Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:





  
Çiftlik Hayvanlarında Davranım
www.arsivbelge.com
Çiftlik Hayvanlarında Davranım dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Çiftlik Hayvanlarında Davranım başlıklı doküman hakkında bilgi yazının devamında...
Ödev ve Araştırmalarınız için binlerce dokümanı www.arsivbelge.com sitesinde kolayca bulabilirsiniz.

ÇİFTLİK HAYVANLARINDA DAVRANIM

 

            GİRİŞ

           

            Hayvan yetiştiriciliği uygarlığın gelişiminde önemli bir paya sahiptir. İnsanlar; beslenme, örtünme ve taşımacılık gereksinmelerini karşılamak amacıyla çok sayıda hayvan türünden yararlanmış ve yararlanmaktadır. Bu ilişkiler nedeniyle hayvanlar çok uzun zamandır insanların yoldaşı olmuş, kendilerini yetiştiren insanların yaşamlarını etkilemiş ve onlardan etkilenmiştir.

            Hayvanlar; et, süt, yumurta, yapağı ve benzerlerini üretiyor olmaları nedeniyle evcilleştirilmişlerdir. Bununla birlikte evcilleştirilmiş olan  hayvan  türlerinin en önemli özellikleri evcilleştirmeyi mümkün kılacak  davranımsal niteliklere sahip olmalarıdır. Yetiştiriciliği yapılacak hayvanların; insanlara karşı yırtıcı-öldürücü davranımlarının olmaması veya bu davranımlarının yok edilebilmesi, insanlara karşı saldırganlıklarının düşük düzeyde olması ve esaret altında (insan denetiminde) etkin bir üreme performansı gösterebilmeleri gereklidir.  Hayvanların evcilleştirildiği dönemden bu yana hayvan yetiştiriciliği ile uğraşan kişiler hayvanların davranımlarını saptamak, ölçümlemek ve yorumlamak zorunda olmuşlardır. İyi bir hayvan yetiştiricisi; hayvanların  yetiştiricilik uygulamasına ne şekilde davranışsal tepki göstereceğini bilmesi ve davranımları aracılığıyla  hayvanların problemlerini saptayabilmesi  gereklidir.

            Yirminci YY. Başlarından itibaren hayvan yetiştiriciliğinde önemli değişiklikler olmuştur. Artan dünya nüfusunun  beslenmesine yönelik olarak hayvan yetiştiriciliği  sektörü büyümüş, üretim artışı sağlamak amacıyla entansif yetiştiricilik gündeme gelmiştir.  1965-70 yıllarından itibaren; sığır domuz ve tavuk yetiştiriciliği tamamen kapalı ve kontrollü olarak yapılmaya başlanmış ve yeni yetiştiricilik uygulamaları gündeme gelmiştir. Entansif sistemin en önemli  karakteristiği; çok sayıda hayvanın mümkün olduğunca dar alanlarda yetiştirilmesidir. Bu sistemin önemli açmazları; hastalıkların hızla yayılması riski ve hayvanların fizyolojik ve davranımsal olarak uygulamalara adapte olabilmesinin  gerekliliğidir.  Hayvanlar sistemin getirdiği kısıtlamalara büyük ölçüde uyum sağlayabildikleri halde, davranımları için .benzer şeyleri söylemek mümkün değildir. Entansif yetiştiricilik sistemi nedeniyle ortaya çıkan  pek çok yetiştiricilik sorununun;  besleme, hastalık denetimi ve hayvan fizyolojisi  bilgileri ile çözümlenmesi mümkün olamamakta, sorunların  çözümü konusunda ilerleme sağlayabilmek için davranım araştırmalarına gerek duyulmaktadır.

            Hayvan yetiştiricileri  hayvan bakıcıları, çiftlik yöneticileri, hayvan nakliyecileri, hayvan barınakları planlayıcıları, hayvanlılık ekipmanları tasarımcıları, zooteknistler ve veterinerler hayvan davranımları konusunda önemli ölçüde bilgi  sahibi olmak zorundadırlar.

            Hayvan yetiştiriciliğinin etkin ve buna bağlı olarak karlı sürdürülebilmesinin temel gereksinmelerinden  birisi hayvan davranımlarının yeterince biliniyor olmasıdır.

            Hayvanların yem tüketimi yem tercihleri ve otlanma davranımları bilinmeden  etkin bir yemleme denetimi sağlamak mümkün  olmaz. Hayvancılık işletmelerinin  karşılığını etkileyen en önemli faktörlerden birisi  sürüdeki üreme  performansıdır. Üremenin denetlenmesi; kızgınlık ve çiftleşme  davranımlarının bilinmesi ile mümkün olabilir.  Doğum ve analık davranımlarının iyi bilinmesi döllerde telefatın en aza indirilebilmesi  bakımından kritik öneme sahiptir.  Hayvanların sosyal davranımlarının  bilinmesi, işletmedeki hayvanların doğru şekilde gruplandırılması ve  bölmelerdeki hayvan yoğunluğunun belirlenmesi için gereklidir.  Böylece gruplarda; kavga yaralanma ve aşırı korku oluşması önlenerek üreme performansının gerilemesi, karkas kalitesinin düşmesi önlenebileceği gibi, yem değerlendirmenin iyileştirilmesi ve tedavi masraflarının azaltılması mümkün olur.     

 

            2. ETHOLOJİ  (DAVRANIŞ BİLİMİ) NEDİR ?

 

            Etholoji veya davranış bilim önceki yüzyılın başlarında “karakter bilim” olarak tanımlanmaktaydı. Bu tanım etholojinin günümüzdeki anlamını karşılamaktan  uzaktır.  Modern etholojinin kurucularından sayılan  Niko Tinbergen etholojiyi “davranımlarla ilgili biyolojik çalışmalar” olarak tanımlamıştır.

            Biyologlar yüzyıllardır davranımlar üzerinde çalışmalar yapmış olmakla birlikte, bu konudaki çalışmalar  Charles  Darwin’in  “İç güdü”  başlıklı bir bölümü bulunan  “Türlerin  Orijini”  adlı eserinin yayınlanmasından sonra yoğunluk kazanmıştır.  C. Darwin’in  “İnsan ve Hayvanların His ve Duygularının  Anlamı”  adlı eserinin  de davranım çalışmalarının yoğunlaşmasında önemli katkısı olmuştur. Bununla birlikte Darwin’den sonraki yarım yüzyıl boyunca davranım çalışmalarının görece  az sayıda olduğunu ifade etmek yanlış olmaz. Bu süreç zoologların  sistematik fizyoloji ve gelişme biyolojisinin  temellerini oluşturmaya başladıkları döneme kadar devam etmiştir. Bu sırada İngiltere’de  Julian Huxley, Almanya’da Oscar Heinroth, Amerika’da Charles Otis Whitman gibi az sayıda bilim adamı davranım konusunda çalışmalar yapmış ve makaleler  yayınlamıştır.  1930 lu yıllarda  Konrad Lorenz ve ardından Niko Tinbergen  tarafından hayvan davranımları teorisinin etraflıca ele alındığı  görülür.  Etholoji’nin  bu yıllarda doğmuş bir bilim dalı olduğunu ifade etmek yanlış olmaz. Daha sonra Konrad  Lorenz  ve Niko Tinbergen’in  1972 yılında fizyoloji alanında Nobel ödülü alması ile etholojinin bir bilim dalı olarak kabul edilmesi  tescil edilmiştir.  Lorenz ve Tinbergen‘den  başka bu ödüle  Karl von  Frisch üçüncü kişi olarak ortak olmuştur. Frisch’in ödüle ortak olmasını; balarılarının nektar kaynaklarını kolonideki diğer  işçi arılara tarif etmeleri sırasında sergiledikleri uçuş şekilleri (arı dansı) olmuştur.

