Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:



Super Oyunlar Oyna

  
Freud Psikanaliz Kuram ve örnek Makale

                    

www.arsivbelge.com
Sigmund Freud ve PsikanalizFreud Psikanaliz Kuram ve örnek Makale dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Freud Psikanaliz Kuram ve örnek Makale başlıklı doküman hakkında bilgi yazının devamında...
Ödev ve Araştırmalarınız için binlerce dokümanı www.arsivbelge.com sitesinde kolayca bulabilirsiniz.


Psikanaliz Kuram – Sigmund Freud

Ayrıca Freud ve Psikanaliz Araştırması için tıklayınız...

Psikanaliz kuramları ilk kez 19.yy’da Avusturyalı Nörolog Sigmund Freud tarafından ortaya konmuştur. Bilimsel ve tutarlı düşünceye büyük önem veren Freud, kuramlarını ölümüne dek gözden geçirmiş ve pek çok değişiklik yapmıştır. Freud sonrasında da bu konuyla uğraşan bilim adamları pek çok önemli değişiklik ve eklemeler yapsalar da psikanaliz kuramının ana çerçevesini halen Freud’un düşünceleri oluşturmaktadır.
İnsan davranışlarını ortaya çıkaran nedenlerin neler olduğu tarih boyunca insanların ilgisini çekmiş, birçok araştırmanın yapılmasına yol açmıştır. 20. yüzyıla kadar özellikle ruhsal davranışlar mantıklı bir nedene bağlanamamış, yeterli açıklamaları yapılamamıştı. Ruhsal davranış bozuklukları bu zamana kadar beyindeki yapısal bir bozukluğa, yozlaşmaya (dejenerasyona), sinir zayıflamasına ya da doğaüstü güçlere bağlanma eğilimindeydi.
19. yüzyılın son yılında ve 20. yüzyılın başlarında öne sürülen psikanalitik kuram, normal ve normal dışı davranışları anlamamıza büyük yardımı olan modeller sunmuştur. Bu kurama sonraki yıllarda değişikliklere uğramış, bazı eklemeler yapılmış ve geliştirilmiştir. Sigmund Freud tarafından öne sürülen psikanalitik kuram, bize hem normal, hem de anormal zihinsel süreçlerin işleyişiyle ve bunların somut yansımaları olan davranışlarla ilgili bilgiler verir. Bu kuramın da çıkış noktası olarak aldığı ilk varsayım, daha önce Spinozatarafından tanımlandığı belirtilen nedensellik varsayımıdır. Ruhsal nedensellik varsayımına göre, hiçbir davranışımız nedensiz, rastgele ya da şansa bağlı değildir. Her davranışımızın altında yatan bir neden vardır. Bu neden her zaman insanın dışında ya da çevresinde değildir, insan davranışlarının nedenleri kimi zaman onun iç dünyasıyla ilgilidir.
Freud’a göre, kişiliğin güdüsü ve kişinin en büyük yoksunluğu sevgidir. İnsan bilinçli davranışlardan çok bilinç dışı güçlerle hareket etmektedir. Çoğu kez kendisi de bu bilinç-dışı davranışlarının kökenine inemez. Ancak, insanın bilinçdışı davranışları derinlemesine analiz edilirse (psikanaliz) altında sevgi arayışı yatmaktadır. İnsanın herhangi bir nedenle tatmin edemediği sevgi (aşk) yoksunluğu onu bunalımlara ve anormal davranışlara itmektedir.

Haz İlkesi:
Organizmanın acı ya da ağrıdan kaçarak haz aramasını gösterir. Haz ilkesi doğuştan vardır. Amacı doyuma ulaşmak ve haz sağlamaktır. Amacının gerçekleşmesini “burada ve şimdi ilkesi”ne göre ister. Engellenmeye dayanamaz. Çocukluk yıllarında etkindir. Büyüme ve olgunlaşmayla etkinliği azalır, fakat tümüyle ortadan kalkmaz ve yaşam boyu sürer.

Gerçeklik İlkesi:
Organizmanın gereksinmelerinin dış gerçeklere göre ertelenmesini ya da doyurulmasını sağlar. Doğuştan yoktur. Benliğin gelişmesiyle etkinlik göstermeye başlar, benliğin gelişmesine ve olgunlaşmasına koşut olarak etkinliği artar. Zamanla, haz ilkesinin etkinliği azalırken, gerçeklik ilkesinin etkinliği artar.

