Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:



Super Oyunlar Oyna

  
Çağdaş Türk Resim Sanatında Yönelişler ve Çağdaş Türk Resim Sanat Tarihi

                    

www.arsivbelge.com
Çağdaş Türk Resim Sanat Tarihi ve Yeni OluşumlarÇağdaş Türk Resim Sanatında Yönelişler ve Çağdaş Türk Resim Sanat Tarihi dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Çağdaş Türk Resim Sanatında Yönelişler ve Çağdaş Türk Resim Sanat Tarihi başlıklı doküman hakkında bilgi yazının devamında...
Ödev ve Araştırmalarınız için binlerce dokümanı www.arsivbelge.com sitesinde kolayca bulabilirsiniz.

Çağdaş Türk Resim Sanatında Yönelişler ve Çağdaş Türk Resim Sanat Tarihi

Çağdaş Türk Resim Sanatını Oluşturan Etkenlerle Gerçekleşen Yönelişler

Türk resmine çağdaş bir hava getirmek, yeni akımların tazeliğini ve canlılığını getirmek amacını güden “Müstakiller”, “D Grubu”, “Yeniler” gibi grup ressamları batıdan edinilen deneylere, bir de Türk resmini kendi dinamiği içinde oluşturmak, yeni sentezlere ve bakış açılarına yöneltmek amacındaydılar.Çünkü, batının yeni sanat akımlarını doğuran, geliştiren koşullar, o ülkelerin toplumsal ve ekonomik koşullarına bağlı olgular olduğu gibi,Türk sanatını oluştururken, Anadolu’nun kültür geleneğiyle, o geleneğin çağdaş yorumunu içeren, bu kültürün toprağını, insanlarını da görsel sanata kazandıran yönler taşıması gerekirdi.

İşte 1950’lere doğru, Türk resim sanatı, kavramsal çizgide ve pratikte “evrensel” anlamlı çıkışlarla, “yöresel” ya da “ulusal” nitelikli anlayışların bir arada yürüdüğü bir döneme girdi.Bu dönemde Türk resmine katkıda bulunan, kendi kişilikleri doğrultusunda bu katkıyı sürdürmekte olan sanatçılar, genellikle iki kavrama bağlı görünüyorlar.Yöresellik ve Özgünlük.

Bu dönemdeki Türk resmindeki başlıca yönelişler, şu gruplar altında toplanıyor.

1-Genellikle izlenimci bir anlayış doğrultusunda, kazanılmış deneylere bağlı kalarak, çalışmalarını kararlı bir çizgi üzerinde sürdürenler.

2-Eski deneyleri, yeni anlayışlara doğru geliştirenler, biçimci ve inşacı eğilimde yapıt verenler.

3-Yöresel görünümleri ve bizim insanımızı çağdaş anlayışla yorumlayanlar, geleneksel kültürümüzden ve sanatımızdan yararlanma çabası gösterenler.

4-“Naif” ressamlar, ya da resimlerinde belirli ölçülerde “naif” öğelere yer verenler.

5-Eleştirel, toplumsal ya da toplumcu gerçekçiler.

.6-Fantastik gerçekçiler, Türk resmine özgün bir kişilik katmak isteyenler.

7-Not-figüratifler ya da soyutçular.

Bu sanatçılar bir yandan yerel olgulara yer vermeye çalışırken, diğer yandan da çağdaş anlamda batıdan alınan üsluplara da yabancı kalmaya özen gösteriyorlardı.Fakat 1940’lara kadar gelen sanat kuşakları özgünlüğü, genellikle batı akımları paralelinde bir duyarlığın Türkiye’ye aktarılması biçiminde algılamış ve yansıtmışlardır.

Genellikle 1910 kuşağının bıraktığı sanat mirasına sahip çıkan ve”Güzel Sanatlar Birliği’nin” geleneksel yıllık sergileri dışında özel sergi düzenlemekten kaçınan sanatçılar, daha çok izlenimci deneylere bağlı sanatçılardır.Hikmet Onat, Ayetullah Sümer, Vecih Bereketoğlu, Şeref Akdik, Şerif Bursalı, Halit Doral, Cevat Erkul, Celal Uzmen, Selahattin Teoman, Afife ve Nazlı Ecevit, Seyfi Toray, Ziya Keseroğlu, Zahir Güvemli, Nihat Akyunak, Mustafa Turgut, Tok’ad, Adil Doğançay, Maide Arel, Saime Belir, Şükrü Erdiren, Bedia Güleryüz, Saim Niyazi Resnelioğlu, Ömer Hatipoğlu, Sabiha Bozcalı, Naile Akıncı bu grubun üyeleri arasında sayılabilir.Orta kuşağa giren kimi sanatçılar -bu arada Hamza İnanç- izlenimci mirası, temeldeki beğeniye bağlı kalarak daha çağdaş doğrultuda değerlendirme çabası göstermektedir.

