Van Harekat Müfrezesinin hareketini temin etmekti. 10 Kasım 1916 tarihinde Bitlis'e gelen Mustafa Kemal 21 Kasım 1916 tarihinde Bitlis'ten ayrılmıştır. Bu süre içerisinde Milis Komutanlarla görüşmüş Hastane Askeri Birlikler bazı türbe ve camileri gezmiştir.

15 Kasım 1916 tarihinde Rahva Ovasında bulunan Yarbay Ali Çetinkaya komutasındaki Türk Birliğine bir tatbikat yaptırtmıştır. Bu tatbikatı izlemek için Başhan sırtlarına çıkmıştır. Bu sırtlardan Van Gölü'nü gördüğü vakit; “Burası çok güzel yerler. Burada bir Şark Üniversitesinin kurulması gereklidir” ifadesinde bulunmuştur.

Mustafa Kemal bu vasiyetini 1 Kasım 1936 ve 1 Kasım 1937 yılında TBMM'nin açılış konuşmasında da dile getirmiştir. Bu konuşmalarında:

Bunun için memleketi şimdilik üç büyük kültür bölgesi halinde mütalaa ederek Garp bölgesi için İstanbul Üniversitesinde başlanmış olan ıslahat programını daha radikal bir tarzda tatbik ederek Cumhuriyete cidden modern bir üniversite kazandırmak; merkez bölgesi için Ankara Üniversitesini az zamanda kurmak lazımdır. Ve doğu bölgesi için Van Gölü sahillerinin en güzel bir yerinde her şubeden ilk okulları ile ve nihayet üniversitesiyle modern kültür şehri yaratmak yolunda şimdiden faaliyete geçilmelidir.

Bu hayırlı teşebbüsün doğu vilayetlerimizin gençlerine bahşedeceği feyiz Cumhuriyet hükümeti için ne mutlu eser olacaktır

1 Kasım 1937 tarihindeki Meclis açılış konuşmasında da
Yüksel tahsil gençlerini istediğimiz ve muhtaç olduğumuz gibi şuurlu ve modern kültürlü olarak yetiştirmek için İstanbul Üniversitesinin tekamülü Ankara Üniversitesinin tamamlanması ve Şark Üniversitesinin yapılan etütlerle tespit edilmiş olan esaslar dairesinde Van Gölü civarında kurulması mesaisine hızla ve önemle devam edilmektedir.”1

Gazimizin bu vasiyeti gereği 1924 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir heyet Bitlis'e gelerek Rahva Ovasının Göle yakın kısmında arazi tetkikinde bulunmuştur.

1953 yılında o zamanki Cumhuriyet hükümeti Gazi'mizin bu vasiyetini yerine getirmek için daha önceden tetkik edilen Rahva Ovasının göle yakın kısmına temel atma girişiminde bulunmuştur. İnşaat malzemeleri stoku yapılmış temel atma sırasında Bitlis ve Van vilayetleri arasında çıkan kavga nedeniyle (Mustafa Kemal hayatı boyunca Van'a gitmemiş ve Van'ı görmemiştir) temel atılması geçici bir süre için durdurulmuştur.

Mustafa Kemal'in bu vasiyetinin yerine getirilmesi hem Gazi'mizi ve hem de Bitlis halkını mutlu kılacaktır.

Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Anadolu'nun her köşesinde düşmana karşı ayaklanmalar ve örgütlenmeler başlamıştı. İçinde Bitlis'in de bulunduğu Doğu Anadolu toprakları üzerinde “bağımsız bir Ermeni devletinin kurulması” fikrinin ortaya atılmasıyla bu örgütlenmeler ilçelere varıncaya kadar devam etmiştir. Bitlis bölgesinde kadınlar ve erkekler arasında Müdafaa-i Vatan Cemiyeti'nin kurulması sağlanmıştır. 20 Şubat 1920 tarihli yazı bu konuyla ilgilidir.