Haz ve Gerçeklik İlkelerinin Etkinlikleri:
Birincil süreç düşünme biçimi: İsteklerin ve gereksinmelerin doyumunu, içgüdüsel boşalmayı amaçlayan mantık öncesi düşünme biçimidir. Haz ilkesiyle birlikte çalışır.
İkincil süreç düşünme biçimi: Benliğin olgunlaşması, toplumsal yaşam ve öğrenme süreciyle birincil süreç düşünme biçiminden ayrışarak gelişen mantıklı düşünme biçimidir. Gerçeklik ilkesiyle birlikte çalışır.

Freud, zihinsel süreçlerin salt bilinç kavramıyla açıklanamayacağına inanıyordu. 1870′li yıllarda Paris’te hipnoz oturumlarındaki gözlemlerinden, daha sonraki yıllarda hipnoz uygulamalarından, hastalarla ilgili çalışmalarından ve deneyimlerinden yola çıkarak bilinçdışı ve bastırma kavramlarını öne sürdü. Bu iki yeni kavram psikanalitik kuramın iki temel taşını oluşturdu.

A. Ruhsal Aygıtın Topografik Varsayımı:

Bilinç ve Bilinçdışı
Organizma belli bir anda dışarıdan ve kendi içinden gelen tüm uyaranların sadece bir kısmını değerlendirir. Bu aslında homeostatik(iç denge) bir işlevdir. Zira tüm uyaranlar algılanacak olsa organizma inanılmaz bir karmaşıklık içine girerdi. Bilinçlilik deyince uyanıklık, ayırt edebilme, farkında olabilme durumunu kastediyoruz. Ancak ruhsal işlemlerin tümü bilinç düzeyinde yürümez. Şu an yaşadığımız bir olayı başka bir anda düşünmüyor olsak dahi, özel bir çabayla onu bilinç düzeyine çıkarabiliriz. İşte bu noktada ruhsal aygıtın farklı bir bölgesinden ya da bölgelerinden söz etmek durumundayız.
Freud ve Breuer, histerik hastalarda hipnoz ile tedavi yürütürken hastaların hipnoz altında bazı eski anılarını anlatıp boşalttıklarını ve bu sayede rahatladıklarını gözlemlediler. Bu denemeler sonucunda ilk kez “bilinçdışına bastırma” kavramı ortaya atıldı. Sonraları kuramını geliştiren Freud, ruhsal aygıtın üç bölmeden veyahut zihinsel nitelikten oluştuğunu ortaya koymuştur: Bilinç, bilinç öncesi ve bilinçdışı.
Bilinç, gerçeklikle uyumu sağlayan ve mantıksal düşüncenin baskın olduğu bölmedir. Bu sayede bilinçli eylemlerdeki düşünce ve duygular; neden, sonuç, zaman ve mekan boyutlarına uygun olarak kurulur. Burada özel bir noktaya değinmek gerekir: Çocukluğun ilk yıllarında düşünce biçimi bu özelliklerden yoksundur. Zamanla ikincil süreç de denilen bilinçli mantıksal düşünce şekline geçilir.
Bilinç öncesi ise herhangi bir anda bilincimizde bulunmasa da bir dikkat çabası ile hatırlanabilen düşünceleri içerir. Çok eski bir anının hatırlanması gibi.
Bilinçdışı ise kişinin kendi özel çabası ile bilinç düzeyine çağrılamayan ruhsal süreçleri içerir. Bu bölmeye hipnoz ve serbest çağrışım gibi özel yöntemlerle ulaşılabilir.