Rengin ve lekenin yerine çizgiyi, yapı sağlamlığını, “inşa” gücünü hakim kılmak isteyen ikinci grup sanatçılar, genellikle batının Kübist ve Konstrüktivist akımlarından esinlenmişlerdi.Ama içlerinde bu anlayışla Türk resmine yöresel bir hava, geleneksel bir şeyler katmak isteyenler ağır basmaktaydı.Resmin bir yapı gibi yoktan var edildiğini, bir anıt gibi örüldüğünü savunan “inşacı” sanatçılar, resim sanatımızda bir gerçeğin ilk kez farkına varmış kişilerdi.Zeki Kocamemi ve Ali Avni Çelebibi kuşağın aşında gelir.

Gerek Avni Çelebi, gerekse Zeki Kocamemi Almanya’da Hofmann’n yanında çalışmışlardı.Konstrüktivist eğilimlerin kaynağı bu atölyeye dayanır.Yenileşme akımını Türkiye’ye ilk getiren sanatçılardan biridir Kocamemi.

Bu sanatçılarla aynı kuşağı paylaşan Cemal Tollu, Refik Epikman, Cevat Dereli, Halil Dikmen, Sabri Berkel, İlhami Demirci, ve Haşmet Akal batıdan aldıkları kübist eğilimlere kendi yorumlarını da katmışlardır. Mesela Cemal Tollu kübist anlayışla yaptığı resimlerinde, etkisinde kaldığı Hitit figürleri etkileri çağdaş bir “arkaizm” havası vardır.

1928’deki “Müstakiller” grubunun kurucu üyelerinden Refik Epikman, son yıllarında soyut eğilimlere kaçmış olsa bile aslıda biçimci, inşacı bir sanatçıdır.

Cevat Dereli, modernizmden uzak durmuş, kendi tarzına sadık kalmış, Ulusal kavramını en iyi biçimde uygulayanlardan biri sayılır.

Halil Dikmen, anıtsal kompozisyon türünün resim sanatımızdaki ilk öncülerinden biri sayılır. Daha çok grafik türüne yatkın yapıtları olan Sabri Berkel, anatomik figür etütleri ve otoportreleri , gibi çalışmalar yapmış, konularıyla izlenimcileri anımsatan İlhami Demirci, tekniği ve yorumuyla kübizmin erken döneminden hareket etmiştir.

Haşmet Akal, “Yeniler” grubuyla liman sergilerine katılmış, yöresel sanatımızın temsilcileri arasında yer alır.

İnşacı anlayışı, akademik düzeyde uygulayan sanatçılar arasında Ali ve İvan Karsan geliyor.

Geleneksel Türk kültüründen ve sanatından yararlanarak, konu dışında üsluba bağlı anlayışları geliştiren “Ulusal” kökenli çağdaş Türk resmine öncülük etmiş Turgut Zaim, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nurullah Berk ve Abidin Elderoğlu gibi sanatçılarımızın yanında, çizginin süslemeci biçimlerine önem veren Salih Uralli ile Abidin ve Aarif Dino, orta kuşak sanatçılarımızdan Nedim Günsürü ve genç kuşaktan Ömer Uluç ile Oya Katoğlu’nu “Ulusal” kökenli Türk resminin temsilcileri arasında sayılır. Ayrıca çizgisel yüzey duyarlığını geleneksel Türk resminden aldığı esinlerle çağdaş doğrultuda değerlendiren Devrim Erbil’i de bu gruba katmak gerekir.

Nedim Günsür’ün, Zonguldak maden işçilerini konu alan toplumsal gerçekçi döneminden sonra çizgiyi incelttiği ve daha titiz çalıştığı özgün dönemi gelir.Ulusal nitelikli bir resim anlayışıyla “naif” bir karakterde taşır.

Ömer Uluç, geleneksel “hat” sanatımızdan esinlenerek, figürlerle soyutlamaya giderek kendine özgü çağdaş bir tarz yaratmıştır.

Oya Katoğlu, babası Turgut Zaim’e çok yakın bir tarza sahip olmakla birlikte, Türk toplumunun geleneksel yaşama biçimleri, eski kent mimarisinin zengin görünümü içinde verirken, resimlerinde “naif” çizgi, gerçekçi figür biçimlerine eşlik eder.