Sivas'ta
Bitlis Vali-i Alisi Paşa Hazretlerine

Sivas'ta
Diyarı Bekir Vali-i Alisi Beyefendi Hazretlerine

Muhterem Paşa Hazretleri Muhterem Beyefendi Hazretleri

Merkezi Sivas'ta olmak üzere kurduğumuz Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyetinin nizamnamesinden bir nüshasını zatınıza ve vilayetinize takdim ediyorum. Cemiyetimizin maksadı zavallı memleketimizin haksız işgallerden bazı yörelerde yapılan mezalim ve faciadan kurtulması için çalışmaktan ibaret olduğuna bakılarak vilayetiniz dahilinde de bir nizamname yazılarak müstakil şubelerin kurulmasına emir buyrulmasını istirham ile takdim ederim

Tarihçiler Bitlis tarihini değişik zamanlardan başlatmaktadırlar. 5000 yıllık 7000 yıllık tarih gibi. Gerçekte Bitlis tarihi Neolotik Çağ dediğimiz Yenitaş dönemine kadar uzanmaktadır. Neolitik Çağ Yenitaş veya Cilalı Taş Devri denilen bu dönem Ortataş Devri ile Tunç Devri arasındaki Arkeolojik dönemdir. Bu dönem M.Ö. 3000 yıllarıyla 9000 yılları arasını kapsamaktadır.

Bitlis ve yöresinin yazılı tarih öncesi oldukça karanlıktır. En önemli nedenleri yüzeydeki buluntuların az olması ve bugüne kadar gerçekçi bir arkeolojik çalışma yapılmamasıdır.

Bitlis ili sınırları içerisinde bulunan Süphan ve Nemrut dağlarındaki obsidyen (doğal Cam yatakları) doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bu yöre tarihinin Neolitik dönemine kadar çıktığını göstermektedir. Obsidyen yataklarından elde edilen doğal Camın yontucu kesici kazıyıcı olarak çevredeki yerleşim yerlerinde kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Yine yapılan çalışmalar sonucunda o döneme ait ticaret yolu Van Gölünün doğusundan güneye (bugün ki Van ili sınırları içerisinde bulunan Kalkolitik – Maden Dönemi – yerleşme alanı olan Tilkitepe) batıda ise Diyarbakır il sınırlarına (Ergani yakınındaki çanak-çömleksiz bir Neolitik yerleşme yeri olan Çayönü) dek uzanmaktadır.1 Bitlis ilinin Van ve Diyarbakır arasında yerleşmiş olması Van'dan Diyarbakır'a yapılacak ticaretin o dönemlerde ancak Bitlis üzerinden yapılacağı dikkate alındığında Bitlis'in Neolitik dönemden beri yerleşme yeri olduğu bir gerçektir.

Neolitik Çağ M.Ö. 3000 yıllarında sona ermiştir. Bu tarihi baz aldığımızda Bitlis'in 5000 yıllık bir tarihe ve geçmişe sahip olduğunu görmekteyiz. Büyük bir ihtimalle Bitlis'in tarihi bundan daha da eskidir. Güneybatı Asya ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 9000-5000 Avrupa ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 6500 Tuna kıyılarında M.Ö. 5500 olduğuna göre Bitlis'in tarihinin 5000 yıldan fazla olması 5000 - 7000 yıllık olması çok kuvvetle muhtemeldir.

Bitlis İsminin Kaynağı
Bitlis'in günümüzde kullanılan isminin nereden kaynaklandığı kesinlikle bilinmemektedir. Bitlis tarih boyunca değişik isimlerle anılmıştır. Asurlular Bit-Liz Persler ve Yunanlılar Bad-Lis veya Bad-Lais Bizanslılar Bal-Lais-on Babaleison veya Baleş Araplar Bad-Lis Ermeniler Pageş veya Pagişi olarak kullanmışlardır. Asur dilinde Bit kelimesi yurt Bet kelimesi kale manasında kullanılmış Bit-Liz demek Liz'in Yurdu Bet-Lis demek ise Liz'in Kalesi manasına gelmektir