Psikanaliz, bilinçdışını incelemiş ve bu bölmenin özelliklerini ortaya koymuştur:
1. Bilinçdışı ruhsal süreçlerin sözel karşılıkları yoktur. Kelimelerle ifade edilemeyen bir duygu veya rahatsızlık misali.
2. Bilinçdışı istek ve dürtülerde karşıt eğilimler aynı anda bulunabilir.
3. Bilinçdışı süreçlerin enerji yükü birinden ötekine kolaylıkla aktarılabilir. Mesela annesini çok seven ve yitirmekten korkan bir çocuk, düşünde yine çok sevdiği öğretmeninin öldüğünü görebilir. Burada anneye olan sevgi öğretmene aktarılarak ifade edilmiştir.
4. Birçok istek ve dürtünün enerjisi tek bir öğede yoğunlaşabilir. Mesela düşteki bir nesne gerçekte birden fazla nesneyi simgeliyor olabilir.
5. Bilinçdışı zihinsel işlemler, zaman ve mekan tanımazlar.
6. Mamafih neden sonuç bağlantısı da tanımazlar.
7. Gerçekle ilişkileri yoktur ve ruhsal gerçek dış gerçeğin yerine geçmiştir.
8. Bilinçdışı istekler ve dürtüler haz ilkesine bağlı olarak doyum ve boşalım ararlar ve bundan dolayı bilinci sıkıştırırlar.
İşte bu özellikleri içeren düşünsel işleme birincil süreç denir. Çocukluğun ilk yılları birincil sürece dahildir. Bu nedenle psikanalizde erken çocukluk yaşantıları büyük önem arz eder.
Bu üç bölme ya da süreç arasında sürekli bir etkileşim söz konusudur. Söz gelimi, bilinçdışı bir süreç o kimsenin bilinçli davranışlarını etkileyebilir. Bu özellik psikopatolojik süreçlerin açıklanmasında önem arz eder.
Bu üç yapı zihinsel süreçlerin niteliklerini gösterir:
Bilinç: İnsan yaşamının her döneminde; her anında iç ve dış enerji değişiklikleriyle karşılaşır. Bunlardan ancak bazıları uyaran niteliği taşır ve algılanır. Burada seçici dikkat ve bireysel nitelikler önemlidir. Seçilen uyaran algılandıktan sonra uygun tepki verilir. Organizmanın iç ve dış dünyada olan bitenlerin farkında olabilmesi, seçebilmesi, algılayabilmesi, ayırt edebilmesi ve uygun yanıt verebilmesi için gerekli olan uyanıklık durumuna bilinçlilik denir. Bilinç alanındaki içerikler gerçeklik ilkesine ve ikincil süreç düşünme biçimine uyar.
Bilinç öncesi: Zihinsel süreçlerin bu niteliği doğuştan yoktur ve çocukluk döneminde gelişir. Bilinç alanında olmayan, fakat istemli çabayla bilinç alanına getirilebilen istek, eğilim, dürtü, duygu, düşünce, anı, olay gibi içerikler bilinç öncesi nitelik taşır. Bilinç öncesi içerikler hem bilince, hem de bilinçdışına ulaşabilir. Bu içerikler gerçeklik ilkesine ve ikincil süreç düşünme biçimine uyar. Bilinç öncesi, hangi içeriklerin tutulup hangilerinin bilinçdışına bastırılacağını saptayan bir süzgeç ya da otosansür düzeneği gibi işlev görür.
Bilinçdışı: Bilinçli duruma geldiklerinde bireyde anksiyete(endişe) yaratacak potansiyele sahip olan istek, eğilim, dürtü, duygu, düşünce, anı, olay gibi içeriklerin itilerek tutuldukları alandır. Bu içerikler doyuma ulaşmak için sürekli olarak bilinç alanına çıkmak ister. Bunlar istemli çabayla bilince getirilemez, bunun için özel tekniklerin kullanılması gerekir. Bilinçdışı içerikler haz ilkesine ve birincil süreç düşünme biçimine uyar.
Benliğin işlevleri şöyle sıralanabilir:
1. İç uyaranların algılanması,
2. Dış uyaranların algılanması ve dış dünyayla ilişkilerin sürdürülmesi,
3. İç uyaranlarla dış uyaranlar arasında bir düzenleme yapılması ve bunların çevre koşullarına uydurulması
4. Doyumun sağlanmasına ve fiziksel çevrenin değiştirilmesine yönelik eylemlere geçilmesi.
Benlik temel olarak hem altbenlik isteklerini, hem üst benlik yasaklarını, hem de çevre koşullarını dikkate alarak uyumsal bir davranış ortaya koymaya çalışır. Bunu yaparken kimi zaman altbenlikle, kimi zaman da üst benlikle işbirliği yapar. Bu işbirliğini belirleyen etkenler benlik gücü ve olgunluğuyla. Üst benlik gücüdür.

