Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:



Super Oyunlar Oyna
  
Fotoğrafın Tarihsel Gelişimi

                    

www.arsivbelge.com
Fotoğrafın Tarihi ve Fotoğraf Makinesinin TarihçesiFotoğrafın Tarihsel Gelişimi dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Yazı Girişi: Fotoğraf denince ilk aklımıza gelen şey gazetelerde kitap ve dergilerde gördüğümüz resimler olur. Oysa bir varlığın “ayna harici yollarla” başka bir yerde görüntülenmesi ile oluşan görüntüler de fotoğraf sınıfına girer. Fotoğraf kelimesi eski Yunancadaki photos (ışık) ve graphe (yazı) kelimelerinden türetilmiştir. Fotoğraf tekniği ile görüntü oluşturma çok eski zamanlara dayanır. Meselâ bir yüzünde buzlu cam, diğer tarafında küçük bir delik bulunan küp biçimindeki ilk fotoğraf aletinden Leonardo da Vinci dahi bahsetmiştir. 1550 yılında ise Nünbergli Cardan aynı şekilde yapılmış aletin deliğine cam bir küre yerleştirerek görüntünün daha parlak daha iyi olmasını sağladı. Yazının Tamamı aşağıdadır!

Tarihte fotoğrafın gelişimi

Fotoğraf denince ilk aklımıza gelen şey gazetelerde kitap ve dergilerde gördüğümüz resimler olur. Oysa bir varlığın “ayna harici yollarla” başka bir yerde görüntülenmesi ile oluşan görüntüler de fotoğraf sınıfına girer.
Fotoğraf kelimesi eski Yunancadaki photos (ışık) ve graphe (yazı) kelimelerinden türetilmiştir.

Fotoğraf tekniği ile görüntü oluşturma çok eski zamanlara dayanır. Meselâ bir yüzünde buzlu cam, diğer tarafında küçük bir delik bulunan küp biçimindeki ilk fotoğraf aletinden Leonardo da Vinci dahi bahsetmiştir. 1550 yılında ise Nünbergli Cardan aynı şekilde yapılmış aletin deliğine cam bir küre yerleştirerek görüntünün daha parlak daha iyi olmasını sağladı.

Günümüz fotoğraf makinelerinin ilk adımını Newton cam küre yerine mercek kullanarak atmıştır.
Görüntünün kâğıt üzerinde kalıcı edilmesi ise çok daha sonra olmuştur.

Pratik olarak fotoğrafçılığın gelişmesi

Joseph Nièpce ve Louis Daguerre adlarında iki Fransız fotoğrafçılığın pratik olarak gelişmesini sağlamışlardır. 1816’da Nièpce verniklenerek saydamlaştırılmış kâğıt ürerindeki resmi kalay bir levha üzerine geçirmeyi başarabildi. 9 yıl sonra juda bitumu ile kaplanmış kalay levha üzerine düşürülen görüntüde güneş ışınlarının geldiği yerlerin beyazlaştığını gördü. Sonra Nièpce ile Daguerre tanışarak beraber çalışmaya başladılar. Geliştirdikleri makineyle yakın mesafeli cisimlerin resimlerini 3 dakikada çekebiliyorlardı. Çok daha uzak manzara gibi görüntüler ise 7 saat gerektiriyordu.

Joseph Nièpce’in ölümünden sonra Daguerre ile çalışmaya oğlu devam etti. 1837’de Daguerre iyot buharına tutulmuş parlak gümüş levhasını fotoğraf makinesinde ekran olarak kullandıktan sonra civa buharında banyo ederek zayıf görüntüler tespit edebilmeyi başardı. Ayrı çalışmalarla görüntüyü kâğıda geçirebilen Reed adlı bir İngilizin banyo tekniğini kullanarak Daguerre type’ı oluşturdu. Fransız bilim akademisi onun bu başarısını kabul edince fotoğrafçılık resmen doğmuş oldu.

İlk elde taşınabilir fotoğraf makinesi

İlk fotoğraf atölyesini Morse 1840 yılında New York’ta kurdu. Elde taşınabilen ilk küçük makineyi 1841’de Voigtlander yaptı.

Yaş Cam Usulü Fotoğraf gelişimi:

1851’de madeni levhaların yerine cam levhalar kullanılmaya başlandı. Fotoğraf çekileceği zaman bir cam levha üzerine gümüşlü kolodyum eriyiği sürülerek yeni bir teknik geliştirildi. Buna “yaş cam usulü” dendi.

Bugünkü fotoğrafçılığın temeli ve Kodak filmli makine:

1871’de Maddocs adlı bir İngiliz kolodyum yerine jelatin, iyot yerine brom kullanarak kuru fotoğraf camlarını elde etti. Sonra Amerikalı Eastman film olarak selüloit şerit kullanarak ilk filmli makineyı yaptı ve ona Kodak ismini verdi.