1960’tan sonra oluşan bir grup sanatçı, Orhan Peker, Turan Erol, İhsan Cemal Karaburçak, bir yandan Anadolu bozkır görüntüsünün bodur ağaçları, kerpiç, düz damlı evleri, toprak yapıları, insanlarıyla birlikte lekeci ve şiirsel bir üslupla verirken, öte yandan gerçekliğin önüne yönelen, toplumsal içeriğin kişisel açıdan yorumuna öncelik verdiler.

Orhan Peker’de çizgi, soyutla somutun kesiştiği yerdedir.Ele aldığı konunun dış çizgilerini gerçeğe uydurur, fakat bu sınırlar içinde soyut bir ressam gibi davranır. Yaptığı hayvan figürleriyle bir bozkır yaşam biçimini düşündürür.Bu yönüyle içe dönük bir Anadolu temasını barındırır içinde.

Konularını yaşadığı çevreden alan diğer bir sanatçı da Turan Erol’dur. Bodrum, Milas’lı olduğu için daha çok resimlerinde Bodrum’dan yapılar konu alan Turan Erol, lekeci bir duyarlılıkla, yalınlığın , içtenliğin, şiirsel alanın peşindedir.

İhsan Cemal Karaburçak, tam bir doğa sevdalısıdır. Kendine özgü çizgileriyle, morun egemen olduğu resimlerinde Ankara’nın akşam saatlerini, bulvarlarını, apartmanlarını, kırlarını anlatır.

Başkentin bulvarlarını konu alan, izlenimci anlayışla başladığı resim dünyasına kısa zamanda içtenliğin derin boyutlarını katmasını bilen bir başka sanatçıda Eşref Üren’dir

Herhangi bir sanat eğitimi görmemiş olmasına rağmen, naif bir duyarlılıkla halk kaynaklarından esinlenen İbrahim Balaban, yöresel yaşam karakterini başarıyla temsil etmiştir.

Karadeniz gelin alaylarında ağırlık kazanan yöresel yaklaşımın bir başka ressamı, özgün figür istiflerine yönelen resimleriyle Kayıhan Keskinok’tur.

Göçmen Kuşları, soyut bir biçim tadıyla işleyen Salih Acar, Devrim Erbil, geleneksel tasvir duyarlılığıyla soyut çizgi istiflerini bağdaştıran Duran Karaca, Ali Demir, Hüseyin Bilişik, Mustafa Plevneli, Agop Arad ve Ruzin Gerçin’i andıktan sonra naif ressamlara geçebiliriz.

Türkiye’de naif resmin, çağdaş Türk resminde yöreselleşme ve hatta ulusallaşma süreçleriyle yakından ilgili olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Batı etkilerinden uzaklaşmanın, kendi kaynaklarına dönmenin temel koşullarından biri olarak alınmıştır, naif resim uzun süre.

Naif ressamların başında, yaşamı ve kişiliğiyle naif kategorinin tüm boyutlarını içermiş olan Hüseyin Yüce gelir. Yaşadığı yer olan Kütahya ve çevresinin peyzajı, kiremit çatlı evleriyle, ağaçlarıyla, naiflere özgü bir işçilikle resmeder. Resme geç yaşlarda başlayan Fahir Aksoy’da naif bir duyarlığın bir başka temsilcisidir.

1940’larda “Yeniler” ya da “Liman Ressamları” ile başlayan eleştiriler, toplumsal ya da toplumcu gerçekçi eğilimler 1950’de “yeniler” grubunun dağılmasından sonra, toplumcu içerikli eğilimler 1960’lara kadar kapalı bir dönem geçirdiği söylenebilir. 1960’ların başında kısa bir süre geçerli olan “Yeni Dal”cılar, bu eğilimi canlandırmaya çalıştılarsa da üyelerinin resim planında uzun süreli varlık göstermemiş olmaları, bu konudaki etkinliğin gruplaşma dışında tek tek bazı sanatçıların kişisel çabasına bağlı kalması sonucunu doğurdu.Neşet Günal, bu bakımdan toplumsal içerikli yöresel resmin öncülerinden biri saymak gerekir.Doğup büyüdüğü yörenin, Nevşehir’in insanlarını, yaşam özelliklerini işleyen resimleri, Anadolu yaşantısına ilişkin gerçekçi izlenimlerdir.Sanattaki gerçeğin insan ve toplum gerçeği olduğuna inanmış, bu yüzden resimlerinde insanı temel öğe olarak almıştır.

“On”lar grubunun kimi üyelerinde, özellikle Mehmet Pesen, Fikret Otyam, Nuri İyem’in toplumsal içerikli portrelerinde, Nedim Günsür’ün “Gurbetçiler” dizisinde, Cihat Burak, Balaban ve Seniye Fenmen’de aynı davranışın değişik çözümlerini görebiliriz.