B. Ruhsal Aygıtın Yapısal Varsayımı:

İd, Ego, Süperego
Topografik varsayımın ardından bunun tamamlayıcısı olan yeni bir kavram dizisi ortaya atıldı. Buna göre ruhsal aygıt üç parçadan oluşur: İd (alt benlik), ego (benlik) ve Süperego (üst benlik).
1. İd
Kalıtımla geçen, doğuştan varolan, yapıda yerleşmiş bulunan her şeyi içeren tamamen bilinçdışı bir parçadır. İç güdüsel dürtüler buradan köken alır. İd, ruhsal aygıtın güç kaynağıdır. Bilinçdışının tüm özelliklerine uyar. Bu nedenle gerçeklikle ve dış dünya ile bağı yoktur. Burada egonun yardımıyla boşaltılabilen iki temel dürtüsel enerji vardır: Cinsellik ve saldırganlık.
2. Ego
Ego, ruhsal yapının düzenleyici ve uyum sağlayıcı parçasıdır. Bu görevini şu yetileriyle gerçekleştirir:
• İçten gelen dürtüsel gereksinimleri algılar.
• Dış dünyanın koşul ve durumlarını algılar.
• Sentez yeteneğiyle dürtüleri üst benliğin istekleri ve çevrenin durumuna göre düzenler ve uygun bir niteliğe sokar.
• Yürütme yetisiyle istemli davranışı eyleme geçirir.
Kısaca benliğin görevi organizmayı acıdan koruyarak doyuma ulaştırmaktır. İd tarafından dayatılan dürtüler bekletilmeyi istemez, derhal doyum ve haz ister. Çocukluk çağındaki davranış bu kalıba uyar: İsteği yerine getirilmeyen çocuk beklemek bilmez, ağlayarak tepki koyar. Bu durum erken çocukluk yıllarında idin ego üzerinde baskın olduğunu gösterir. Zamanla çocuk dürtülere baş etmeyi öğrenir ve egosuna güç kazandırır.
Buradan şu sonuca varıyoruz: İdde egemen olan haz ilkesidir; oysa egoda gerçeklik ilkesi üstündür. Gerçeği değerlendirme yetisindeki kayıp aslında egonun kudretini yitirmesidir.
3. Süperego
Bir çocuk yaşamının ilk yıllarında iyiyle kötüyü, yanlışla doğruyu sadece dürtüsel doyumuna göre değerlendirir. Zamanla başta anne ve baba olmak üzere toplumdan gelen uyarılarla benliğin bir parçası değer yargılarını içeren özel bir bölüm olarak ayrılmaya başlar. İşte bu süperegodur. Süperego gelişiminin öncülleri korku ve utanç duygularıdır.
Kısaca süperego insanın vicdanıdır ve yaşantıdaki belirtisi suçluluk duygusudur.

C. Dürtü Kuramı:

Ölüm Dürtüsü ve Libido – İçgüdüsel Kuram
Libido (içsel enerji) ve gelişimini ele alan kurama içgüdüsel kuram adı verilir. Bir canlı türünün öğrenme gerekmeden örgütlü, sürekli olarak bir amaca yönelik davranmasını sağlayan içsel güce denir. Freud’a göre içgüdüler doğuştan vardır. İçgüdüler gelişmeyle ayrışır. İçgüdülerin gelişmesi altı yaşına kadar olduğundan, psikanalitik görüş kişiliğin temelinin çocuklukta yani üretken olmadan önceki çağda atıldığını savunur. Çocuk dünyaya geldiğinde libidonun gücüyle davranışta bulunmaya başlar. Çocuğun bedeni libidoya doyum sağlayabilecek niteliktedir. Bu doyum birçok dönem geçirerek toplumsal bir nitelik kazanır. Libidonun gelişme dönemlerine psikoseksüel dönem denir.
Freud’a göre yetişkin bireylerin kişilikleri arasında görülen farklılıkların, altı yaşına kadar geçirilen üç ayrı psikoseksüel aşamadan meydana geldiğini belirtir.
Freud, ruhsal aygıtta iki temel dürtünün varlığından söz etmiştir. Bunların birincisi yıkıcı dürtüleri başlatan güç olan ölüm dürtüsüdür. Böyle bir dürtünün varlığı gerçekte çok tartışmalıdır ve günümüz ruhbilimcileri bu kavramı pek tutmamıştır. Yaygın görüş saldırganlık dürtülerinin engellemeler sonucu sonradan ortaya çıktığıdır. Libido, cinsel dürtünün dinamik belirtisidir. Libido kuramı daha çok benimsenmiş olmasına rağmen içerdiği cinsellik kavramı nedeniyle çok sansasyonel olmuştur. Bunun nedeni ise Freud’un kullandığı “cinsel” teriminin bu çevreler tarafından dar bir kalıba oturtulmasından kaynaklanmaktadır. Freud’a göre sevilen her nesnenin cinsel bir niteliği vardır. Yani haz elde edilen şey cinsel bir nesnedir.