            Etholojiyi doğal tarihin bir dalı olarak kabul edenlerin hatası hoşgörülebilir. Çünkü doğadaki farklılıklar insanların her zaman ilgisini çekmiştir. Etnologlar da hayvanların doğal davranımları üzerinde çalışmalar  yapmışlar ve uzun saatler boyunca  hayvanları izlemişlerdir.  Bu çalışmalar hipotez oluşturmaya veya deneysel çalışmaya bir yönelimin oluşturmaya yeterli olmasa da pek çok  bilgini üretilmesini sağlamıştır.

            Dikkatli ve etraflı tanımlamaların yapıldığı bu başlangıç  aşamasının oluşturduğu  altyapı  sayesinde “ethogram”lar geliştirilerek üzerinde çalışılan türlerin davranış kalıpları tespit edilebilmiştir.

 

            3. DAVRANIMLARIN KÖKENLERİ

           

            3.1. Davranım; hayvan ve/veya hayvan topluluklarının; kolayca belirlenebilen, buna karşılık çok karmaşık  nitelikteki fonksiyonları şeklinde tanımlanmaktadır.  Söz konusu karmaşıklık davranımların tek bir faktöre bağlı olarak değil, çok sayıda faktörün etkisiyle ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte bazı aktiviteler kolayca belirlenebilir fakat karmaşık bir yapıya sahip değildir. Refleksler bu grupta yer almaktadır. Refleksler nadiren diğer vücut hareketlerinden ayrı olarak ortaya çıkmaları nedeniyle fizyolojide önemli yer tuttukları gibi etholojinin de önemi  bir konusudurlar.  Şartlı refleks  ise refleksin özel bir  tipi olup öğrenmenin temel mekanizmasıdır. Davranışların ortaya çıkışında veya oluşumunda etkili olan  faktörler aşağıda sıralanmıştır.

           

            3.2. Genetik Yapı: Hayvanlar aleminin sınıflandırılmasında çeşitli sınıflarda bulunan hayvan gruplarının davranımlarının  bir bölümü benzerlik gösterir. Söz konusu benzerlik belirtilen  hayvan gruplarının genetik yapılarından  kaynaklanmaktadır. Canlıların sınıflandırılmasında en alt grubu  tür oluşturmaktadır. Daha önce tanımlandığı şekli ile tür; ortak morfolojik ve fizyolojik  özelliklere sahip olan, çiftleştiklerinde döl verimli döller elde edilebilen hayvan gruplarına verilen addır.  Aynı tür içinde yer alan hayvanların bir başka özelliği de pek çok davranımlarının benzer olmasıdır. Söz konusu bu davranımlar anomali dışında türe mensup tüm hayvanlarda ve bunların döllerinde aynı şekilde görülür. Örneğin doğumundan itibaren kuş ya da  fare gibi her hangi bir av ve bunların avlanmasını görmemiş bir kedi, bu avlarla ilk karşılaşmasında türe özgü avlanma davranımlarını gösterir. Söz konusu bu davranımlar kedinin genetik yapısından kaynaklanmakta, herhangi bir dış etken olmaksızın sergilenmektedir.

 

3.3. İçgüdü:  İçgüdü  aslında genetik yapının bir ürünüdür ve kalıtsaldır. Bununla birlikte etholojinin önemli bir konusu olması nedeni ile ayrıca ele alınması uygun görülmektedir. İçgüdüsel davranımlar hayvanın yaşamı boyunca deneyimlerine ve bulunduğu çevre koşullarına  bağlı olarak değişikliğe uğrayabilir. İçgüdüsel davranımlar hayvanın ve dahil olduğu türün devamlılığını  sağlayan önemli kalıtsal özellikleridir.  Bu davranımlardaki eksiklikler hayvanın yaşam ortamına adaptasyonunu geriletir. Hayvan içgüdüsel davranımlarını, deneme–yanılma yoluyla öğrenme olanağına sahip değildir. Çünkü söz konusu öğrenme süreci boyunca yaşamını devam ettirme şansını bulamayabilir.

3.4.  Çevre:  Hayvanların yaşadıkları çevreden gelen uyarımlar duyu organları aracılığıyla algılanır.  Algılanan bu uyarımlar hayvanların davranımlarını önemli ölçüde  etkilemektedir.

3.5. Güdü (Motivasyon): Herhangi bir davranışı başlatan ve bu davranışın yönünü ve devamlılığını belirleyen, hayvana ait (içsel) bir güç olarak tanımlanabilir.  Güdüsel davranışların bir bölümü fizyolojik gereksinmelerle, diğer bir bölümü ise çevresel uyarıcılarla ilgilidir. Güdüsel davranışların başlamasına neden olan fizyolojik kaynaklı  nedenlere “dürtü”  adı verilir.  Dıştan gelen ve davranışın başlamasına neden olan dışsal güdüleyicilere ise “özendirici” adı verilmektedir.

3.6. Yer değiştirme (Displacement) Aktivitesi;  İki zıt güdüye aynı  anda yeterli şiddet ve süre ile maruz kalan hayvanların sergiledikleri davranımlara verilen addır. Hayvan söz konusu güdülere tek tek maruz kalırsa iki farklı davranım sergilerken, bunların birlikte etkilemesi sonucunda bu iki davranıştan daha farklı bir davranış sergiler. Yani bir arada  etki yapan bu iki güdünün oluşturduğu enerjiyi başka bir davranışa  yönlendirmiş veya yer değiştirmiş olmaktadır.

3.7. Geçmişteki Deneyimler:  Hayvanın ergin yaşamında etkisini sürekli olarak koruyan geçmişteki deneyimler davranımların oluşumunda etkili olmaktadır. Çevresel faktörler veya davranımlar genç hayvanların üzerinde ergin  hayvanlara göre daha kalıcı etkiler yaratmakta ve onların gelecek yaşamlarındaki davranımlarını belirlemekte etkili olmaktadır.

Hayvanın doğmasından hemen sonrasındaki kısa dönemde, görme, işitme ve koklama duyusunun önemli etkisi ile  sosyal ve fiziksel çevresinden aldığı uyarımlarla oluşturduğu; anaya bağlılık, kendi türünü tercih etme gibi davranımlar; genç yaşlardaki deneyimlerle oluşturduğu davranımlar, sütten kesimden sonraki erken yaş dönemlerindeki öğrenme süreçlerinin etkisiyle geliştirdiği  davranımlar bunlara örnek olarak verilebilir.  Belirtilen dönemlerde geliştirilen söz konusu davranımlar, ergin yaşlarda da sürdürülür.

 

4. FİZYOLOJİK  ETHOLOJİ

 

            Hayvanların davranımları, hayvan ile çevresi arasındaki etkileşimlerin (interaksiyonların) bileşimlerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Yani hayvanın davranımlarında etkili olan fizyolojik  süreçlerin bilinmesi gerekmektedir. Bu bağlamda duyu organları, sinirsel ve endokrin mekanizmaların önemle üzerinde durulmalıdır.

