Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:






  
Ekonomik Bütünleşme ve Entegrasyon

                    

www.arsivbelge.com
Ekonomik Entegrasyon ve Bütünleşme Hakkında BilgiEkonomik Bütünleşme ve Entegrasyon dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Ekonomik Bütünleşme ve Entegrasyon başlıklı doküman hakkında bilgi yazının devamında...
Ödev ve Araştırmalarınız için binlerce dokümanı www.arsivbelge.com sitesinde kolayca bulabilirsiniz.

Ekonomik Entegrasyon ve Bütünleşme

Belirli bir bölgede yer alan ülkelerin aralarındaki Ekonomik faaliyetleri serbestleştirerek üretim faktörleri fiyatlarını eşit duruma getirmeleri. Dar anlamıyla ülkelerin aralarında gümrük birliği kurmaları ve buna ek olarak malların vergilendirilmesinin uyumlu duruma getirilmesidir. Geniş anlamda üretim unsurlarını da kapsar. Döviz ve sermaye piyasalarının düzenlenmesiyle emek ve sermaye faktörlerinin ülkeler arası hareket serbestliği de Ekonomik bütünleşme kapsamında düşünülmelidir. Ekonomik bütünleşme hareketleri genellikle serbest ticaret bölgeleri ve gümrük birlikleri biçiminde ortaya çıkmaktadır.

Ekonomik entegrasyon

Uluslararası ticareti serbestleştirme çabalarını bir bölümünü oluşturan uluslararası birleşme ya da diğer ifadesiyle uluslararası ekonomik entegrasyonların tanımı entegrasyon kavramı çerçevesinde yapılabilir. Ekonomik birleşme,birleşmeye giden ekonomilerde mal ve hizmet akımlarına serbesti sağlayıp, ticarete engel olan kısıtlamaları kaldırarak, bir ortak Pazar yaratmak şeklinde tanımlamaktadır Bugün için Dünya’daki Bölgesel Ekonomik Entegrasyonlara verilebilecek en önemli örnek; temelleri 1957 yılında atılan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’dir.

Bir diğer önemli Bölgesel Ekonomik Entegrasyon hareketi, üye ülkelerin arasındaki ticareti yeniden düzenleyerek yeni avantajlar elde etmek amacıyla A.B.D. ve Kanada arasında 1992 yılında başlamış, 1994 yılında Meksika’yı da içine alarak “Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması” (NAFTA) adı altında faaliyete geçmiştir. Üçüncü bir ekonomik grup da Japonya ve çevresindeki Güney Doğu Asya Ülkelerinin oluşturdukları ekonomik entegrasyon hareketidir. Söz konusu bu üç kutup, Dünya’daki bölgeselleşme eğiliminin de odakları haline gelmiştir.

Ekonomik entegrasyonun Sebepleri

Ülkeler ekonomik bakımdan üretim kapasitelerini genişleterek verimliliği arttırmak ve bunun neticesinde de toplumsal refah düzeyini yükseltmek amacıyla ekonomik entegrasyonlara girerler. Böylece ekonomik ve siyasal egemenliklerinden kısmî olarak vazgeçmeleri karşısında toplumsal refahı arttırıcı garantiler alabilirler. Ülkelerin bölge dışı bloklara karşı daha büyük bir rekabet gücüne sahip olarak, politik alanda daha etkili olmak istemeleri yani politik potansiyelin yükseltilmek istenmesidir. Ekonomik entegrasyonun bir diğer nedeni ise, bölgesel olarak bir arada yaşamak durumunda olan komşu ülkelerin birbirleri ile çatışmaları yerine güçlerini bir araya getirerek çıkar çatışmalarını önlemektir.

 

 

Bu çalışmada aşamalı bir süreci ifade edecek olan bütünleşme kavramı, parasal bütünleşmeyi de içeren ekonomik bütünleşme ve siyasal bütünleşme şeklinde bir ayırıma tabi tutularak incelenecektir. Çalışmanın sonunda ise Avrupa’nın ekonomik, parasal ve siyasal bütünleşmede geldiği aşama, mali bir yaklaşımla değerlendirilecektir.