Bitlis ismiyle ilgili olarak tarihçilerin ittifakla üzerinde durdukları olay şöyledir
M.Ö. 336 yılında Makedonya kralı II. Filibe ölmüş yerine Büyük İskender kral olarak geçmiştir. (Şerefname'de Makedonyalı büyük İskender'in peygamber olarak bilinen İskender Zülkarneyn olduğunu iddia etmektedir. Zülkarneyn iki boynuz manasına geldiğinden Zülkarneyn'in sürekli doğuya hareket ettiği ve 31 yaşında öldüğünden dolayı büyük İskender olduğunu savunmaktadır. Büyük İskender'in de anlında boynuz halinde iki et yumrusu çıktığı doğuya seferler yaptığı ve 30 yaşlarında öldüğünden dolayı aynı kişiler olduğunu tezi ileri sürülmüştür. Ancak bu fikirler bugüne kadar ispat edilememiştir.) Babil'i işgal eden İskender ordularıyla beraber Hindistan seferine çıkmayı kararlaştırmıştır.3

Bu arada İskender'in anlında boynuza benzeyen iki et parçası çıkmış maiyetinden gizlemek için sürekli boynuzlu miğfer kullanmak zorunda kalmıştır. Derdine çare için görüştüğü bütün hekimler şifasının sularda olduğunu ve her gittiği yerdeki suları kullanmasını tavsiye etmişlerdir. Bu nedenle Büyük İskender uğradığı her yerdeki sularda yüzünü yıkayarak derdine çare aramıştır. Şattülarap'a vardığı zaman Dicle nehrine akan bütün suların araştırılmasını istemiş bilginleri bu işle görevlendirmiştir. Bütün suları araştıran İskender ve mahiyeti uzun bir yürüyüşten sonra Bitlis önlerine gelmiştir. Bitlis çayının hastalığına şifa verdiğini görünce Kösür ve Rabat sularının birleştiği yerde karargahını kurmuştur.4

Emrindeki hekimler İskender'e; Suyun kaynağına gitmesini istemişlerdir. Bu tavsiye üzerine Bitlis'in doğusundan akan Rabat Suyu takip edilerek suyun kaynağına gidilmiştir. Ancak günlerce bu suyu kullanmasına rağmen şifa olmadığını görmüş bu defa şehrin batısından gelen Kösür çayına yönelmiş sonunda bu suyun kaynağı olan pınara varılmıştır. Bu pınarın bulunduğu suların fışkırdığı o dağlık ağaçlık yeşil tepeler İskender'in gözüne çok güzel görünmüştür. Her taraf zümrüt yeşilliğinde reyhan ve değişik çiçeklerle bezenmişti. Bu yerin iklimi İskender'i hayran bırakmıştır.

Bu güzel tabiat parçasının havasından ve suyundan faydalanmak için birkaç Gün (bir hafta) burada konaklamaya karar vermiştir. Bu suyun kenarında konakladıktan bir hafta sonra Kösür Suyunun derdine şifa olduğu ve boynuzlarının kaybolduğu görülmüştür.1 Günümüzde hala bu suya İskender Çeşmesi denilmektedir. Bu çeşme Bitlis'e 10 km. uzaklıkta Duav yaylasındadır. Derdine şifa bulan İskender bu yerin ve suyun ebedileştirilmesi için Bedlis (Badlis) veya Leis ismindeki komutanını yanına çağırarak bu çeşmeden 4 Saatlik veya 12.000 adımlık uzaklıkta Rabat ve Kösür sularının birleştiği yerde müstahkem bir kale yapmasını istemiştir. Komutanına (Şerefname'de kölesi olarak geçmektedir) dönerek; “Ben İran (bazı Kaynaklarda Hindistan) seferinden dönünceye kadar buraya öyle bir kale yap ki benim gibi bir kral veya kumandan dahi onu ele geçiremesin. Böylece bu kalenin ve yerin ismi kuşaktan kuşağa yüzyıldan yüzyıla ebedileşsin” demiştir. Bu emri alan Bedlis veya Leis ismindeki komutan hemen işe başlamış bir yıl gibi kısa bir sürede M.Ö. 331 tarihinde bugün ki kaleyi yapmayı başarmıştır.