 

            4.1. Uyarım

            Duyu organlarının işlevi çevresel uyarıların tespitine  yöneliktir. Pek çok davranış, hayvanın içerisinde bulunduğu çevreden o anda gelen uyarımların bir sonucudur. Bu uyarımlar hayvanı çeşitli şekillerde duyu organlarını uyarmak suretiyle etkilemektedir.

 

            4.1.1. Dokunma Duyusu  ve Uyarımı

            Ana–yavru arasında birbirini tanıma ve hoşgörülü davranma, emme, çiftleşme gibi fonksiyonlarda dokunma duyusu önemli etkiye sahiptir. Hayvanın yeterli bir dinlenme sağlayabilmesi için dokunma duyusunun uygun olması gereklidir. Hayvan dokunma duyusu aracılığı ile yattığı yerden rahatsız edici bir uyarımı algılıyorsa dinlenme davranışını  tam olarak oluşturamaz.

            Dokunma duygusu aracılığıyla algılanan bazı temaslar hayvanları hoşnut eder. Hayvanların birbirlerini yalama davranımları buna örnek olarak verilebilir.

 

            4.1.2. Koklama Duyusu  ve Uyarımı

            Koklama duyusunun  hayvanlarda pek çok davranımın oluşması bakımından kritik bir önemi vardır. Örneğin çiftleşme davranımları büyük ölçüde koku uyarımının denetimi altındadır. Dişi hayvanların kızgınlık döneminde salgıladıkları koku erkek hayvanların cinsel uyarımlarını sağlamakta, cinsel davranımların başlaması bu yolla olmaktadır.

            Hayvanlar tarafından karşı cinsiyeti uyarmaya yönelik ve vücudun türe özgü olarak değişik yerlerinde bulunan bezler aracılığıyla salgıladığı kokuya  feromon  adı verilir. Erkek domuzun preputium (penis kılıfı) sıvılarınca dişi domuzları cinsel yönden uyaran bir feromon  salgılanmaktadır. Tekelerin boynuzlarının hemen arkasında bulunan bezlerden salgıladıkları feromon keçileri cezbeder.

            Analar yavrularını kokuları aracılığı ile tanır, onlara ilgi gösterme, emzirme davranışlarını sergiler. Yem veya otların kokuları onların tercih ve reddedilmelerinde etkili olur.

           

            4.1.3. Görme Duyusu  ve Uyarımı

            Hayvanların davranımlarını belirleyen en güçlü etkiye sahip olan uyarım görmedir. Çevrenin, sürü arkadaşlarının, yem ve bakıcıların, düşmanların tanınması ve davranımların buna göre düzenlenmesi bakımından görme uyarımı yaşamsal bir öneme sahiptir.  Ana ile yavrunun birbirini  tanımaları,  çiftleşme davranımlarının düzenlenmesi  (fotoperiodisite) ve hayvanın çevreye uyum davranımlarının oluşmasında görme önemli bir yer tutmaktadır.

 

            4.1.4. İşitme  Duyusu ve  Uyarımı

            Hayvanlar arasındaki işitsel iletişim sosyal ve cinsel alanda davranışların uyarılmasında etkin bir yoldur.

            Yeni doğmuş bir yavru ile anası arasında bağlanma oluşmasında işitsel uyarım önemli rol oynar. Bu bağ kuzuların; özellikle yaşamlarının erken dönemlerinde olmak üzere, daha sonraki dönemlerinde beslenmelerinde rol oynar.

            Bazı sesler hayvanlarda sakinleştirici bir etki yaparken, bazıları onlarda korku ve panik oluşturabilmektedir. Hayvanların sakin ve huzurlu olması onların verimliliklerini olumlu etkilemektedir. Yumurta tavuğu kümeslerinde klasik müzik aracılığıyla hayvanların sakin ve huzurlu olmaları sağlanarak yumurta veriminin artırılması  uygulamaları kamuoyu tarafından iyi bilinmektedir.

 

            4.1.5. Tad Alma Duyusu  ve Uyarımı

            Doğal veya serbest yaşam koşullarında bulunan hayvanlar yemlerini seçerek tüketmektedirler.  Belirtilen seçicilikte tad alma duyusunun rolü oldukça önemlidir. Hayvanlar lezzetli buldukları ot ve yemleri daha fazla tüketme eğilimindedirler.

 

            4.2.  SİNİR   SİSTEMİ

 

            Beyin, omurilik ve periterol sinirlerin esas fonksiyonları davranışların üretilmesidir. Hayvanla ilgili iç  ve diş faktörler çeşitli alıcılar tarafından algılanarak sinir impulsları şeklinde beyne ulaştırılır. Kimyasal, termal, mekanik vb. olabilen uyarımlar duyu organları aracılığıyla algılanmakta ve sinir lifleri üzerinden farklı frekanslardaki impulslar şeklinde beyne iletilmektedir. Beyin bu algılara yorumlayarak hayvan tarafından oluşturulacak tepkilere ilişkin komutları yine sinir lifleri aracılığıyla organlar  aktarmaktadır.

            Sinir sistemine bilgi sağlayan iki tip alıcı mevcuttur. Hayvanların dışındaki ortamdan gelen uyarımlar; dış alıcılar (exteroseptor), hayvanın kendisinde oluşan uyarımlar ise iç alıcılar  (interoseptor)  tarafından algılanır. Dış alıcılar; deri, görme, işitme, ve koku alma organlarında; iç alıcılar ise kas içerisinde, eklemlerde, tendonlarda ve iç organlarda bulunur.

            Sinir impulslarını ve bunların duyuları oluşturmasını sağlayan alıcılara  duyu organları  adı verilir. İmpuls yarattığı halde duyu oluşturmayıp refleksleri oluşturan alıcılar ise aktivatör  olarak adlandırılır.

            Sinir impulsları sinir hücrelerini  boydan boya  aşar, hücreler arasında sinaps adı verilen temas noktaları bulunmaktadır. Sinapsların görevi sinirsel iletimi denetlemektedir. Ayrıca sinapslar nöronları birleştirerek sinir hatları (yolları) oluşturmaktadır. Bu hatlar genellikle beynin dış yüzeyini  çevreleyen serebral kortekse ulaşmaktadır.

 

4.2.1.      Serebral  Korteks

Serebral korteks tek bir birim görünümünde olmakla birlikte çeşitli bölümlere sahiptir. Bu bölümlerde duyu impulsları alınıp değerlendirilir ve yeniden yönlendirilir.

Korteks bir sinirsel kanalları yığını niteliğindedir. Bu kanallar birbirleri ile de  ilişki halindedir. Belirtilen yapı sinirsel impulsların yönlendirilebileceği  yollar bakımından son derece fazla olasılık meydana getirmektedir.

Korteks 4 ana duyu merkezinden oluşur. Bunlar;

-          Vücut  duyu merkezi

-          Görme merkezi

-          İşitme merkezi

-          Koku alma merkezi’dir. Bu  merkezler sinirsel sinyalleri alma, duyuya dönüştürme ve davranışları belirleme görevlerini üstlenmiştir.

 

4.2.2.      Hipotalamus

Beynin tabanında yer alan Hipotalamus; sinirsel etkilerin çok karmaşık bir biçimde  toplandığı bir alandır.  Hipotalamus ayrıca kan dolaşımı  tarafından kendisine  ulaştırılan  bazı maddelerden de etkilenmektedir.