Batı’da Bosch’un öncülüğünü yaptığı fantastik, gerçekçi, çizginin, simgeler ve allegorilerle karışık biçimini Abidin Dino’nun son dönem resimlerinde bulabiliriz. 1940’lardan bu yana Avrupa’ya, özelliklede Paris’e giderek, oraya yerleşen Türk ressamlarının büyük bir bölümü; Utku Varlık, Yüksel Arslan, Gürkan Coşkun(Komet), belli ölçülerde fantezinin çağdaş kalıplarını denemişlerdir. Avni Arbaş ve Adnan Varınca gibi biraz daha eski kuşağa mensup sanatçılar ise, kararlı bir ölçülülük içinde kalmayı daha uygun bulmuşlar.

Burhan Uygur, Ergin İnan, Alaattin Aksoy, Tülin Öztürk ve Mehmet Güleryüz gibi bir grup sanatçı fantastik düşünce biçimlerine, zaman zaman yöresel figürlerde katarak ustaca bir yol tutturmuşlardır.

Toplumsal yergiye ve Anadolu mitosuna açık bir duyarlıktan hareket eden Özer Kabaş ve Nuri Abaç’da aynı yönelişin temsilcileri arasında yer alır.

Son olarak, çağdaş sanatımızda ayrıcalıklı bir yere sahip olan Fikret Mualla, sokakları meyhaneleri, lokantaları, kahveleri, sirkleri ve eğlence yerleriyle Paris yaşamı, onun guaş tekniğiyle oluşturulmuş resimlerinde acı bir melankolinin, mutluluğa özlem duyan bir sanat tutkusunun derin izleri olarak gerçek yerlerini alırlar.

Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi

İlk Tuval Resminin Başlangıcından 1950'ye Kadar Olan Dönem

Türk resim sanatı tarihine göz atıldığında, 19. yüzyıla kadar, temeli Türk-İslam geleneğinde yatan minyatür  sanatının egemen olduğu görülmektedir. 18. yüzyıl başlarından itibaren ise köklü bir değişim başlamış ve yoğunlaşan batılılaşma hareketleri resim alanında da etkili olmuştur. Osmanlı Türkiyesi'nde ekonomik, siyasal, toplumsal ve askeri alanlarda yaşanan bu gelişmelere paralel olarak yoğunlaşan batılı tarzda yaşama isteği, doğal olarak resim sanatında da yankısını bulmuştur. 19. yüzyıla kadar Türk resminin genelini, geleneksel tekniklerle yapılan, renk, mekan ve perspektif açısından üsluplaşmış betimlemeler olan duvar resimleri ve minyatürler oluşturmaktaydı. 19. yüzyıl sonlarına gelindiğinde ise batılı anlamda tuval resmine geçiş başlamıştır. Bu dönemde Avrupa'da eğitim gören Türk ressamları söz konusu gelişmeye öncülük etmişlerdir.
Askeri alanda yaşanan batılılaşma hareketlerine paralel olarak kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümayun (1793-94) , Harbiye ve Hendese-i Mülkiye gibi okullar batılı anlamda ilk resim örneklerini verecek olan  asker ressamların yetiştiği yerler olmuştur.  Bu gelişmenin ardından Galatasaray Mektebi Sultanisi (1869) ve Darüşşafaka Lisesi (1873) gibi orta dereceli okullarda da resim dersleri önem kazanmaya başlamıştır. 
Mühendishane-i Berri-i Hümayun ve Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'da Türk hocaların yanı sıra Avrupa'dan gelen yabancı hocalar da ders veriyorlardı. Bununla birlikte belli bir süre sonra bazı Türk öğrencilerinin Avrupa'ya gönderilerek Batı bilim ve tekniğini yerinde öğrenmelerinde yarar görüldü. Bunun üzerine Hüseyin Rıfkı, Ahmed, Abdüllatif ve Edhem isimli dört öğrenciden oluşan ilk öğrenci grubu 1829'da Avrupa'ya gönderildi. Bu öğrenciler daha öğrenimlerini tamamlamadan ikinci bir grup daha Avrupa'ya gitti. Ancak, bütün bu öğrenciler daha çok askeri amaçlarla gönderiliyor ve döndüklerinde de askeri alanlarda görevlendiriliyorlardı.
Bu dönemde resim eğitimi için ilk kez Avrupa’ya gönderilen subay veya askeri okul öğrencileri arasında Ferik İbrahim Paşa ve Tevfik Paşa da bulunmaktadır. Bu iki sanatçımızdan sonra, Süleyman Seyyit ve Şeker Ahmet Paşa da Avrupa'ya gönderilen ressamlardandır. Osman Hamdi Bey ise, babası tarafından 1857'de Paris'e hukuk öğrenimi amacıyla gönderilmiş olmasına rağmen, aynı zamanda Boulanger ve Jean-Leon Gérome'ın atölyelerinde çalışarak resim dersleri almıştır.
İstanbul'da, 1883 yılında Osman Hamdi Bey'in müdürlüğünü yaptığı Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulması Türk resmi açısından oldukça önemli bir gelişmedir.  Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulmasının ardından Avrupa'da resim eğitimi gören asker ressamlar Sami Yetik, Ruhi, Hikmet Onat ve Ali Sami Boyar gibi önemli isimlerdir.
19. yüzyıl ressamlarımız arasında özgün bir yeri olan ve" primitifler ", " Türk foto-yorumcuları "  gibi adlarla da anılan " ilk tuval ressamlarımız " karşımıza çıkmaktadır. Hüseyin Giritli, Hilmi Kasımpaşalı, Fahri Kaptan, Necip, Selahaddin, Salih Molla Aşki, Ahmet Bedri, Münip, Ahmet Şekür, Ahmet Ziya Şam, Mustafa, Şefik, İbrahim ve Osman Nuri gibi ressamların yer aldığı bu grup, fotoğraflardan da yararlanarak, Yıldız Sarayı, Yıldız Cami, Kağıthane, Ihlamur Köşkleri gibi İstanbul'dan çeşitli köşeleri konu alan manzara resimleri yapmışlardır. Bu resimler, fotoğrafik özelliklere sahip, donuk, sakin ve saf bir üslup taşımaktadırlar.
19. yüzyıl Türk resminde Şeker Ahmet Paşa Kuşağı olarak adlandırabileceğimiz kuşağın en önemli temsilcileri, Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyit, Hüseyin Zekai Paşa ve Halil Paşa'dır. Osman Hamdi de bu kuşaktan olmasına karşın, diğerlerinden ayrı olarak ele alınmaktadır. Osman Hamdi, Türk resminde batılı anlamda figürü ilk olarak kullanan sanatçıdır. 
19. yüzyıl ressamlarımız arasında önemli bir yeri bulunan Şeker Ahmet Paşa Paris'te Boulanger ve Gérome gibi akademik ressamların atölyelerinde eğitim görmüştür. Yaptığı manzara ve natürmortlarda akademik özellikler gözlemlenebilen sanatçının resimlerinde doğanın yalınlığını vurguladığı görülür. Daha çok natürmortları ile tanınan Süleyman Seyyit ise boyayı çok ince ve saydam kullanması ile ünlüdür. Hüseyin Zekai Paşa'nın manzaralarında fotoğrafik özellikler görülürken, Halil Paşa'nın resimlerinde canlı renkler, kalın fırça vuruşları ve ışık kullanımı dikkati çeker. Halil Paşa, Türk resminde izlenimciliğin yolunu açan sanatçı olarak kabul edilebilir. 
Türk resminin gelişimi açısından bir başka önemli adım da,Şeker Ahmet Paşa'nın girişimleri sonucu 27 Nisan 1873 tarihinde açılan sergi idi. Bu, İstanbul'da açılan gerçek anlamdaki ilk sergi oldu. Bunu, Ahmet Ali Efendi'nin çabalarıyla 1 Temmuz 1875'te açılan ikinci bir sergi izledi. Bu sergide, Levanten ve azınlık sanatçılarının resimlerinin yanısıra, Ahmet Ali Paşa, Ahmet Bedri, Halil Paşa, Osman Hamdi ve Nuri Bey gibi Türk ressamlarının resimleri de yer aldı.          