Libido temel olarak aşağıdaki özellikleri taşır:
• Libido bir dürtüler bütünüdür. Bunların her birine öğe dürtü denir. Mesela oral, anal, genital dürtüler.
• Her öğe dürtü kendi kaynağının özelliğini taşır ve bu kaynaklara erotojenik bölgeler denir: Oral, anal, genital bölgeler.
• Her dürtünün bir amacı ve nesnesi vardır. Amaç boşalma ve doyumdur.
• Bir öğe dürtü bağımsız veya başkasıyla birlikte bulunabilir: Mesela cinsel doyum için ağız ve cinsel organlar beraber veya bağımsız olarak kullanılabilir.
• Dürtüler birbiriyle yer değiştirebilir. Bu şekilde bazı dürtüler cinsellikle olan ilişkisini kaybederler.
Libido başlangıçta bedenin kendisine yatırılmıştır. Bu duruma birincil narsizm denir. Zamanla gelişen egonun etkisiyle dışarıdaki nesnelere libidanal aktarım yapılır. Ancak libidonun bir kısmı her daim bedenin kendisine yöneliktir. Bu yaşayabilmek için gereklidir; zira bu, insanın kendisine olan sevgisidir. Yetişkin çağda birey ağır güvensizlik durumlarında libidosunun tamamını tekrar kendi benliğine yöneltir, bu sürece ise ikincil narsizm denir. Bu durumda birey tamamen iç dünyasına çekilir ve gerçeklikle olan bağı kopar. Bu süreç şizofrenide belirgindir.
Sigmund Freud (1856-1939) kişiliğin gelişimini, bireyin bebeklik ve çocukluk yıllarına bağlamıştır. Freud’a göre bireyin kişiliği id, ego, süperego’nun birleşiminden oluşmaktadır.
İd(o): Kişiliğin çekirdeğini oluşturur. Bireyin en kaba, en ilkel, kalıtımsal dürtü ve arzularını içerir. Bu ilkel kalıtımsal dürtülerden ikisi cinsiyet ve saldırganlıktır. İd, davranışlarımızın altında yatan psikolojik enerjinin kaynağıdır. İd, zevk ilkesine göre işler ve hiç geciktirilmeden bütün isteklerinin yerine getirilmesini bekler. İd, bekletilmeyi sevmez, bir dakika bile bekleyemez. İd, sonucu ne olursa olsun arzusunun hemen yerine getirilmesini ister. Sizin istediğinizi yapmayan kişiye karşı saldırganlık duygularını davet eder. Yaşamın ilk günlerinde çocuğun kişilik yapısı, boşalım arayan içgüdüsel dürtülerle yüklü id’den oluşur. Bu dönemde çocuk, bu dürtüleri erteleme, denetleme ya da düzenleme olanağına sahip değildir ve çevresiyle baş edebilme konusunda kendisinin bakımını üstlenen kişilerin egolarına tümden bağımlıdır. İd nesnel gerçeklerden bağımsız, öznel bir yaşantı dünyasıdır. Fazla enerji birikimine katlanamaz ve bu organizmada gerilim yaratır. Bu gerilimden kurtulabilmek için id, enerji birikimini bir an önce boşaltmak ister, buna id’in haz ilkesi denir. Bu ilke ile hareket ederken id, acıdan kaçınma ve haz duyabilme amacıyla iki süreçten yararlanır: Refleks eylemler ve birincil süreçler. Refleks eylemler, hapşırma ve göz kırpma örneklerinde olduğu gibi doğuştan var olan otomatik tepkilerdir. Bu tepkiler insanın gerilimini derhal giderirler. Birincil süreç ise, bir psikolojik tepki biçimidir. Gerilimi boşaltmak için, önce bunu ortadan kaldıracak objenin ya da kişinin bir imgesini oluşturur. Normal insanda birincil sürecin en iyi örneği, çoğu kez isteklerin ve ihtiyaçların anlatım bulduğu rüyalardır.
Ego(Ben): İd’i denetleyen yapıya ego denir. Doğuştan varolan ve zamanla gelişen ego insanın biyolojik yapısına ters olan veya gerçeklere uygun düşmeyen eylemleri bilinçaltına bastırır. Ego, kişiliğin gerçekçi yürütme organıdır. Gücünü id’den alır. Ego’nun görevi uyum sağlamaktır. Sevdiği için her şeyi yapan, bir inanç uğruna her şeyi yapan ego’dur. Eğer ego gücünün büyük bir bölümünden vazgeçer veya gücünü id, Süperego veya dış dünyaya teslim ederse uyumsuzluk meydana gelir. Ego’da hazlar yerine gerçekler egemendir. Haz prensibi burada geçerli değildir. Gördüğünüz gibi ego akılcı ve pratiktir. İd ise mantığı hesaba katmaz ve pratik değildir. İd bize hakim olsa ve hep onun etkisi altında hareket etsek canımızın çektiği her şeye atılır, yürürken önümüzdeki insanları iter, istediğimiz kişileri döver, bizi engelleyen kim olursa olsun ona saldırırdık. Ego burada devreye girerek bu sorunlara çözüm yolu bulma çabasındadır ki, kendi istediğini elde etsin, fakat toplumun da düzeni bozulmasın.
Süperego: Temel güdüleri ifade ederken, birey toplumun kural ve değerlerinin dışına çıkabilir. Bu kurallar çocukların davranışlarının ödüllendirilmesi veya cezalandırılması yoluyla büyükler tarafından çocuklara anlatılır. Bunun sonucu olarak çocukta zamanla süperego gelişir. Süperego toplumun yasalarını kapsar. Doğuşta varolmayan ve ancak gelişmeyle beliren süperego içimizdeki yargıçtır. Süperego, bizim adımıza düşünen doğru ve yanlışı kararlaştıran, bizi kollayan, koruyan bizim yerimize karar veren anne-babalarımızın emir ve yasaklarından ibarettir. Süperego, zamanla ailelerin ve toplumsal kontrol mekanizmasının yerini alan bir ideal benlik haline gelir. Kısacası çocuğun sorumluluk ve ahlaki duygularını oluşturur. İyi gelişmiş bir süperego otomatik olarak bilinçaltında id’in güdülerini kontrol eder. İdeal benlik zamanla ego tarafından bilinçaltına doğru itilmeye başlar. Böylece süperegonun bir bölümü bilinç dışına itilir.
Süperegonun bilinçte kalan parçasına biz vicdan diyoruz, bilinçaltında bulunan id ve süperego burada sürekli boğuşma halindedir. Ego da bu boğuşmada denge sağlayıcıdır. Bu nedenle ego bazen id’e bazen süperegoya yardım eder. Süperegonun temel işlevlerini özetleyecek olursak:
■ İd’den gelen içgüdüsel dürtüleri bastırmak ve yönlendirmek (özellikle hoş karşılanmayan cinsel ve saldırgan dürtüleri)
■ Ego’yu gerçekçi amaçlar yerine törel amaçlara yönelmeye ikna etmek
■ Kusursuz olmaya çaba göstermek