            Hipotalamusun aktivitelerinin  çoğunluğu hemen  altında yer almakta olan hipofiz  bezinin hormon üretimini etkilemeye yöneliktir. Hipofiz; hormonal aktivitesi ile davranımlar  da dahil olmak üzere vücudun çeşitli  etkinliklerinin  devamlılığını sağlayan endokrin bir bezdir. Hipotalamus çeşitli sinirsel ve salgısal aktiviteleri ile hipofizi etkileyerek  çalışmasını düzenlemekte, böylece yaşamsal bir işlevi yürütmektedir.

            Hipotalamusun hücresel aktiviteleri normal zamanlarda yavaştır. Bu dönemlerde  hipotalamus tarafından impuls dizinlerinin salıverilmesi de yavaş olmaktadır. Çiftleşme zamanlarında genital organlardan gelen uyarımlar veya yavrunun emmesi sırasında memeden gelen uyarımlar  hipotalamus aktivitelerinin  hızlanmasına , üreme  hormonları veya sütün salıverilmesini  etkileyen  hormonların  artmasına yönelik komutlar üretmesine  buna bağlı olarak da davranımlarda değişikliğe  neden olur.

 

            4.3.  ENDOKRİN   SİSTEMİ

 

            Endokrin  sistemin fonksiyonel  aktivitesi  davranımlar üzerinde önemli etkilere  sahiptir. Endokrin sistem;  ürettiği mesaj, bilgi ve komutları kan dolaşımı aracılığıyla tüm vücuda iletebilme özelliği  nedeniyle sinir sistemine  göre önemli bir avantaja sahiptir.  Hormon; düzenli olarak üretimi ile vücudun çeşitli bölümlerini denetlemeyi sağlayan sabit ve uzun süreli bir sinyal gönderme yöntemidir. Hormon salınımını veya dengesindeki değişiklikler davranışların da değişmesine neden olur .

            Endokrin mekanizmasının davranımlara etkilerinin  anlaşılabilmesi için, endokrin bezlerin fonksiyonlarının  bilinmesi gereklidir.

 

4.3.1.      Hipofiz  Bezi  (Pituitary) ve Hormonları

Hipofiz beynin tabanına kafatasının arka kısmından bir sap ile asılı olup, hipotalamus ile yakın ilişki içerisinde olan bir bezdir. Hipofiz;  posterior (arka) ve anterior (ön) olmak üzere  iki lobdan oluşur.  Hipotalamustan başlayan bir sinir kanalı, saptan geçerek hipofizin  posterior  lobunu besler, anterior  lob ise hipotalamus ile ilişkisini kan damarlarından oluşan portal sistem ile sağlamaktadır.

            Hipofizin her iki lobu  kendilerine özgü hormonlar üretir ve salgılarlar. Bu hormonlar diğer endokrin bezler ve hedef organlara gönderilen kimyasal kuryeler (bilgi taşıyıcı) olarak nitelendirilebilir.

Hipofizin anterior lobundan salgılanan gonadotropik (gonadları, yani üreme hücresi üreten organları etkileyen) hormonlar hayvanların üreme davranışları üzerinde çok önemli etkiye sahiptirler.  Bu hormonlar  FSH (Folikül Uyarıcı Hormon)  ve LH (Lüteinleştirici  Hormon) dır. Bu hormonlar erkek ve dişi hayvanlarda üretilmekte  ve gonadları (yumurtalık ve testis) etkilemektedir.  Dişide bu iki hormon birlikte üretilmekle birlikte miktar ve salınım bakımından sırayla birbirlerine üstünlük sağlamakta ve döngüsel üreme aktivitesini oluşturmakta, buna bağlı olarak da dişi hayvanların üreme davranımlarını  etkilemektedir.  Söz konusu hormonlar erkek hayvanlarda belirli bir düzeyde olmak üzere sürekli olarak algılanır.

Hipofiz ön lobundan  salgılanana bir diğer hormon  LTH (Lutetropik Hormon veya Prolaktin)’dır. Dişi hayvanlarda sütün salgılanmaya başlaması ve bunun devamlılığını sağlayan  LTH, emmenin memede oluşturduğu uyarıma bağlı olarak salıverilmektedir. Bu hormonun analık iç güdüsü ile ilişkili olduğu da sanılmaktadır.

Hipofiz posterior  lobundan salgılanan Oxytocin  hormonu ise uterus aktiviteleri (doğum sırasında uterusun  kasılması ve yavrunun dışarıya  çıkartılması) ve meme alveollerinin  epitel hücrelerinin kasılması ile sütün  indirilmesi  üzerinde etkilidir.

Hipofiz ön ve arka lobundan bunlardan başka  ACTH (Andronokortikotropik hormon ), TSH (Thyreotropin), ICSH (İnterstitihal cell stimulating hormon), STH veya GH (Somatotropin veya büyüme hormonu), ADH (Antidiüretic hormon veya vassopresin) hormonları salgılamaktadır.

 

4.3.2.      Triod Bezi ve Hormonları

Hipofiz tarafından salgılanan TSH’nın etkisi altında bulunan tiroid bezi thyroxine (T4)ve triodothynoxine (T3 ) hormonlarını salgılamaktadır.  Thyroxine; vücudun enerji üretimi ile ilgili aktiviteleri ve davranışları etkilemektedir. Bu hormon ayrıca; düzenli analık içgüdüsü, dişi hayvanların döngüsel  cinsel aktiviteleri  ve her iki cinsiyetin  cinsel güdüleri  açısından önem taşımaktadır.

 

4.3.3.      Adrenal Bez ve Hormonları

Böbrek üzerinde bulunan adrenal bezler, hipofizden aldığı uyarımlar ile  Steroid maddeler üretirler. Erkekte,  testiste üretilen temel erkeklik hormonunu (testesteron) destekleyen adrenal hormonların cinsel aktivite ve davranımlar üzerinde önemli etkisi vardır.

Adrenal bezin merkezinden  (medulla) ise adrenalin  hormonu salgılanmaktadır.  Tehlike ve tehdit, kaçma ve kavga–saldırganlık davranımları adrenalin üretiminin artışı  sonucunda ortaya çıkmaktadır.

 

4.3.4.      Gonadlar ve Hormonları

4.3.4.1. Testis  (Erbezi)

Ergin erkek hayvanların  testislerinden salgılanan  testesteron  hormonu tipik erkeklik  davranışların pek çoğunun oluşmasına neden olmaktadır. Bu hormonun belli bir düzeyde olması davranımlar bakımından yeterlidir. Hormon miktarının bu düzeyin üzerinde olması cinsel aktivitenin artmasına ve davranımların değişmesine  neden  olmaz.

 

4.3.4.2. Ovaryum  (Yumurtalık)

Dişi hayvanlarda  Oestrogen hormonu yumurtalıktan salgılanmaktadır. Bu hormon dişide  cinsel davranımların oluşmasına neden olmaktadır. Oestrogen  hormonu ovaryumda olgunlaşan follicul/ler  tarafından üretilir. Folikül gelişmesine bağlı olarak Oestrogen düzeyi yükselir ve bu düzey zirveye ulaştığında kızgınlık davranışları ortaya çıkar, ovulasyondan  (yumurtlama) sonra hormon düzeyi hızla azalır ve kızgınlık davranımları son bulur.