1908'deki II. Meşrutiyet'in ilanının yarattığı rahatlık ortamında, 1909'da Osmanlı Ressamlar Cemiyeti kuruldu. Bu kuruluş, 1921'de Türk Ressamlar Cemiyeti, 1926'da Türk Sanayi-i Nefise Birliği ve 1929'da ise Güzel Sanatlar Birliği adını aldı.  Cemiyet, yöneticiliğini Şerif Abdülkadirzade Hüseyin Haşim Bey'in yaptığı ve cemiyetin adını taşıyan bir yayın organı çıkarmaya başladı.
Bu dergide, çeşitli sanat sorunları ve güncel gelişmeleri içeren yazıların yanı sıra teknik içerikli yazılar da yer alıyordu.  Bir cemiyet altında toplanılması ve gazete çıkarılması da Türk resim sanatının gelişimini hızlandıran etkenlerden yalnızca biriydi.
Sanayi-i Nefise Mektebi tarafından Paris'e gönderilen Galip, İbrahim Çallı ve kendi olanakları ile giden Namık İsmail, Avni Lifij, Nazmi Ziya gibi ressamlar I. Dünya Savaşı'nın başlaması ile birlikte 1914'te ülkeye geri döndüler. Türk resim tarihinde " 1914 Kuşağı ", " Çallı Kuşağı " veya " Türk İzlenimcileri " diye adlandırılan bu grubun başlıca üyeleri, İbrahim Çallı, Ruhi Arel, Feyhaman Duran, Hikmet Onat, Avni Lifij, Nazmi Ziya Güran ve Namık İsmail'dir. Bu sanatçılar Avrupa'dan döndüklerinde izlenimciliği Türk resmine taşıdılar. Ortak bir sanat anlayışına sahip oldukları söylenebilecek olan bu grupta Avni Lifij simgeci görünümü ile farklılık göstermektedir. Grubun başlıca ilham kaynağı İstanbul'un görünümleri olmuştur. Nazmi Ziya, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat'ın İstanbul'un çeşitli bölgelerini konu alan çalışmaları bulunmaktadır. 
Çallı Kuşağı ressamları, Haliç ve civarı ile Boğaziçi kıyılarını büyük bir ustalıkla resmederek, Türk resminde " Boğaziçi manzaraları " diye bilinen türün yaratıcısı oldular. Bununla birlikte onların asıl ortak yanları izlenimciliktir ve bu izlenimcilik Batı izlenimciliğinden oldukça farklıdır. Çallı Kuşağı, Batılı izlenimcilere oranla daha rahat ve içgüdüsel davranarak, doğanın büyüsüne kapılıp kendilerinden geçercesine resimler yaptılar.
1929 yılında Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'nin kurulması önemli bir adımdır. Birliğin kurucuları, Refik Epikman, Cevat Dereli, Şeref Akdik, Mahmut Cuda, Nurullah Berk, Hale Asaf, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Muhittin Sebati, Ratip Aşir Acudoğlu ve Fahrettin'dir. Çallı Kuşağı'nın renkçi tutumunun yanı sıra Müstakiller, çizgiye, kuruluşa ve yapısal sağlamlığa öncelik veren resimler yapmışlardır. Özellikle Refik Epikman, Cevat Dereli, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi ve Muhittin Sebati'nin resimlerinde görülen kübist inşacı eğilimler önemlidir. Mahmut Cuda ve ilk Türk kadın ressamlarından olan Hale Asaf'ın resimlerinde de bu eğilimler görülebilmektedir.
1933 yılında, Zeki Faik İzer, Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu, Abidin Dino ve heykeltraş Zühtü Müridoğlu bir araya gelerek  " D Grubu "nu kurdular. Bu ressamların üslupları kübist ve inşacı eğilimlere dayanmakla birlikte birbirlerinden farklılık göstermektedir. D Grubu ressamları, Çallı Kuşağı'nın rasgele, dağınık renk anlayışına karşı tavır sergileyip, desen, düzen ve kuruluşa önem vererek, daha çok biçimsel bir eğilim ortaya koymuşlardır. Bu özellikleri açısından Müstakiller'le benzerlik gösterirler.
1940'lı yıllar Türk resminde görülen toplumcu gerçekçi anlayıştaki ressamlar açısından önemlidir. Nuri İyem, Abidin Dino, Agop Arad, Selim Turan, Avni Arbaş, Nijad Devrim gibi bazı sanatçılar, 28 Mart 1940'da açtıkları Liman Sergisi ile birlikte " Yeniler Grubu "nu kurmuşlardır. Bu grup, D Grubu'nun aşırı Batı yanlısı biçimciliklerine ve ekolcülüklerine karşı çıkmıştır. Toplumsal yaşamı ve bu yaşamın sorunlarını irdeleyen, halkın sorunlarını, sıkıntılarını, sevinçlerini ve hüzünlerini yansıtan bir sanat anlayışını savunmuşlardır. Ancak, başlangıçta ortak bir anlayış etrafında toplanan bu grupta zamanla farklı eğilimler ortaya çıkmış ve grubun dağılması ile birlikte çeşitli kişisel üsluplar gelişmiştir.
Nedim Günsür, Mustafa Esirkuş, Leyla Gamsız, Turan Erol, Orhan Peker, Mehmet Pesen ve Adnan Varınca gibi Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinde yetişen bazı ressamlar 1947 yılında " Onlar Grubu "nu kurmuştur. Bu ressamlardan bazılarının, hocaları Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun, leke, çizgi, renk ve benek biçimimde özetlediği resim anlayışından hareketle kendilerine özgü üsluplar geliştirmelerine karşın, yenilik getirmek gibi bir iddiaları olmamıştır.
1950 sonrasında Türk resmine önemli etkileri olduğu söylenebilecek grupların varlığından pek söz edilemez. 1959 yılında kurulan ve toplumsal içerikli bir anlayış sergileyen " Yeni Dal Grubu " baskı ve soruşturmalara uğramış ve fazlaca etkin olmasına izin verilmemiştir. Bu gurubun en önemli temsilcilerinden birisi İbrahim Balaban'dır. 
 