Fotoğraf Aracının Tarihsel Gelişimi

Fotoğraf tarihi üzerine yapılan bir çalışma, beraberinde bir araç olarak fotoğrafın tarihsel gelişiminin yanı sıra onun oluşmasını sağlayan hatta önceleyen teknolojik gelişmelerin de tanımlanmasını getirir. Bu süreci tanımlamak fotoğrafın içirisinde doğduğu paradigmayı da vurgulamak açısından önemlidir. Doğanın analojik bir kopyasını üreten fotoğraf öncesi, kamera obscura ve çizim makinesi gibi teknolojiler, doğanın nesnel olarak yeniden üretilmesi konusunda sanatçılara ve bilim adamlarına beceriler kazandırmışıtır. Fotoğraf 1839’da keşfedildiğinde böyle bir meşruiyet alanı içerisinde varlık bulmuşturtur. Bu bağlamda fotoğrafın bir sanattan çok onu önceleyen teknolojiler gibi doğanın analojik bir kopyasını üreten yeni bir araç gibi görülmesi kaçınılmaz olmuşutur. Burada fotoğrafın bulunuşundan 20.yy’nin ilk çeyreğine kadar uzanan süreç fotoğrafın bir teknikten, sanata dönüşme süreci özetlenecektir. Fotoğrafın biçimsel olarak oluşumu ve ardından içeriğinin geliştirmesi, kopya edenden daha çok onu farklı biçimlerde görmemizi ve algılamamız sağlayan gelişmeler tanımlanacaktır.

Dijital fotoğrafçılık nedir?

Geleneksel film fotoğrafçılığının, bilgisayar destekli resim işlemi ile birleştirilmesine, dijital (sayısal) fotoğrafçılık denir. Resimler, artık, bilgisayarda çizilmek veya yaratılmak yerine taranıyor veya dijital bir fotoğraf makinesi ile çekiliyor. Resim, bilgisayarın okuyabileceği bir düzenlemede hazır olursa, rahatlıkla değiştirilebilir, düzeltilebilir, yabancılaştırılır, v.s.. Resim işleminin sonunda, hazırlanmış dijital fotoğraf basılabilir, gönderilebilir veya internet sayfalarında kullanılabilir; bunlar, dijital fotoğrafçılığın sunduğu geniş imkânların sadece bazılarını oluştururlar. Geleneksel fotoğrafçılığın vazgeçilmez yardımcıları olan retuş boyaları, fırçalar ve bıçaklar yerlerini, yazılım ve donanımların sınırsız olanaklarına bırakıyorlar. Yeni teknolojiler, kullanıcının yaratıcılığını öne çıkarmak için, çok gelişmiş araçlar sunuyorlar.

Tarihçe

1996 yılının başlarında, fotoğraf piyasasına iki yeni gelişim tanıtıldı: APS (gelişmiş fotoğraf sistemi) ve dijital fotoğrafçılık. Tabiiki her iki sistemin de avantajları vardır. Orta vadede ve kesin olarak, uzun vadede, dijital fotoğrafçılık belirleyici gelişim olarak, görünecektir. Geleneksel teknolojiden dijital teknolojiye geçiş sürecinde, dijital fotoğrafçılık, belirleyici unsur olmaktadır. Doğal olarak, eleştiriler ve tereddütler olabilir ancak...,

Sizin de bir CD-çalarınız veya cep telefonunuz yok mu?

Dijital fotoğraf makinesi nedir?

Dijital fotoğraf makineleri, gelişimin doruk noktasını oluştururlar. Teknolojik gelişimler, en yeni ürünler ve gittikçe câzipleşen fiyatlar, dijital fotoğrafçılığın ve eğlence-tüketim branşının, sağlam temel taşlarını oluşturmakta. Eskiden resimler filme çekilir, banyo yapılır ve taranarak bilgisayara aktarılır, kalite kontrolü yapıldıktan sonra belki bir daha çekim yapılması gerekebilir..., ve en sonunda istenilen netice elde edilirdi. Dijital fotoğraf makineleri, tam bu noktada devreye giriyorlar. Fotoğrafları çekip, anında kontrol edip, silip, yeniden çekip ve bilgisayara yükleyerek, işleyebilirsiniz. Dijital fotoğraf makinelerinin filme, fotoğrafların ise kimyasal banyolara ihtiyacı yoktur; çünkü doğrudan hafıza kartına kayıt edilirler. Dijital resimler bilgisayara, daha hızlı aktarılır. Bu nedenler dijital fotoğraf makinelerini, yeni başlayanlardan mesleki kullanıcılara kadar, fotoğraf ile uğraşan herkesin tercih ettiği araçlar hâline getirmişlerdir.

Temel kurallara uyulduğunda fotoğraf istediğiniz gibi olur...

Dijital fotoğrafçılık, doğal olarak, geleneksel fotoğrafçılık temelindedir. Burada da otomatik netleme (AF), diyafram ve enstantane gibi kavramlar geçerlidir. Bu kavramları geleneksel SLR makinelerden tanıyoruz, ancak diğer film kullanan makinelerde pek pek işlemedik. Bu noktada dijital fotoğrafçılığın bir avantajı daha ortaya çıkıyor: güncel dijital makinelerin, ufak ve toplu olmalarına rağmen, SLR makinelerin ayar olanaklarına sahip olmak gibi, dâhiyane özellikleri mevcut.