Hindistan ve İran seferinden dönen İskender şehre geldiği zaman karşısında muazzam bir kale görmüştür. Bedlis'e haber göndererek kaleyi teslim etmesini istemiştir. Kaleyi teslim etmeyeceğini savaşa hazır olduğu bildirerek İskender'in teklifini reddetmiş ve kale kapılarını kapatmıştır. Bunun üzerine İskender bütün güçleriyle kaleyi kuşatmaya başlamıştır. günlerce uğraşmış kaleyi alamayacağını anlayınca kuşatmayı kaldırarak Rahva ovasına doğru geri çekilmiştir. İskender'in çekildiği gören Bedlis Rahva ovasında İskender'in atının ayağına kapanıp bir zarf içinde kalenin anahtarını sunmuş çıkışı bu yerde olan tünelden kendilerini kaleye davet etmiştir. Kalenin anahtarlarını alan Büyük İskender; “Bre mel'un madem ki Anahtarı verecektin niye asi olup bu kadar adamımı kırdırdın” demesi üzerine Bedlis İskender'den Affını dileyerek; “Ey büyük fatih! Benim sana karşı başkaldırmam ve direnmem senin daha önce vermiş olduğun emrin gereği idi. Sen; benim gibi bir kralın alamayacağı bir kale yapmamı emretmiştin. Senin emrin üzerine yaptığım bu kalenin ne kadar sağlam fethedilmesinin ne kadar imkansız olduğunu ispat etmek amacıyla bu cüreti gösterdim. Şimdi ben ve kuvvetlerim hareketimizden dolayı müstahak göreceğiniz cezaya razı olarak emrinizdeyiz” demiştir.1

Komutanın bu sözlerini çok beğenen İskender komutanını ödüllendirmek için şehrin yönetimini bu komutanına devrederek ve şehre Bedleis adını vermiştir. O Günden sonra şehrin ismi Bedlis kalmıştır. zamanla bazı harf değişikliklerine uğrayan bu isim günümüzde BİTLİS adını almıştır.

Bitlis'in İşgali ve Kurtuluşu

Osmanlı Devleti 1912 yılında başlayan balkan Harbi'nden yenik çıkmıştı. Birçok Toprak kaybının yanında çok sayıda asker ve malzeme kaybına uğramıştı. Balkan Harbi'nin yaraları sarılmadan Almanların oyunuyla I. Dünya Harbi'nin içine girilmiştir. Birçok cephede birden savaşmak zorunda kalan Türk milleti çok canlara mal olmuş çok acılar çekmiş olduğu bir Kafkas Cephesi yaşamıştır.

Savaşın ilânıyla beraber seferberlik emri Bitlis şehrinde halkın görebileceği yerlere sabah erkenden asılmıştır. Seferberlik yazısını okuyan halk Bitlis Askerlik şubesine giderek Askere yazılmıştır. Bu kafileyi takiben Bitlis şehrinden birçok kafile Kafkas Cephesi'ne yollanıştır. 40.000 kişilik 10 uncu Kolordunun bir kısmını teşkil eden Bitlis uşaklarının ekseriyeti şehitlik mertebesine yükselmiştir. Bu şehitler Sarıkamış Harekâtı sırasında Allah-u Ekber Dağlarında donarak hayatlarının baharında göçmüşlerdir.1

Rus Çarı Deli Petro'nun vasiyeti gereği yıllardan beri Sıcak denizlere ulaşma hayalleri içinde yaşayan Çarlık Rusya orduları harekete geçmiş Ermeni asıllı General Yudenich'in Başkomutanlığındaki Kafkas Ordusuna Anadolu'nun doğusunun işgali emri verilmiştir. Bu emir üzerine Kafkas Ordusuna bağlı 4 üncü Kafkas Kolordusu Doğu Anadolu'ya girmiştir. Kısa bir süre içerisinde Doğu Anadolu'nun birçok şehrini işgal eden Rus birlikleriyle ona öncülük eden gözü dönmüş Ermeni çapulcuları Bitlis sınırlarına dayanmıştır.


Ekleyen:Halil Kurt
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     Benzer Dokümanları İnceleyin
Türkiyenin Tarihi ve Doğal Güzellikleri(33889)

Orta Asya ( İslamiyet Öncesi ) Türk Tarihi ilkler - enler(9048)

Tarih Ders Notları(1808)

Orta Asya Türk Tarihi(1698)

İnkilap Tarihi Özet-2(1635)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Tanıtım Yazılarınızı Yayınlamak İçin Tıklayın



Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın En Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!