 1950 Sonrası ve Soyut Resim

           
Bu dönemle ilgili değerlendirmelere geçmeden önce, yüzyıla damgasını vuran ve Çağdaş Türk Resmi'nin gelişiminde etkili olan soyut sanat kavramına ve bu kavramın Avrupa'da ortaya çıkışına kısaca değinmek istiyoruz.
Soyut sanat kavramı genel olarak, 20. yüzyılda ortaya çıkmış, gözle görülen, elle tutulan gerçekliği hareket noktası olarak kabul etmeyi ve betimlemeyi reddeden, bu gerçekliği soyutlama yoluna giden plastik ve grafik sanat akımı olarak tanımlanabilir. Başka bir tanımlama ile de, resim ve heykelde, doğada bizden bağımsız olarak varolan gerçek varlıkların tanınabilir biçimde verilmesi ya da sanat-dışı gerçek varlıklara gönderme yapılmaması olarak ifade edilebilir. 
Soyut sanat olgusunun 1910 yılında Kandinsky'nin yaptığı ünlü bir suluboya resimle başladığı söylenebilir. Bu başlangıç resim alanında gerçek bir dönüm noktasını ifade eder. Artık nesneler, doğadaki gerçek varlıklar önemini yitirmeğe başladı ve çok hızlı, spontane çalışmanın da etkisi ile rengin yalnızca iç zorunluluğu ifade etme işlevi ortadan kalktı. Fransız izlenimcilerinden etkilendiğini söyleyen Kandinsky, kübizmin, nesnenin çözümlenmesini kabul etmesine karşın, nesnenin yerine koyacak yeni bir şey bulma arayışına girişti ve sonuçta soyut sanat olgusunu ortaya çıkardı.  Bu dönemde soyut sanat alanındaki ilk çalışmaları nedeniyle sözü edilmesi gereken diğer iki önemli sanatçı da Mondrian ve Maleviç'tir.
Sözü edilen sanatçıların üçü de aynı zamanda birer kuramcıydılar ve soyut sanata giden üç temel yolu, soyut sanatın ortaya çıktığı daha ilk dönemlerde ortaya koydular. Bu üç temel, anlatımcılık, biçimcilik ve nihilizmin etkisinde olan bir köktenciliktir.
Soyut sanat daha henüz başladığı yıllarda, yani 1910-1920 yılları arasında Almanya, Hollanda, Rusya ve Paris'te ortaya çıktı. Bu akımın Türkiye'ye yansıması ve ilk soyut resim örneklerinin verilmesi ise ancak 1950'li yıllara rastlamaktadır.
Ülkemizde 1950'den itibaren yaşanan gelişmelere bakacak olursak; İkinci Dünya Savaşı'nın sona erdiği, çok partili dönemin başladığı ve çeşitli toplumsal, siyasal değişimlerin yaşandığı 1950'ler Türkiyesi'nde, toplumsal gerçekçilik anlayışını benimseyen ve bu tarz resimler yapan ressamların varlığı görülmektedir. Ekonomik ve toplumsal açıdan zor koşullar altında yaşayan Anadolu insanının çileli yaşamını abartılı vücutlar ve ifadelerle anlatan Neşet Günal bu ressamların en önemlilerindendir. Aynı doğrultuda resim yapan Neşe Erdok, Aydan Ayan ve Özer Kabaş gibi ressamlar bu çizgilerini bugün de sürdürmektedirler. İnsanların  sorunlarını,  çaresizliklerini  abartılı  çizgilerle anlatan bir diğer sanatçı ise Mehmet Güleryüz'dür. Alaaddin Aksoy ve Ergin İnan gibi sanatçılar ise, toplum-insan ilişkilerini ele alırken fantezilerinden yararlanmaktadırlar.
            1950'li yıllar soyut resmin Türkiye'ye girdiği yıllardır. Bu yıllarda Türkiye'ye gelen ünlü sanat yazarlarının ve eleştirmenlerinin de bu gelişmeye katkıda bulunduğu kabul edilebilir. Cemal Bingöl, Nijat Devrim, Halil Dikmen, Ferruh Başağa, Arif Kaptan, Adnan Turani, Lütfü Günday ve Adnan Çoker gibi sanatçılar, soyut resme yönelen ilk ressamlardandır. Sabri Berkel, Cemal Bingöl, Halil Dikmen geometrik-soyut, Z.Faik İzer, Lütfü Günay, Arif Kaptan, Adnan Turani, Hasan Kavruk, Erdal Alantar ve Adnan Çoker lirik soyut, soyut dışavurumcu çalışmaları ile bilinirler. Avrupa'da çalışmalarını sürdüren Fahrünnisa Zeid, Selim Turan, Nijat Devrim ve bazı çalışmaları ile Abidin Dino aynı eğilimde eserler vermişlerdir. Şemsi Arel, Abidin Elderoğlu ve Sabri Berkel'in hat sanatı ve kaligrafi etkili soyut çalışmaları dikkat çekmektedir.