Makineyi, otomatik ayarlar ile sınırlı olarak kullanmak istemiyorsanız, otomatiği kapatıp, el ile kullanınız. Bu konuda makinenin, el ile yapılan ayarlarının kolayca erişilebilir olması gerekir, yoksa sürekli olarak kullanım kılavuzuna bakmak zorunda kalabiliriz. FinePix serisinin bütün modelleri, bir çok işleve kolayca ulaşabileceğiniz şekilde tasarlanmıştır.

Öneri: Bazen, bütün işlevler kullanım kılavuzunda yer almayabilir veya anlaşılmayabilir,  bu durumda işlev tuşları ile  oynamaktan  çekinmeyiniz  veya en  yakın  Fujifilm Dijital  bayiinize danışabilirsiniz.   EN ÇOK KARŞILAŞILAN SORUNLAR  

 SORUN

 SORUNUN SEBEBİ

 ÇÖZÜM

Kontrast veya belirgin olmayan monokrom (tek renkli) alanlar oluşuyor.

Otomatik netleme sisteminin asgari kontrast gereksinimi vardır.

Aynı mesafede olan başka bir nesneyi ölçünüz (netlik kaydı bkz. kullanım kılavuzu)

Seçilen konu çok karanlık veya ortamda çok az ışık var.

Pasif AF’nin asgari aydınlığa gereksinimi vardır.

Çekim konusu yeterli uzaklıkta ise, manüel netleme, mesafe olarak “sonsuz” ayarına getirilir.

Çekilen nesnede sadece yatay çizgiler ve yapılanmalar var

Otomatik netleme sistemleri, genelde, dikey yapılanma ve çizgilere gereksinim duyarlar.

Makineyi biraz eğik tutup, tekrar netleme yapınız. Diğer bir seçenek olarak, aynı mesafede başka bir nesneye ölçüm yapabilirsiniz.

Çekilen nesne, aşırı yansıma yapıyor.

Yansımalar, AF sistemini yanıltır. Asgari kontrasta gereksinim vardır.

Aynı mesafede, başka bir nesneye ölçüm yapınız. (netlik kaydı bkz. kullanım kılavuzu)

Çok kuvvetli / aşırı karşı ışık.

Aşırı karşı ışık, gereksinim olan kontrastları kaldırır.

Aynı mesafede, başka bir nesneye ölçüm yapınız. (netlik kaydı bkz. kullanım kılavuzu)

Farklı mesafede bulunan, pek belirgin olmayan nesneler çekilecek.

Farklı mesafede bulunan nesneler, ana netleme alanını dolduruyorlar.

Ölçüm

   

Enstantane (Perde açıklık süresi) nedir nasıl çalışır?

Açıklama: Enstantane, pozlandırma süresi birimidir ve çoğunlukla, saniyenin kesitleri kadar sürer. Enstantane süreleri, uluslararası standartların belirlediği bir cetvel ile gösterilir. Her değer, bir sonraki değerin, iki mislisi veya yarısıdır.

Tabiiki bu düzenlemeler, dijital fotoğrafçılık için de geçerlidir. Dijital makineler, normal sayılan, 1 saniyenin altındaki süreler haricinde, 30 saniye veya daha uzun süreli enstantaneler uygulayabiliyorlar. Bazı makinelerde “bulb-işlevi” vardır. Bu işlevde deklanşör, basık tutulduğu sürece, obdüratör (perde) açık kalır.

Enstantane ile hareket çekilir, diyafram ile netlik-derinliği yönetilir.   Sallama tehlikesi:

Sallanmış resimlerin oluşması için iki neden vardır:

1.İsteyerek yapılmış
2.İstenmeyen yan etki

Sallanmış resimler için makinenin, otomatik veya manüel enstantane ile kullanılması, dijital veya analog olması, fark etmez.

Kural: Perde ne kadar uzun süre açık kalırsa, fotoğrafın sallanmış olma tehlikesi o kadar artar.

Sallanma tehlikesi sabit bir değer değildir; objektifin odak uzaklığına, enstantaneye, hava durumuna bağlı ışığa ve makinenin ağırlığına bağlıdır.   Hareketin fotoğrafı:

Bilinçli olarak bir hareketi çekmek, sallanma tehlikesi ile karıştırılmaması gereken bir etkidir. Hareketi çekmek mümkündür – fotoğraflar, insan gözünün tam olarak takip edemediği hızı gösterebilirler. Burada temel olarak iki ayırım vardır:

Hareketli konu, durağan fon:

Bu tarzda makine sabit durur, konu hareket eder. Netleme, hareket eden konuya göre yapılır. Böylece konuda bir “silecek etkisi” yaratırız. Bu tarz, hareketin dondurulmasını önler. Çekim örneği olarak bir şelâle çekimini veya hız gösterim aracı olarak kullanımı gösterebiliriz. Çok kısa olan bir enstantane süresi, her türlü hareketliliği alır.   Netlik derinliği:

Diyafram açıklığı, netlik derinliğini yönetir dedik, ancak netlik derinliği kavramı ne anlama geliyor? Konuların netlenmesi, düzeyler ile olur. Bir konu netleşirse, bu alan bir netlik düzeyi oluşturur.
Bu alanda, konunun yansıttığı bütün ışıkların, ışığa duyarlı filim yüzeyindeki kesişme noktaları bulunur.