Psikoseksüel Gelişim Dönemleri

1- Oral Dönem (0-1 Yaş)
Doğumda başlar, bir buçuk yaşına kadar sürer. Bebeğin ihtiyaçları, algılamaları ağız bölgesinde odaklanır. Erken ve geç dönem olmak üzere ikiye ayrılır.
■ Erken Dönem: Emme ve yeme, çocuğun zevk aldığı en baskın davranışlardır. Yani burada doğum kaynağı ağız, dudaklar ve dildir. Burada ilk saldırganlık belirtileri ortaya çıkar.
■ Geç Dönem: Ego oluşmaya başlar, bu erken dönemdeki saldırganlık belirtileri niteliğini değiştirir. Bunun yerine çok konuşan, suçlayan, kınayan bir tip oluşur. Bu dönemde saplantılar ileri yaşlarda oral karakter adını verdiğimiz, bağımlılık pasiflik, açgözlülük, gibi bazı sendromların ortaya çıkmasına neden olur; sigara içmek, sakız çiğnemek gibi eğilimler bu çağın ileri yaşlara uzantısıdır.
*Dönemde geçirilen “Olumlu” veya “Olumsuz” yaşantılar kişilikte çok önemli yer tutar.
Olumlu Yaşantılar: Güven, Umut duygularını ve başka bireylere verme-alma özelliklerini geliştirir.
Olumsuz Yaşantılar: Aşırı Ağızcılık (oburluk, sigara alışkanlığı, ağızla cinsel tatmin), aşırı iyimserlik veya aşırı kötümserlik gibi saplantılı davranışları ortaya çıkarır.