Sabri Berkel 1952 yılında yaptığı "simitçi" adlı eserinde nesneleri geometrik biçimlere indirgerken, Z.Faik İzer "Sultanahmet Cami Pencereleri" adlı çalışmasında da görüldüğü gibi soyut ekspresyonist bir anlatım geliştirmiştir. Abidin Elderoğlu İslam ve Uzakdoğu kaligrafik örneklerine dayanan soyut çalışmalar yaparken, Ecüment Kalmık'ın, soyut çalışmalarında liman ve deniz görünümlerinden hareket ettiği görülmektedir.
            1959-60'lı yıllara gelindiğinde, İstanbul'da Zeki Faik İzer, Sabri Berkel, Halil Dikmen, Şemsi Arel, Ercüment Kalmık, Ferruh Başağa, Nuri İyem ve Adnan Çoker soyut resim anlayışında aktif çalışmalar yaparken, Ankara'da ise, Cemal Bingöl, Adnan Turani, Lütfi Günay ve Cemil Eren soyut resmin çeşitli anlayışlarına ait eserler vermişlerdir. Ayrıca Refik Epikman ve Eşref Üren gibi sanatçılar da lirik soyutlamacı çalışmalar yapmışlardır.
Soyut resmin yaygınlaşması ile birlikte konu ile ilgili yayınların da arttığı görülmektedir. O döneme kadar, bu alanda yazılmış yayınların bulunmayışı önemli bir eksiklikti ve bu eksikliğin giderilmesi için yayınların artması gerekmekteydi. Ne var ki, Suut Kemal Yetkin ve Mazhar Şevket İpşiroğlu dışında hiçbir bilim adamı konuya yeterince ilgi göstermemiştir. Söz konusu alandaki yayınların genellikle ressamlar tarafından gerçekleştirilmesi dikkat çekicidir. Bu yayınlar, soyut resmin mantığının kavranması ve sorunlarının çözümlenmesi açısından önem taşımaktadır.
Araştırmacılar Türkiye'de soyut alanında çalışmalar yapan sanatçıları sınıflandırmak gerektiğinde bunları  başlıca dört başlık altında toplamaktadır :
            a) Geometrik Soyutlamacılar ; Hamit Görele, Salih Urallı, Refik Epikman, Erol Eti, vb.
            b) Lirik Soyutlamacılar ; Zeki Faik İzer, Abidin Elderoğlu, Ercüment Kalmık, Abidin Dino, Arif Kaptan, Mustafa Esirkuş, Özdemir Altan, Turan Erol, Devrim Erbil, Ömer Uluç, Mustafa Ayaz, Zafer Gençaydın, vb.
            c) Geometrik Non-Figüratifler ; Cemal Bingöl, Şemsi Arel, Sabri Berkel, Cemil Eren, İsmail Altınok, Halil Akdeniz, Gencay Kasapçıgil, Bekir Sami Çimen, vb.
            d) Lirik Non-Figüratifler ; Nejat Devrim, Selim Turan, Abidin Elderoğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ferruh Başağa, Adnan Turani, Fethi Arda, Hasan Kaptan, Muammer Bakır...
Söz konusu sanatçıların da çok azı kesin alarak tek bir anlayışta eserler vermiştir. Birçoğunun verdiği eserler birden fazla anlayış içinde ele alınmaktadır.
 
Kaynak: turkresmi.com
           caglarerbek.com

Ekleyen:Ümit SERT
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     Benzer Dokümanları İnceleyin
Türkiyenin Tarihi ve Doğal Güzellikleri(22096)

Karakalem Tekniği Hakkında(10728)

Orta Asya ( İslamiyet Öncesi ) Türk Tarihi ilkler - enler(7164)

Uygurlarda Sanat(6202)

Çağdaş Sanat Akımları ve örnekleri(3707)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Siz de Tanıtım Yazılarınızı Yayınlamak İstiyorsanız TIKLAYIN!

Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!