           

            4.3.5.  Epifiz 

            Beynin derinliklerinde hipotalamus üzerinde yer alan epifiz bezi döngüsel çiftleşme davranımlarını denetleyen melatonin  hormonunu  salgılar. Günün aydınlık ve karanlık saatlerinin sürelerindeki değişime bağlı olarak salgılanan  bu hormon hayvanlarda kızgınlık davranımlarının oluşabilmesi için mutlak gereklidir.

 

            5.  SIĞIRLARDA   DAVRANIM

5.1.  Sığır  Otlama Davranışları

            Sığırlar otlak boyunca yürürken otları ısırıp ağız dolusu koparır ve fazla çiğnemeden yutarlar. Hayvanlar, otlama sırasında arzuladığı nitelikte ve yeterli miktarda ot bulabiliyorsa  vücut genişliğinin iki katı genişlikte düz bir  hat boyunca otlar.  Günlük otlama mesafesi 4 km kadardır. Ilık, nemli ve rüzgarlı havalarda ve dış parazitlerin fazla olması halinde otlama mesafesi artar.

            Sığırlar; güneşin doğuşundan önce başlayarak sabahın erken saatlerinde, gün ortası, gün ortası ile gün batımı arasında, gün batımı öncesinden başlayıp, gün batımından hemen sonrasına kadar olmak üzere 4 dönemde yoğun olarak otlamaktadırlar. Sıcak iklim  bölgelerinde, yaz aylarında  gece otlaması söz konusu olur.

            Otlama mesafesi, otlama süresi, gün içerisinde otlamanın yoğun olduğu dönemler; ırk,hava koşulları, meranın ot kapasitesi gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir.

            Sığırlar otlama sırasında belli bitki türlerini, bunların belli gelişme safhalarını, bu bitkilerin çeşitli kısımlarını daha çok tercih ederler. Bu eğilime seçici otlama adı verilir.  Genç hayvanlarda  seçicilik yaşlılara göre daha fazladır. Sığırlar otları; lezzet, koku, tad, görünüm, yapı ve gelişme dönemlerine bağlı olarak tercih etmektedirler.

 

            5.2.  Sığır  Yem Yeme  Davranımları

            Sığırlar dillerini kepçe gibi kullanarak topladıkları yemleri emerek ağıza alır, yemin formuna göre  az veya çok çiğnedikten sonra yutarlar. Yem yeme davranışları;  çevre sıcaklığı, dişlerin durumu, sığırların yaşı, yemin çeşidi ve formuna göre değişiklik gösterir.

 

            5.3. Sığırlarda  Geviş Getirme (Ruminasyon) Davranım

            Geviş getirme; yenen bir yemin, kusma benzeri bir hareketle rumenden ağıza getirilmesi, çignenmesi ve yeniden yutulmasıdır.  Geviş getirme hayvanın otlakta bulunduğu süre içerisinde fazla miktarda ot tüketebilmesine olanak sağlamaktır.  Bu süre içerisinde rumende depolanan otların mekanik sindirimi için zaman harcanmamış olmaktadır.

            Sığırların günlük geviş getirme süresi 4 –9 saat arasında değişir. Hayvanlar arasında, aynı hayvanın farklı günlerde, geviş getirme süresi yem veya otun miktar ve niteliklerine bağlı olarak  farklılık gösterir.  Günlük geviş getirme süresi otlama süresinin %75 i kadardır. Mera bol otlu ise otlama süresi kısalmakta, tersinde uzamaktadır. Buna bağlı olarak geviş getirme/otlama oranı 0.5 ile 1  arasında değişebilmektedir.

 

5.4.    Sığırlarda Su İçme Davranımı

Sığırlar suyu; ağızlarını su içerisine batırıp, ağız içine emerek çekmek suretiyle içerler. Bu sırada  dil pasif bir görev üstlenmektedir. Su tüketimi; ırk, yaş, kuru madde tüketimi, sıcaklık, rasyonun protein ve tuz içeriği , gebelik, laktasyon gibi pek çok  faktörden etkilenir.

 

5.5.    Sığırlarda  Emme Davranımı

Buzağılar, doğumu izleyen ilk 2-5 saat içinde analarını emmeye başlarlar. Buzağı ayağa kalktıktan sonra ananın vücut çıkıntılarını yoklayarak memeyi bulmaya çalışır. Ana da bu sırada  buzağının memeyi bulmasını sağlayacak bir pozisyon almaktadır.

Buzağı dili ile meme başının etrafını sarar,  ağız içerisine negatif basınç oluşturarak  sütün memeden ağıza akışını sağlar. Ağız boşluğunda oluşturulan negatif  basıncın maksimuma ulaştığı anda, dil tarafından meme başına yapılan  baskı minimum  olmaktadır.

Buzağılar kendilerini,  bir başka buzağının çeşitli  organlarını veya çevredeki bir nesneyi de emebilir. Bu davranım genç buzağılarda emme içgüdüsünün bastırılması, daha büyük  buzağılarda ise tüketilen yemlerin besin  maddesi içeriğinin  yetersiz olması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Daha ileri yaşlardaki hayvanların birbirlerini emmesi kuru madde tüketimlerini azalttığı gibi, yutulan kıllar nedeniyle sindirim bozukluklarına da  neden olabilir.

Yeni doğan buzağılar analarını günde  5-8 kez emerler. Buzağının yaşı ilerledikçe günlük emme sayısı azalmakta, her defasında içilen süt miktarı artmaktadır.

 

5.6. Sığırlarda Cinsel  Davranım

            5.6.1  Erkek  Cinsel   Davranımları

            Çiftleşme; kur yapma, ereksiyon, penisin preputiumdan dışarıya çıkması, dişi hayvana çıkış yapma, penisin vulvadan içeriye girişi  (coitus), ejekülasyon hamlesi, ejekülasyon ve dişi üzerinde iniş olmak üzere bir dizi davranışı içermektedir.

Boğa; kızgınlık dönemindeki dişiyi yakından izler, dişinin dış genital organlarını sık sık koklar ve yalar.  Kızgın dişiyi tespit eden boğa sık sık toprağı  boynuzlar ve ön ayağı ile yeri eşeler, baş, boyun ve göğsünü yere sürer, burun deliklerini genişletir. Çiftleşme öncesinde dişinin arka kısmına geçerek çene ve boynunu ineğin sağrısı üzerine koyar. Dişi bu arada hareketsiz kalır veya hafifçe geriye doğru gelir. Bu sırada boğa dişi   Şekil 1. Kavga başlangıcı davranımları                            üzerine çıkış  (aşım ) yapar.

             Cinsel davranımlar   

 

            Boğanın cinsel uyarımında, görme, tad alma, koklama ve dokunma duyularının etkisi bulunmaktadır. Koklama, kızgınlıktaki dişinin belirlenmesinde önemli rol oynar. Kızgın dişinin vajinal akıntılarının kokusu  bunda etkilidir.  Bununla birlikte koku uyarımı çiftleşme için birincil durumda değildir. Görme, tad alma ve dokunma uyarımları için de  durum farklı değildir.

            Yetiştiricilik uygulamalarında boğalara yılda  50-80 aşım yaptırılır. Sperma üretim merkezinde boğalardan haftada bir sperma sağımı yaygın bir uygulamadır. Fakat yapılan deneysel çalışmalarda, boğalardan  haftada 6 kez sperma sağımının olumsuz  bir etkisi olmadığı belirlenmiştir. Bir boğadan 6 saatte  77 ejekülasyonun alınmış olması gibi uç örnekler  de mevcuttur.