Bilgi: Bu kural, geleneksel filmlerde film yüzeyi için, dijital fotoğraf makinelerinde ise CCD-algılayıcının yüzeyi için geçerlidir.Burada

“Odak (yakma)” noktasından söz ediyoruz.

Konunun yansıttığı diğer, bütün ışıkların kesişme noktaları, ışığa duyarlı yüzeyin önünde veya arkasında bulunur. Bu alanlar bulanık olarak yansıtılır.
Dijital fotoğraf makinelerini kimler kullanır? Dijital fotoğraf makineleri çok yönlüdür ve film kullanmazlar, yani geleneksel makineler ile karşılaştırıldığında, daha düşük işletim masrafları vardır. Geleneksel fotoğraf makinelerinin sorunlu olabildikleri ortamlarda dijital makineler, bu faktörlerin getirdiği avantajlar ile bir çok durumlarda ve geniş kullanım alanlarında faaliyet gösterebilirler. Dijital fotoğraf makinesi kullanıcılarını her türlü çekim alanlarında bulabilirsiniz. Bu alanları kabaca ayırmak mümkündür; çünkü keskin sınırlar yoktur ve bir avantaj, başka bir avantajı dışlamaz.  

Dijital fotoğraf makineleri nasıl çalışır?

Dijital fotoğraf makineleri, 35mm makinelerden farklı çalışırlar. Daha çok, tarayıcılar ile akraba olduklarını söyleyebiliriz. Dijital fotoğraf makinelerinin çoğu, ışığa duyarlı bir algılayıcı birimi kullanırlar; bu algılayıcıya CCD (Charge Coupled Device – alıcı, toplayıcı parça) denir.

Bu birim, düşen ışığı, sayısal sinyallere dönüştürür. Düşen ışık, RGB-filtreleri (kırmızı-yeşil-mavi süzgeçleri) aracılığı ile temel renk değerlerine  ayırılır ve ayrı olarak değerlendirilir. Temel renkler için hesaplanan değerler yazılımlar tarafından birleştirildiğinde, her renk-kesiminin özgün rengini belirlemek mümkündür. CCD ünitesi, çekilen konunun resmini oluşturduğunda, veriler makinenin dahili elektronik birimlerine aktarılır. Burada olan veriler, konu ile ilgili olan resim-düzenlemelerine çevirilir; söz konusu olan düzenlemeler genelde, JPEG gibi sıkıştırılmış düzenlemelerdir. Tabiiki, sıkıştırılmamış dosyaları kayıt edebilen makineler de var. Daha sonra veriler, makinenin depolama ünitelerinde, hafızaya alınır. Burada çok farklı kayıt taşıyıcılar vardır; bazıları makine gövdesine sabitlenmiştir, ancak, çoğu değiştirilebilir hafıza kartlarıdır. Bu iki depolama türünün ortak yanı: makine kapalı olsa bile, resimleriniz hafızada kalır; yani silinmez.  

CCD-birimi nedir ? nasıl çalışır?

Bütün bu işlemler bir kaç saniye sürer; bunun için dijital makineler, genelde, yapılan bir çekimden sonra hemen başka bir çekim yapamazlar. Sıkıştırma ve kayıt etme işlemleri yakl. 2 ile 5 san. tutar. En yeni kuşak FinePix modelleri, bu süreyi bir saniyenin altına indirmişlerdir, hattâ sürekli çekim işlevlerinde 0,2 – 0,5 san. hız mümkündür (dizi çekim). Bu çekimler önce bir ara-depoya alınır, sonra sıkıştırılıp esas depoya kayıt edilir. Resim verilerinizin kayıt edildiği an, geleneksel makinenizin çektiği film anına eşittir.  


CCD’nin işleyiş tarzı: Işığın, film malzemesinde, kimyasal işlemler başlattığı geleneksel fotoğrafçılığın aksine dijital fotoğrafçılıkta, elektronik algılayıcı (sensör) önemli rol oynar. Işık hassasiyetlerinden, elektrik itici güçleri (impuls) oluşur ve bunlar bir analog-dijital çevirici (A/D çevirici) tarafından ikili şifrelere (biner kodlama) çevirilir.

CCD’nin işlevi: Işığa duyarlı birim olan ve silisyum-hücrelerden oluşan CCD-algılayıcı, düşen ışığın gücüne tepki verir. CCD-algılayıcının her noktası (piksel), algılanan aydınlık yoğunluğuna bağlı olarak, bir elektrik itmesi (impuls) üretir. A/D-çevirici sayesinde bu, şifrelenmiş olarak verilir. Bu aşamada CCD-algılayıcı, sadece aydınlık ve karanlık ışık değerleri arasında ayırım yapabilir; yani renkli göremez.