2- Anal Dönem (1-3 Yaş)
Bir buçuk ile üç yaş arasındaki döneme anal dönem denir. Çocuk bu dönemde emmekten daha fazla dışkılamadan, anal uyarılmadan zevk alır. Önceleri kendiliğinden yapılan dışkılama, annenin ve çevrenin uyarması ve eğitim yoluyla denetim altına girer. Bu durum çocukta bir çatışma yaratır. Çatışma, çocuğun kendi eğilimleriyle anne babanın eğitimi arasındadır. Bu aşamada ailenin tuvalet eğitimi üzerinde hassaslıkla durması gerekir. Çünkü bu konudaki tabular ileride anal saplantılara yol açabilir. Bu dönemin saplantılarının sonucunda bireyde inatçılık, cimrilik ve başkalarına acı vermek, düşünce bozuklukları gibi ruhsal bozuklukların görülebilir. Dönemi olumlu geçiren bireylerde; kendini kontrol etme, uyumlu ilişkiler sürdürme, özgürce seçim yapma ve karar verme özerkliğini sürdürme, çabalarda bulunma, yeni denemelere girişme ve işbirlikçi olma özellikleri gelişir.
*Tuvalet eğitimi iyi olanlar; yaratıcı, üretken ve aktif olurlar.

3- Fallik Dönem (3-7 Yaş)
Dört ile altı yaş arası cinsel gelişim fallik dönem olarak adlandırılır. Bu dönem süperegonun gelişmesinin son aşamasıdır. Çocukların dikkati tamamen cinsel organlarına yöneliktir. Büyükler için bu durum bir sorun olarak kabul edilip çocuklara aşırı baskı yapılırsa bu durum çocuklarda kaygı yaratır. Bu durumda erkekte Oedipus, kız çocukta Elektra karmaşası ortaya çıkar. Yani cinsel sapmalar ortaya çıkar. Oedipus karmaşası, ruhsal gelişmenin bir parçasıdır, toplum ve çevre tarafından büyük ölçüde etki söz konusudur. Süperego gelişmediği takdirde, bireyde cinsel rahatsızlıklar, otorite sorunu veya alışagelmiş kadın ve erkek rollerinin reddi gibi saplantılara yol açabilir.

Dönem ile ilgili en önemli kavramlar şunlardır:
Kastrasyon (iğdişlik) Korkusu: Erkek çocuklar, kız çocuklarda “Penis”in olmadığını fark edince, kendi penisinin yok olacağı kaygısını yaşar. Çocuklara yapılan “pipini keserim” “sünnet ederim” gibi şakalar bu korkuyu devamlı hale getirir ve kişilik bozukluğuna yol açar.
Oedipus Karmaşası: Erkek çocuk annesine, kız çocuk ise babasına yakınlık duyar. Bu durumun anne ya da baba tarafında hoş karşılanmayacağını ve cezalandırılacağını düşünür. Erkek çocuk annesine duyduğu sevgiden dolayı babasını kıskanır ancak aynı zamanda babasını da örnek alır ve babasına hayranlık duyar. Kız çocuklarda aynısını anneye karşı yaşarlar (buna Elektra Karmaşası denir). Çocukların ebeveynlerine karşı duydukları bu hisler uygun bir şekilde atlatılmazsa eğer ileriki dönemlerde “Psikopatolojik” durumlar ortaya çıkmaktadır. Dönemin olumlu yaşantıları: Amaçlı olma, etkinlikler başlatma ve sağlıklı cinsel yaşam özelliklerini geliştirir. Dönemin olumsuz yaşantıları: Çocuklar ileriki yaşlarında anne-babadan ya hiç kopamazlar ya da tamamen kopmak isterler. Eş seçiminde zorlanırlar, girişimlere karşı aşırı suçluluk duyulur, eş ve çevre ile anlaşamaz, cinsel ilişkiden korkar veya cinsel soğukluk yaşar ya da cinsel ilgiden dolayı cinsel sapıklıklara yönelir, karşı cinse ya da hemcinsine karşı tutum geliştirebilir, cinselliği fazla önemser.