 

5.6.2.      Dişi  Cinsel Davranımları

Dişi hayvanların cinsel davranımları kızgınlık dönemlerinde görülmektedir. Bu dönemde  dişi daha aktif, çevresel uyarımlara duyarlı ve üstünlük  davranımları  artmış bir haldedir. Kızgın dişi, sürüdeki diğer dişilere çıkış  yapar, diğer dişilerin  kendisine çıkış yapmasına izin verir.

Bazı durumlarda kızgınlık davranımları ortaya çıkmaksızın ovulasyon olur. Sessiz veya gizli kızgınlık  olarak adlandırılan bu durum sürüde üreme yönetiminde  aksamalara yol açar.

 

5.6.3.      Sığırda Cinsel  Davranım – Fertilite İlişkisi

Cinsel davranım yoğunluğu yüksek olan erkek hayvanlar diğerlerine göre daha fazla sayıda  ejekülasyon yaparlar. Erkek hayvanlarda kuşku ve korku ejekülasyonu engellenmektedir. Bu nedenle çiftleşme veya sperma sağımı sırasında boğanın tanıdığı, sakin bir yerde bulunması önemlidir.

Dişi sığırlarda ovulasyon zamanı kızgınlığın tespiti aracılığıyla belirlenebilmektedir. Bu nedenle sessiz  kızgınlık gösteren hayvanların tohumlama zamanını belirlemek  mümkün olmaz. Bu  tip hayvanlar uzun süre infertil olarak kalabilirler.

Sığırların; kızgınlık başlamasından 12-14 saat sonra tohumlanmaları döl tutma olasılıklarının en yüksek düzeyde olmasını sağlar. Bu nedenle kızgınlığın başlangıcının doğru olarak tespiti önemlidir. Bu bağlamda sürünün gün boyunca dikkatli bir şekilde gözlemlenmesi fertilite açısından önem kazanmaktadır.

 

5.7. Sığırlarda  Sosyal   Davranımlar

            Bovidae familyasında; yaşlı bir dişi, onun ergin dişi dölleri ve bunların döllerinden oluşan anaerkil  (matriarkal) yapı en yaygın görülen grup tipidir.  Erkekler ayrı bir grup halinde bulunur ve çiftleşme  dönemlerinde diş grubuna katılırlar. Entansif  sığır yetiştiriciliğine  özgü uygulamalar bu yapının oluşmasını olanaksız kılar. Çünkü erkek, dişi, genç, ergin, sağmal  hayvanlar ayrı gruplar halinde farklı yerlerde barındırırlar. Söz konusu yapay gruplandırmada dahi hayvanlar arasında pek çok sosyal ilişki oluşmaktadır.

            Entansif sığır yetiştiriciliğinde boğalar bireysel bölmelerde tutulduklarından, dişiler arasında sosyal ilişkiler söz konusudur. Bunlar saldırganlık (agresif), mücadele (agonistik)  ve  olumlu  ilişkiler olarak gruplandırılabilir.

            Agonistik davranımlar en hafiften ağıra doğru; pasif çekingenlik, tehdit, toslama ve kavga olarak sıralanabilir.  Pasif çekingenlik  boyun eğme ve kaçma şeklinde görülebilir. Tehdit davranımı sergileyen hayvan başını yere yaklaştırır, gözlerini hasma yöneltir, ön bacakları dik durumdadır, arka ayaklar yerde sürüklenerek  rakibe yaklaşılır, bazen boynuzlar ve boyun yere sürülür, ön ayaklarla eşelenilir. Rakip pasif çekingenlik göstermezse toslaşma ve kavga başlar. Kavga; rakibe yan veya arka taraftan darbe vurmaya  veya  buna olanak vermemeye yönelik olarak baş ile iteleşme şeklindedir.     Şekil 2. a) Soldaki tehdit etmekte, sağdaki çekingenlik
Bu sırada yandan darbe alan mücadeleyi                  göstermekte,   b) Fiziksel mücadele,
kaybeder, kaçar veya boyun eğer.                             c)Düğümlenme, d) Böğüre saldırı, e) Toslama

 

            Sığırlar arasındaki olumlu ilişkiler ise; koklama, yalama, eşcinsel  davranımlar (başın diğer hayvanın sağrısına yaslanması  ve  çıkış ) olarak sıralanabilir.

            Sürü halinde hareket eden sığırlarda herhangi bir eyleme öncülük eden hayvan lider olarak adlandırılır.  Lider hayvanlar her türlü eylemin  (sağım binasına , meraya gidiş) öncüleridir. Liderlik ile üstünlük arasında genellikle bir ilişki yoktur.

 

            5.7.1. Sosyal   Hiyerarşi

            Bir bölme veya merada grup halinde bulunan sığırlar arasında hızlı bir şekilde hiyerarsik  düzen oluşmaktadır. Hayvanlar hiyerarşik düzen içerisindeki yerlerini bilir ve sürü içerisindeki davranımlarını buna uygun olarak sergiler. Üstünlük düzenin oluştuğu  sürüler sakindir ve genellikle her hangi bir karışıklık (karmaşa) görülmez. Hayvanlar yaşamları süresince edindikleri deneyimlere bağlı olarak diğer hayvanların kendilerine göre sosyal konumlarını belirleyebilirler. Bir hayvanın diğer hayvana üstünlüğünü kabul ettirmesi için mücadele zorunlu değildir.  Bir bakış, bir hareket ile üstünlük sağlanabilmektedir.

            Ticari yetiştiricilikte sürüye her zaman yeni bir hayvan sokulabilir. Yeni gelen hayvanın sürünün sosyal yapısı içinde yer almasına kadar küçük karışıklıklar ortaya çıkabilir. Bu nedenle sözü edilen uygulamalarda sürü dikkatli bir şekilde izlenmeli, yeni hayvanın grup içerisindeki sosyal konumunu belirlemesine  kadar ortaya çıkabilecek  mücadele  davranışlarının yaralanmalara  neden olması engellenmelidir.

            Besi işletmelerinde yakın cüssedeki hayvanlar aynı gruba koyulurlar. Yapay olarak oluşturulan bu gruplarda en çok 1-2 saat içerisinde sosyal düzen sağlanmaktadır. Bir grupta daha uzun süren bir karmaşa gözlenirse buna neden olan hayvanlar başka gruplara alınmalıdır.

            Evcil sığırlarda sosyal hiyerarşi; lineer, lineer benzeri ve karmaşık yapıda olabilmektedir. Lineer  hiyeraşide sıralamanın herhangi  bir yerindeki hayvan daha alt konumda bulunanların hepsine üstünken , lineer benzeri hiyeraşide hiyerarşik düzenin herhangi bir yerinde bazı hayvanlar arasındaki üstünlüğün yapısı doğrusal olmayabilir. Bir A hayvanı B, o da C hayvanına üstünken, C hayvanı A’ya üstün olabilir. Karmaşık hiyerarşide çok daha fazla hayvan arasında bu tip anlaşılması güç üstünlükler mevcut olabilir.  