Renk oluşumu:
Dijital fotoğraf makinelerinde, toplamsal renk karışım sentezi, yani üç temel renk kırmızı, mavi ve yeşilin karışımları, uygulanır. Basit bir işlem ile hücreler, renkli görmeyi öğrenirler. Bu işleme “Filtre çözümü” denir. Özel RGB-filtreleri ile görünen ışık, parçalarına bölünür ve ayrı olarak değerlendirilir. Makinenin dahili yazılımı, verileri hesaplayıp, bütün bir resim haline getirir.

Şu anda, dijital fotoğraf makinelerde, en çok kullanılan dört analog/dijital veri çeviri sistemi vardır. “ONE-SHOT” teknolojisi, temel sistem olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda, sadece başka araçlar ile “One-Shot, Three-Chip-yöntemi” kullanılır. 2002 yılında tanıtılan bir diğer yöntem “Foveon-X3” teknolojisi olarak adlandırılmakta. En verimli neticelerin alındığı yöntem olarak Fujifilm’in geliştirdiği “Super CCD” teknolojisi ve 2003 yılında kullanılmaya başlanan 4. kuşak süper CCD-SR teknolojisini görebiliriz.

Cumhuriyetin Kuruluşundan Günümüze Yıllara, Dönemlere Ayırarak Fotoğrafçılar, Fotoğraflar, Akımlar, Olaylar ve Gelişmeler

Ülkemizde Cumhuriyet sonrası bir araştırma yapıldığında yazılı belgenin yeteri kadar bulunamadığı, bulunanların da gerçekliği ve değeri konusunda inandırıcılığının kesin olmadığını görüyoruz. Belgelere baktığımızda ise, kronolojik saptamalar yapılırken, kişilerin kendi inançlarına göre, yorumlar da getirdiğini görüyoruz. Halbuki, kişiler geçmişi hiçbir zaman kendi görüşlerini doğrulamak için alet etmemelidirler.

Fotoğrafın tarihini yazarken sadece kronolojik olarak değil, içinde bulunduğumuz yüzyılın etkisini, olumlu veya olumsuz olarak yorumunun da yapılması gereklidir. Çünkü her yüzyılda toplumları etkileyen değişim ve gelişme gösteren teknoloji, kişilerin kendine özgü düşünü biçimleri, yaşadığı anı yansıtan anlatım dilidir. Diğer bir açıdan baktığımızda ise her toplum kendine ait olan yaşam biçimi ve çağını yansıtan anlatım dilini belirler. Her toplumda, teknolojideki yenilik, kültürel içeriği etkiler ve yeni araştırmaları ortaya çıkartır. Örneğin, fotoğrafın 19.yüzyıla optik çağ dedirtmesi gibi.

Avrupa ile Türk fotoğrafını karşılaştırdığımızda ise, Avrupa’da 1900’lerden sonraki dönemde, Strand’ın fotoğrafları sanatsal birikimlerini içeren ve görsel bir iletişim aracı olarak kullanılıyordu.

Ülkemizde ise fotoğrafın günah olduğu inancı ve teknolojik araç gerecin yokluğu, fotoğrafın gelimesini engellemiştir. Bu dönemde fotoğraf sadece belge olarak kullanılmıştır. Fotoğrafın estetiği üzerinde durulmamıştır.

Doğa çalışmalarında ise insan figürü fotoğrafın leke değerlerindeki dengeleme unsuru olarak kullanılır. Yüzlerdeki ifade belirli değildir. Halbuki belirli olmayan bu yüzler, izleyenlere evrensel bir iletşim dili olan insan yüzüne ilişkin bir bilgi vermezler. İzleyen kişi arka plandaki doğadan, kişinin giysisinden insanların, toplumsal ve ekonomik durumları ile ilgili bilgileri alabilir.

Cumhuriyet’in ilanı ile başlayan ulusallaşma anlayışı ile kültür ve sanat bütünleştiğinden fotoğraf, bağımsız olarak yerini almıştır. Cumhuriyet döneminden önce, söz üzerine kurulan iletişim, cumhuriyetten sonra görsel iletişim olarak ön plana çıkmıştır. Aynı zamanda sinema da kendini bu dönemde kanıtlamıştır.

Ülkemizde fotoğraf 1900’lere kadar azınlıkların elindeydi. Cumhuriyet döneminde ise fotoğraf günlük yaşamın bir parçası haline geldi. O dönemdeki fotoğrafçılarımız, izleyenlere anlatım ve yorum gücünü kanıtlamayı ve sevdirmeyi amaçlamışlardır. Örneğin, Baha Gelenbevi’nin “Fotoğraf minör sanat değildir.” demesinin anlamı, fotoğrafın toplumsal değerini vurgulamasıdır. Bu dönemde, usta niteliğine sahip fotoğrafçıların toplumsal bilinci oluşturma çabasını amaçladıklarını gözlemliyoruz. Yine Cumhuriyet döneminde fotoğraf stüdyoları kısa sürede ülke geneline yayılmıştır.