4- Latent (Gizil) Dönem (7-11 Yaş)
“Latent” gizil veya örtülü demektir. Bu dönemde, bir önceki dönemin haz kaynağına ilişkin duygularda “durgunluk” vardır. Çocuk “cinsel” konulardan hoşlanmaz ve kendisini oyuna verir. Ergenlik öncesi durgunluk, geçiş veya bekleyiş dönemidir. Arkadaşları, öğretmenleri ve diğer iletişim biçimleri önemli yer tutar. Birey bu döneminde, doğal olarak karşı cinsi “düşman” ilan eder. Kendi hemcinsleriyle gruplaşır. Karşı cins ile olan olumsuzluklar kalıcı iz bırakabilir. Bu dönemin en önemli hassasiyeti: Anne-baba cesaret verir, öğretmen korur, akranlar ise kabul ederler. Bu dönemin olumsuz yaşantıları; diğer dönemlerdeki gibi “aşırılık”ları doğurur. Çok çalışkan olmaktan kaynaklanan “kısıtlı erdem” durumu ortaya çıkar. Diğer bir aşırı ucu ise “tembellik”tir.

5- Genital Dönem (11-18 Yaş)
Bireyin “ergenlik” dönemidir. “Üreme” ile ilgili değişimlerin “Psikolojik Gelişimi” etkilediğini düşünen Freud, bu yüzden bu adı vermiştir. Cinsel organların gelişimi artık üremeye doğru gelişir. Freud, bireyin kişiliğinin büyük ölçüde zaten tamamlanmış olduğunu düşündüğü için, bu dönem üzerinde fazla durmamıştır. Cinsel olgunluk gelişir ve karşı cins ile ilişkiler kurulur.
Freud’un Kuramı ile ilgili en önemli nokta; bilinç ve kişiliktir. Geçmişte, ilgili dönemlerde edinilen yaşantılar, gelecekte bireyde kalıcı izli olabilmektedir. Burada önemli olan nokta şudur: Bireyin gelişimi, bulunduğu dönemdeki “haz” kaynağının “tatminine göre” gelişmektedir. Mesela “Oral Dönem”de haz kaynağına “ağız” demiştik, bu dönemde, diğer dönemleri ilgilendiren haz kaynaklarının tatminiyle ilgili bir sorun yaşanmaz. Bundan sonraki dönemde de Ağız’ın (emme, yutma) tatmini ile ilgili bir edinim ortaya çıkmaz. Çünkü ilgili dönem geride kalmıştır. Latent Dönem’de ise birey zaten cinselliği “Gizli” tutmaktadır. Karşı cinsi doğal olarak “düşman” ilan etmekte ve kendi cinsinden arkadaşlar edinmekte ve aynı cinsten kimselerle arkadaş olmaktadır. Olumsuz yaşantılar, kadınlarda “aşırı feminen” davranışlara neden olabilmektedir. Eş seçimi gibi tercihler bu dönemin temel özelliğidir. Bu son Genital Dönem’in en önemli özelliği “Kimlik Statü”lerinin kazanılmasıdır. Ancak bu konu üzerinde Erik Erikson durduğu için, onu anlatırken değinmek daha faydalı olacaktır.


Ekleyen:Ümit SERT
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     Benzer Dokümanları İnceleyin
Küresel Çevre Kirlenmesi Makale Örneği(19737)

İngilizce Neden Uluslar Arası Bir Dildir? - Makale Örneği(15713)

Proje Taslağı Örneği(13706)

Rezervasyon Sistemleri(4654)

TÜRK KAMU YÖNETİMİ SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ(4549)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Tanıtım Yazılarınızı Yayınlamak İçin Tıklayın



Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

ekrem serdar - 11.06.2016, 18:45
 

Mükemmel elinize sağlık...


yağız - 30.08.2016, 17:33
 

alıntı belirtmem gerekte kaynak belirtir misiniz

 


deniz soykan - 30.12.2016, 11:17
 

nerden alintidir, baska sitede kendi yaziniz midir acaba?


Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!