 

           

Şekil 3. Evcil sığırda sosyal hiyerarşiler

(A: Lineer, B: Alfa, C: Orta, D ve F: Omega, E: Karmaşık hiyerarşi)  

 

5.7.          Diğer  Davranımlar

5.8.1.      Atıklama  Davranımları

            Sığırlar gübre ve idrarlarını gelişigüzel yerlerde atarlar.  Dışkılama sırasında hayvan kuyruğunun dip  kısmını yukarıya kaldırılır ve kuyruğu vücuttan uzaklaştırır. Arka bacaklar hafif ön ve yanlara getirilir, sırt kamburlaştırılır. Dişilerde idrar atım davranışı da buna benzerdir.  Erkek hayvanlar ise normal ayakta duruş pozisyonunda  veya yürürken idrar yaparlar. Dişi hayvanların atıklama pozisyonlarından  yararlanılarak  bağlı duraklı ahırlarda  gübre ve idrarın idrar  çukurlarına atılmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Durak üzerine hayvan sırtını kamburlaştırdığında sırta temas edebilecek yüksekliğe zayıf akım verilmiş  bir tel asılıdır.  Atıklama sırasında bu tele temas edecek olan hayvan, elektrik akımı nedeniyle bu davranımını gerçekleştirmeyerek biraz geriye çekilip sırtının tele dokunmayacağı bir konuma gelir. Bu sırada atılan gübre ve idrar ise hayvanın yattığı  yere değil idrar –gübre  çukuruna düşer. Sağlıklı ergin bir sığır günde  9 kez idrar, 12-18 kez dışkı yapmaktadır.  Sağmallarda bu sayı daha yüksektir. 

 

          

Şekil 4. Elektrikli teller ile dışkı atımının kontrolü

 

      5.8.2.  Araştırma  Davranımları  

            Hayvanlarda meraka neden olan uyarıcıların iki temel karakteristiği; korkuya neden  olmamaları ve olağandışı  olmalarıdır. Sığırlar bu nitelikteki nesnelere yaklaşırken başlarını yere eğer, gözlerini cisme kulaklarını yukarıya dikerler. Yabancı nesne önce koklanır, bu sırada burun delikleri hareket etmektedir.  Daha sonra cisim yalanır. Cisim küçük boyutta  veya esnek ise ağıza alınır, bazan yutulur. Bu nedenle hayvanların bölmelerinde belirtilen özelliklerdeki  yabancı cisimlerin bulunması önlenmelidir.

 

5.8.3  Yalama  ve  Yalanma

            Sığırlar zaman zaman  kendilerini ve sürü arkadaşlarını  yalarlar.  Başka bir hayvan tarafından yalanan hayvan buna hiç tepki göstermez, huzurlu bir şekilde bunu kabul eder. Hayvanların kendilerini yalamaları veya başka hayvanlar tarafından yalanmaları  gübre, idrar veya çamur bulaşmış bölgelerinin temizlenmesi ve dış parazitlerden  kurtulmaya yönelik bir işlevi vardır. Bu görüşe dayalı  olarak sığırlara  tımar  uygulanmaktadır.

 

6.  KOYUNLARDA    DAVRANIM

6.1.  Koyunların  Otlama  Davranımları

Koyunların üst dudakları yarıktır. Bu nedenle otları yere çok yakın kısımlardan otlayabilirler. Otlar alt çenedeki kesici dişler ve damak arasına sıkıştırılıp başın yukarıya ve öne hareketiyle  koparılır.

            Koyunlar otlama sırasında ırka ve meranın otluğuna bağlı olarak günde 3 ila 10 km yol yürürler. Sürü içgüdüsü bakımından ırklar arasında farklılıklar vardır.  Buna karşılık merada alt gruplar şeklinde ayrılarak otlama tüm koyun türü için ortak bir özelliktir. Aralarında daha yakın sosyal ilişki  bulunan bireyler bu alt grupları oluşturmakta, söz konusu gruplar  tüm etkinliklerde yakın veya birlikte hareket etmektedirler.

            Koyunlar iklim ve arazi koşullarına bağlı olarak meranın belli bir yerinde konaklama –dinlenme eğilimindedirler. Dağlık bölgelerde yüksek düzlükler,  ovalarda ise ağaç altları konaklama alanı olarak tercih edilmektedir.

            Koyunlar merada sürekli olarak otlamaz. Günlük otlama; geviş getirme, dinlenme, otlamaksızın merada dolaşma gibi nedenlerle kesilmektedir. Koyunların en uzun otlama periyotları sabahın erken saatleri, öğleden sonra ile  gün batımı arasındaki sürelerdir.  Koyunların günlük otlama süresi  9-11 saat arasında değişir. Gübre ve idrar kokusu sinmiş  otlar koyunlar tarafından otlanmamaktadır. Böylece meranın üniform bir şekilde otlanması sağlanmış olur.

 

            6.2.  Geviş  Getirme  (Ruminasyon )   Davranımları

            Koyunlar gün boyunca düzensiz aralıklarla ve düzensiz sürelerde ortalama olarak 8 geviş getirme periyodunda ve toplam 8 saat süre ile geviş getirirler. Geviş getirme periyotlarının süresi 1 dakika ile 2 saat arasında değişmektedir. Geviş getirme sırasında, çiğnenen topağın yutulması ile yeni bir topağın ağıza getirilmesi arasında kısa bir dinlenme dönemi  vardır. Bu dinlenme dönemlerinin toplam uzunluğu,  toplam geviş getirme süresinin  % 15’i kadardır.

 

            6.3.  Su   İçme

            Koyunlar merada belli yerlerden su içme eğilimindedir. Kuraklık dönemlerinde dahi bu eğilimlerini değiştirmemektedirler. Tüketilen su miktarı ırka, mevsime, mera koşullarına, üreme ve sağım  dönemine bağlı  olarak değişir.

 

6.4.    Koyun  Türünün  Cinsel  Davranımları

Koyun ırklarının çoğunluğu belirli mevsimde çiftleşme isteği gösteren yani mevsime bağlı poliöstrik hayvanlardır. Kuzey yarıkürede çiftleşme mevsimi  yaz sonu- sonbahar ile  kış başlangıcı arasındaki  dönemindedir. Koçlar tüm yıl  boyunca cinsel aktivite  gösterirler. Buna karşılık üreme mevsimi dışındaki dönemlerde koçların libido  ve semen kaliteleri normal üreme mevsimindekinden geridir.

Koç; kızgın dişinin genital kanalından salgılanan koku aracılığıyla kızgınlığı belirler, sürekli olarak bu dişiyi izler. Bu sırada dilini hızla dışarı-içeri  hareket ettirir, dişinin yan tarafına geçerek ona sürtünür, sık sık genital organını koklar, ön ayağıyla  koyunun  karın bölgesine  hafif temaslar yapar. Bu sırada koyun koçtan kaçmazsa  koç arkadan çıkış yapar ve çiftleşme  gerçekleşir. Ejekülasyon hamlesinden sonra koyun  üzerinden iner. Koyun kızgın değilse koçun bu davranımları  sırasında kaçar.

Kızgın dişi koça yakın olma eğilimindedir, vücudunu koça sürter, başını koçun böğrüne doğru uzatır, kuyruğunu hızla sallar ve koçu kabul eder pozisyonda bekler. Sık sık ve az miktarda idrar yapar.  Dişilerin, kızgınlık döneminde diğer dişilere çıkış yapma davranışı sığırlardakine göre son derece seyrek olarak gözlemlenir. Kızgınlık çoğunlukla  sabahın erken saatleri ile öğleye yakın saatler arasında başlar ve 20-30 saat sürer. Kızgınlık başlangıcından 12 saat sonra yapılan çiftleştirmelerde gebe kalma ihtimali en yüksektir.