Cumhuriyet’in ilanı ile, 1932 yıllarında nüfus kağıdı, pasaport ve resmi evraklara fotoğraf konması zorunluluğu, fotoğraf çektirmek istemeyen bir kısım halkın da stüdyolara gitmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu dönemin fotoğrafçısı Cemal Işıksel ise, Atatürk’ün fotoğraflarını çekerek portre geleneğini devam ettiren ve ilk foto muhabiri ünvanı ile atanan kişidir. Bu göreve 1929 yılında Atatürk’ün emriyle Ankara Ulus Gazetesi’nde başlamıştır. Atatürk’e ait zengin bir fotoğraf koleksiyonuna sahiptir.

Cemel Işıksel’den Atatürk ile ilgili bir anı:

“1925 Mart ayı son günleriydi. Fethi Okyar büyükelçi olarak Paris’e gidiyordu. Atatürk uğurlamaya istasyona geldi. Makinemi sehpaya yerleştirmiş bekliyordum. İstasyon binasından perona girerken kapıda karşıladım.

" Bir dakika Paşam” dedim.

“Peki çocuk, çabuk ol” dedi.

1933 Mayıs’ında çiftliğin yıldönümünde gene Atatürk’ün fotoğraflarını çekiyordum. Bir aralık gülerek bana döndü, “İlk seferinde bu kadar kolay çekemiyordun, değil mi çocuk” dedi. Sekiz yıl önce istasyonda nasıl çalıştığımı hatırlayarak beni hayretler içerisinde bıraktı. İşte Atatürk buydu.

Atatürk, cumhuriyeti dönemindeki Türk toplumunu zor koşullara rağmen, demokrasi, adalet, laiklik, dil bilinci, bilim, sanat, halkçılık, bağımsızlık ile bilinçlendirmiştir. Sanatçıyı da topluma “Alnında ışığı ilk hisseden insan” olarak tanımlamıştır. O dönemde fotoğrafa vermiş olduğu değerin kanıtı da, gerek sanatçının tanımında gerekse Cemal Işıksel’i fotoğrafla ilgili bir kadroya atamasındadır.

Cumhuriyet’in ilanından sonra fotoğrafa ve fotoğraftçıya düşen en önemli görevlerden biri, yeni Türkiye’nin tanıtılması idi. Bir yandan yurdun doğal güzellikleri ve tarihi zenginlikleri tanıtılırken diğer taraftan ise görsel tarih oluşturma kendiliğinden ortaya çıktı. Her ne kadar fotoğraf olayları gerçekçi bir biçimde yansıtır dense de Cumhuriyet’in ilk yıllarında yayınlanan tanıtıma yönelik fotoğraf albümlerinde veya dergilerde siyasal kadronun görüşlerine uygun olarak hazırlandığı gözlemlenebiliyor. Burada fotoğrafçının sorumluluğu büyüktür. Çünkü yazılı olan tarih sonradan değiştirilebilir. Fakat görsel tarihi değiştirmek olanaksızdır.

Genel olarak fotoğrafın etkileşim sorunlarına değindikten sonra, Cumhuriyet döneminden günümüze kadar fotoğrafı üç ayrı döneme ayırarak inceleyebileceğiz kanısındayım.

1923-1950 yılları arası, ön planda düşünülen duygusallık “Romantik Dönem”,

1950-1970 estetik ve teknik kuşkuların ön plana çıktığı “Geçiş Dönemi”,

1970-1998’e kadar ise, kurgu, soyut ve teknolojinin “deneysel+dijital” ön planda uygulandığı dönem.

1930’lu yıllar evraklara vesikalık fotoğraf kullanımı zorunluluğu portre fotoğrafçılığının ortaya çıkması ve halkın fotoğrafla iç içe yaşadığı bir dönemdir. Aynı zamanda, toplum tarafından fotoğrafın, bir sanat dalı olarak benimsenmesidir. O yıllarda, halkın eğitim ve kültür düzeyini yükseltmeyi amaçlayan halkevlerinin amacı “ortak manevi değerlere bağlı kişilerden oluşan bir birlik haline gelmektir”. İşte bu amaç doğrultusnda fotoğraf kursları düzenleyerek, 1932’den itibaren fotoğraf sanatı için yeni bir temel oluşturulmuştur. Yine cumhuriyein ilanı ile başlayan ulusallaşma uğraşları, stüdyo fotoğrafçılığından bağımsız, gazete ve çeşitli yayınlarda kullanılacak daha çok belge nitelikli çalışan fotoğrafçıların ortaya çıkmasıdır. Örneğin; Burhan Felek, Esat Tengizman ve Muhterem Gökmen gibi.

1920’lerde Resne fotoğrafhanesinde fotoğrafa başlayan Şinasi Barutçu, 1932’de Almanya’daki öğrenimini tamamladıktan sonra yurda dönerek Gazi Terbiye Enstitüsü’ne yazı, grafik sanatlar ve fotoğraf öğretmeni olarak atandı. Aynı yıllarda açılan Halkevleri’nin fotoğraf çalışmalarını yönlendirirken, ilk fotoğraf dergisi olan “Foto”yu çıkarttı. Diğer taraftan ise pek çok fotoğraf derneğinin kuruculuğunu yaparken, 1958 yılında FIAP (Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu) ile ilişki kuran yine Şinasi Barutçu’dur.