Çiftleştirme mevsiminden önce koçlar sürüden ayrılıp, koyunların; koçların varlıklarını hissedemeyeceği uzak bir yerde barındırılır ve çiftleştirme zamanında sürüye katılırlarsa  koyunların büyük bir kısmı kısa süre içerisinde kızgınlık gösterirler. Böylece sürüde kızgınlığın belli ölçüde de olsa toplulaştırılması sağlanmış olur.

  

Şekil 5. Koyunlarda cinsel davranımlar

 

6.4.1.  Cinsel  Davranımların Üreme  Etkenliğine Etkileri

            Sürüdeki koçlar arasında üstünlük sıralaması mevcuttur. Üstün koçlar ast koçların çiftleşmelerini engelleme ve mümkün olan en çok sayıda dişi ile çiftleşme eğilimindedir. Koçlar farklı yaşta iseler, genç ve koçların çiftleşme olanağı çok azalır.  Sürüde çok sayıda koç mevcut ve çiftleştirme  geniş bir alanda yapılıyor ise genç veya ast koçlar çiftleşme olanağı bulurlar. Sürüdeki dişi sayısına göre 2 koçun tohumlamada yeterli olabileceği durumlarda dahi 3 koç katılmalıdır. İki koç katılması halinde üstün koç astın çiftleşmesini engellemeye çalışırken  kendisi de çiftleşemeyeceği için sürüde kısırlık artar.

            Kısaca, koçların sürüye serbest olarak katıldıkları durumda (serbest aşım); aynı yaştaki koçların kullanılması, en az 3 koç katılması, çiftleştirmenin geniş bir alanda yapılması tüm koçların çiftleşme şansı bulmasını sağlar.

 

            6.5.  Analık ve Doğum  Davranımları

            Doğumun hemen öncesinde koyun huzursuzlanır, sık sık yer ve pozisyon değiştirir. Bazıları izole bir yer arar.  Bu dönemde bazı koyunlar  diğer koyunların kuzularına  yoğun ilgi gösterir ve onları çalar, kendi yavrusu imiş gibi davranır.  Daha sonra kendisi doğurduğunda bu yavruyu terkeder.  Bu durumda çalınmış kuzunun  anasını bulması olanaksızdır.

            Doğum başlangıcında abdominal  kasılmalar başlar. Kasılmalar giderek sıklaşır. Koyun yatar pozisyondadır, sık sık yana dönerek başını karnına doğru hareket ettirir, kasılmalar sırasında bazen yüksek sesle meler. Kuzunun baş ve omuzları vulvadan çıktıktan sonra koyun ayağa kalkar ve su sırada yavrunun çıkışı tamamlanır. Doğumdan hemen sonra yavru anası tarafından yalanarak yaklaşık 1 saat içerisinde kurutulur.

            Ana kuzusunu başlangıçta neredeyse sadece kokusu aracılığıyla tanır. Koklama duyusu zamanla yerini görme ve işitme duyusuna bırakır ve ana ile yavrunun birbirini tanıması görsel ve işitsel yolla olur.

            Doğumdan sonra ananın yavruya ilgi göstermesi, yavrunun kokusu dışında onun hareketliliği ve vücut sıcaklığına  da bağlıdır. Doğumdan sonra hareketsiz olan zayıf kuzular belli bir süre sonra analarından ilgi görmezler. Bu sırada besin rezervlerini kısa sürede tüketen   kuzuların vücut sıcaklıkları düşer ve ölüm gerçekleşir. Bu tip kuzular bakıcı tarafından kurutulup sıcak bir yerde elden beslenmesi ve en kısa sürede  analarının  yanına götürülmelidir.

            Doğumdan 1-2 dakika  sonra kuzu  doğrulmaya çalışır ve yarım saat içinde ayağa kalkıp memeye yönelir. Ana bu sırada kuzunun memeyi bulmasını kolaylaştıracak pozisyon alır. Doğumdan yaklaşık 1 saat sonra ilk emzirme gerçekleşir.

            Güç doğum yapan veya zayıf olan analar doğumdan sonra uzun süre yatar ve yavruları ile ilgilenemez. Bu sırada kuzunun vücut sıcaklığı düşebilir ve hareketsiz  kalabilir.  Bu tip kuzular daha sonra anasından ilgi  görmeyecekleri için ölebilirler. Bazı koyunlar yavrularına yeterli  ilgiyi göstermez veya onu reddedebilir.  Çoğuz doğumlarda, ana kuzularından birisini tanıyıp diğerlerini reddedebilmektedir. Bu durum, son kuzunun doğumu sırasında diğer kuzuların kaybedilmesi ve daha sonra kabul edilmemesi, yani tanınamamasından kaynaklanmaktadır.

            Anası ölen, anası sütsüz veya sütü yetersiz olan, anasını kaybeden, anası tarafından reddedilen kuzulara problem kuzu adı verilir. Bu kuzuların diğer koyunlar tarafından emzirilmesinin  sağlanması gereklidir.  Bu, yabancı koyunun vaginal akıntılarının  kuzunun  postuna sürülmesi veya bu koyunun ölmüş  olan kuzusunun postunun, problem kuzuya giydirilmesi yolu ile sağlanabilir.  Kuzusunu reddeden analar veya problem kuzulara süt anası olacak yabancı koyunlar, geriye dönemeyecekleri kadar dar bir bölmeye konularak kuzunun zorla emmesini sağlamak suretiyle kuzuya ve emzirmeye alıştırılabilirler. Bu bazen  mümkün olmamaktadır.

 

          

Şekil 6. Problem kuzunun anaya adapte edilmesinde sıkıştırma yöntemleri

 

            6.6. Koyunlarda  Sosyal  Davranımlar       

Koyunlar, bireyleri arasında sıkı ilişki bulunan sosyal  gruplar halinde yaşayan hayvanlardır.

Ana-Yavru ilişkileri, sosyal ilişkiler ve davranımların  önemli bir  bölümünü  oluşturur. Ana; yeni doğan kuzusunu yalayarak  kurutur. Bu davranım ananın yavruyu tanımasına, kan dolaşımını hızlandırıp ve vücut sıcaklığının düşmesini önleyerek  kuzunun yaşama gücünün artmasına ve kuzunun emme  konumunu  almasına  yardımcı olmaktadır.

            Yeni doğan kuzunun anasından ayrılmaması  gereklidir.  Anasından 4-5  saat ayrı  kalan yeni doğmuş kuzular daha  sonra anaları tarafından çoğunlukla reddedilmektedir.  Bu süre en fazla  8 saat dolayındadır.  Anaları ile birlikte  bulundurulan kuzularda anaya bağlılık  oluşmaktadır. Bu bağlılığın beslenme ile ilişkisi yoktur. Anasından ayrılıp bir köpekle uzun süre bir arada  bulundurulan kuzu, köpeğe bağlanmaktadır.

            Kalabalık sürüler halinde yetiştirilen koyunlar sosyal ilişkilerin fazla olduğu alt gruplar halinde  yaşarlar.<


Ekleyen:Ümit SERT
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     
Çalışmalarınız ve ödevleriniz için her türlü kaynak ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!
          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Siz de Tanıtım Yazısı Yayınlamak İçin Tıklayın

Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!