Şinasi Barutçu’nun özgeçmişine baktığımızda daha pek çok şey söyleyebiliriz. Bence Ankara’da yayınlanmış olan Mayıs 1961 tarihli “Son Çağ” adlı dergideki fotoğraf sanatı ile ilgili görüşleri ile, Şinasi Barutçu’yu daha iyi tanıyacağınız kanısındayım.

“İnsanın gördüğünden fazla görmediğini ihtiva eden fotoğraflara sanat eseridir diyebiliriz. Bu görünmeyen kıymetler insanları birbirine yaklaştıran, sevinç ve kederlerini paylaştıran ve anlaşmalarına sebep olan fikir muhtevasıdır... Nasıl her resim sanaat eseri ve onu yapan sanatkar olmazsa, fotoğrafide de durum aynıdır… İster uzun süreden beri alıştığımız, an’anesi bulunan fotoğraf tarzı ve ister genç sanatkarların öncülük yapan yeni tecrübeleri olsun, bizi aynı yere götürüyorsa birbirinden farksızdır. Başka başka ifadelerle yaratılan sanat eserleridir. Teknik, hem sanat eserinin meydana gelmesinde mühim bir amildir ve hem de –onun esiri olduğu takdirde- eseri mahvedebilir… Bir eserin yaratılmış olmasından daha mühimi, onun başkalarını da eser yaratmaya sevkedecek kuvvet ve mahiyette olmasıdır.”

1930’lu yılların diğer bir ismi ise Selahattin Giz’dir. Selahattin Giz’in fotoğraflarından oluşan “Beyoğlu 1930” adlı albümünde İstanbul’un günlük yaşamından kesitler abartısız ve doğal olarak gözlemlenmektedir. Bu albümdeki fotoğraflar daha önceki fotoğrafları ile karşılaştırıldığında, Osmanlı dönemi fotoğraflarında görülen “Şark durgunluğunun” kalktığını görebiliyoruz.

1935 yılında İçel milletvekili olan Ferit Celal Güven ilk fotoğraf dergisi olan “Foto” dergisinde “Yurt güzelliğini bize çabuk öğretecek tek şey fotoğraftır” diyerek romantik dönemin, doğacı yaklaşımındaki estetik kuralları ve karakterlerin yansıtılması ile fotoğraftan beklentilerini de vurgulamıştır. Ayrıca bu dönemdeki fotoğraf ustalarının, kendi yeteneklerini, fotoğrafın sınırları içinde veya sınırları zorlayarak kabul ettirme gayretlerini gözlemliyoruz.

1940 yıllarında ise, siyasal hareketleri topluma yansıtan basın fotoğrafçılığının oluştuğı sırada belgesel fotoğrafçılık da kendini kanıtlamıştır. Bu dönemdeki basın fotoğrafçıları ise, Namık Görgüç, Cemal Göral, Faik Şenol, Hilmi Şahenk’dir. Bu isimlerin basın fotoğrafçılığı alanındaki etkinlikleri önemlidir. Yine bu dönemde daha çok bireysel olarak fotoğraf çalışmalarına değer verenler ise, Limasollu Naci, Baha Gelenbevi, İhsan Erkılıç, Sabit Karamani, Haluk Konyalı, Fikret Minisker, Cafer Türkmen’dir.

1940 yıllarının en önemli etkinlikleri arasında, Münif Fehim, Hüsnü Cantürk, Suat Ferik, İlhan Arakon, İhsan Erkılıç Eminönü Halkevi’nde açtıkları fotoğraf sergisiyle fotoğrafın da sergilenebileceğinin ilk örneğini oluşturdular. 1948 yılında ise yayın hayatına başlayan Hürriyet Gazetesi’nden Semiha Es bütün dünyayı dolaşarak foto röportajın ülkemizde ilk örneklerini vermiştir.

Bu yıllarda İstanbul’da Selahattin Giz, Faik Şenol, Faruk Ferik, Cemal Göral tarafından gazetelere hizmet vermek için Basın Foto Ajansı kuruldu. Bu ekip, bir otobüsün arka tarafını karanlık oda olarak kullanıp, Taksim’in bir köşesinde film gösterileri de yapıyorlardı.

1950’lerde ise sadece güzeli araştırma ve yansıtma ön plana alınarak fotoğraflar insan-doğa ve yalnız doğa olarak gözlemlenirdi. Aynı zamanda Anadolu’nun o zamana kadar fotoğrafa yansımamış güzellikleri, doğa görünümleri, tarihi binalar ve Anadolu insanımızı tüm yönleriyle yansıtma, bu dönemde yoğun biçimde ele alınmış ve değişik bakış açılarından görerek pozlandırılmıştır.

Bu dönemdeki fotoğrafçıların bu tür çalışmalarını, Atatürk’ün emriyle Anadolu’ya gönderilen ressamlardan etkilenmiş olmalarına bağlayabiliriz. Aynı zamanda Türkiye’de uzun yıllar yaşayan ve Avusturya kökenli bir fotoğrafçı olan Othmar Pfershy’nin de etkisi büyüktür.

Othmar Pfershy’nin genç Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıtılması amacıyla hazırlanan ve baskısı Almanya’da yapılan “Fotoğraflarla Türkiye” albümündeki fotoğraflarının kusursuz olduğu gözlemlenmektedir. Ozan Sağdıç Yeni Fotoğraf Dergisi’nde Othmar için yazdığı yazısında onun fotoğraflarını bizlere çok iyi tanımlamaktadır. “Türkiye fotoğrafçıları denilebilirki, manzaraya bakmasını Othmar’dan öğrenmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni Türkiye’nin propogandasını yapan, bütün yeni eserlerde imzası bulunan bu Avusturyalı fotoğrafçı, doğadan ya da kentlerden çektiği fotoğraflarda titiz bir çerçeveleme geleneğine bağlı olarak çalışmış, Türkiye’de manzara fotoğrafçılığına öncülük etmiştir.”

Ozan Sağdıç’ın o dönemdeki fotoğraflarına bakıldığında Othmar’dan etkilendiği de gözlemlenmektedir.

Vedat Nedim Tör de bir yazısında, Othmar için: “Fotoğrafçılık tekniğinde memleketimize sanat anlayışını, sanat görüşünü getiren ilk öncülerin başında gelir” demektedir.

Othmar, Atatürk’ün çok güzel anlarını yakalamıştır, hatta pek çok karesi pulların üzerinde kullanıldığı halde, mütevazılığını hiç bozmadan, “Atatürk’ün fotoğrafçısı ben değilim. Ethem Bey daha tanınmış fotoğrafçı idi” der.

1950’li yılların başında yayın hayatına başlayan Yeni İstanbul gazetesindeki kadro ise, Ara Güler, Zeki Bükey, Mehmet Biber, Limasollu Naci’dir. Yine bu dönemin bir başka dergisi önce Resimli Hayat sonra, Hayat Mecmuası olarak devam eden dergi, foto röportajın gerçek okulu olmuştur. Ara Güler, Ozan Sağdıç, Yıldız Moran, Semiha Es, İnal Tengizhan yayınlanan fotoğrafları ile bu döneme imzalarını atmışlardır.

1959 yıllarında ise ilk fotoğraf derneği olan -İFSAK- İhsan Erkılıç, Şinasi Barutçu ve diğer bir grup fotoğrafçı tarafından kurulmuştur.

Yine bu yıllarda portre fotoğrafçılığının duygu ve estetik değerler kazanması, Yaşar Atankazanır, Kemal Baysal ve Foto Süreyya’nın öncülüğü ile başlamıştır. Ancak portrenin katı stüdyo kurallarından kurtulup başka bir anlayış için fotoğraflanması 1960 sonlarına doğrudur.

Şöyle bir özetlediğimizde 1960 yılına kadar fotoğrafta belge ve estetik kaygılar ön planda olup, sanatsal kişilikten çok fazla söz edilemez. Gerekçesi ise, eğitim, altyapı ve dünyadaki gelişmelere kapalı kalma eksikliğidir.

1960’lı yıllarda ise ofset baskının güncel olması, fotoğrafçıların gördüklerini anında haber olarak topluma sunabilmeleri basın fotoğrafçılığını meslek olarak ortaya çıkardı.

Sanayinin dışa bağlı dengesiz büyümesi, kırsal kesimden kentlere göçün başladığını gösteren bu çelişki ve çarpıklığı, Ara Güler’in fotoğraflarında görmekteyiz.

Bu kuşağın diğer isimleri ise, Sabit Kalfagil, Hüsnü Gürsel, Ersin Alok, İbrahim Zaman, Ozan Sağdıç, Gültekin Çizgen, Teoman Madra, Mustafa Türkyılmaz, Şakir Eczacıbaşı, Sami Güner, Ahmet Esmer, Fikret Otyam, Taçay Erdemsel, Güler Ertan’dır. Bu isimler fotoğrafın değişik alanlarındaki çalışmaları ile fotoğrafın öncüleri arasına girmişlerdir.

Bu dönemde diğer bir gelişme ise, stüdyodaki portre çalışmalarının ikinci plana alınarak, insan figürleri doğal çevresi içinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu dönemde fotoğrafa bakmayı, görmeyi ve hatta görünenin arkasındakini görmeyi de bilmek gerektiğinin farkına varıldı. Fotoğraf, deklanşöre basarken neyi göstermek istediğini bilmektir. Fotoğrafçı ise neyi, nerede, ne şekilde, bulacağını bilmesi gereken kişidir. Diğer bir deyişle, fotoğraf görmek, seçmek, yorumlamak ve aktarmaktır.


Ekleyen:Ümit SERT
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     Benzer Dokümanları İnceleyin
19 MAYIS 1919 – 29 Ekim 1923 Arası Tarihsel Olaylar(2351)

Sosyal Hizmetlerin Gelişimi(1843)

Çocuk Gelişimi ve Kreşler(1611)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Tanıtım Yazılarınızı Yayınlamak İçin Tıklayın



Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın En Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

aysima şen - 10.03.2016, 15:16
 

bu çok güzel ödevim için harika sağolun 


Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!