I. Ekonomik Bütünleşme

Ekonomik bütünleşme kavramının iktisat literatüründe kullanılması pek eski değildir. İktisatçılar bu kavram üzerinde tam bir anlaşmaya varamamışlarsa da, şu üç nokta üzerinde fikir birliğine gittikleri söylenebilir:

  • Ekonomik bütünleşme temelde işbölümüne dayanır,
  • Ekonomik bütünleşmenin ileri aşamasında malların, hizmetlerin ve/veya üretim faktörlerinin serbestçe dolaşımı öngörülmektedir,
  • Ekonomik bütünleşme, mal ve hizmetlerin ve üretim faktörlerinin kaynağa ve gideceği bölgeye göre ayrıcalıklı olmayan uygulama görmesini içerir.

İktisatçıların üzerinde görüş birliğine vardıkları diğer bir husus, ekonomik bütünleşmenin aşağıda belirtilen üç şekilde görülebileceğidir:

  • Bir ülke sınırları içindeki farklı bölgelerin bütünleşmesini amaçlayan “ulusal bütünleşme”,
  • Farklı ülkelerin bir bölge içinde birleşmesini amaçlayan “uluslararası ekonomik bütünleşme”,
  • Farklı bölgesel grupların birleşmesi ve tek bir ekonomik ve politik birim haline dönüşmesini amaçlayan “Dünya bütünleşmesi”.

Burada ekonomik bütünleşme kavramı, ikinci seçenekteki anlamıyla, yani “uluslararası ekonomik bütünleşme” olarak ele alınacaktır.

Ekonomik bütünleşme olgusu, Jacob Viner’ın 1950 yılındaki “The Customs Union Issue” adlı makalesinin öncülüğünde gümrük birlikleri kuramıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Farklı düzeylerde de olsa ekonomik bütünleşmenin yararlarını savunan bütün görüşlerin özünde Adam Smith ve David Ricardo’dan kaynaklanan, serbest ticaretin ülkeler arasında ekonomik rekabeti özendirerek ve uzmanlaşmayı geliştirerek, kaynak dağılımında etkinlik sağlayacağı düşüncesi bulunmaktadır (A. Smith’in “Mutlak Üstünlükler” ve D. Ricardo’nun “Karşılaştırmalı Üstünlükler” Kuramları). Bu düşünce üretimde etkinliğe dayalı bir iş bölümünün gerçekleşmesiyle dünya refahının da maksimize olacağını ileri sürmektedir.

Uzunca bir süre kuramsal düzeyde tartışılan ekonomik bütünleşmeler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kuramdan uygulama alanına sokulmuştur. IMF gibi uluslararası parasal örgütler ile GATT gibi uluslararası anlaşmalar, dünya ticaretinde ve ödeme sistemlerinde aksayan yönleri düzenlerken bu düşüncelere dayandırılmıştır. Bunun yanısıra İkinci Dünya Savaşı’nda zarar gören Avrupa’nın yeniden inşası için oluşturulan birtakım uluslararası ekonomik kuruluşlar da uluslararası ekonomik bütünleşmenin ilk örnekleridir. Dolayısıyla denilebilir ki, ekonomik bütünleşme konusundaki kuramsal çalışmalar ile ilk bütünleşme uygulamaları arasında bir paralellik söz konusudur. Günümüzde farklı düzeylerde ekonomik bütünleşme hareketleri gözlenmektedir. Bunlardan en güçlüsü, bütünleşme yolunda en çok mesafe almış olanı ve dolayısıyla da bütünleşme ile ilgili kuramların gelişmesinde en çok katkısı olanı kuşkusuz ki, Avrupa’daki bütünleşme hareketidir.

Konunun otoritelerinden Bela Balassa, ekonomik bütünleşme olgusunu en zayıf biçiminden en kuvvetli biçimine doğru derecelendirerek açıklamaya çalışmıştır. Buna göre ticareti engelleyen unsurların ortadan kaldırılması (ticaretin bütünleşmesi), ülkeler arasında üretim faktörlerinin serbest dolaşımının sağlanması (faktör bütünleşmesi), ulusal ekonomik politikaların uyumlaştırılması (politika bütünleşmesi) ve nihayet bunların tam bir birleşmesiyle oluşan tam bütünleşme biçimi söz konusudur.

O halde bağımsız devletler arasında oluşturulan ekonomik bütünleşmeler, Bela Balassa’nın da yaklaşımına uygun olarak beş grupta toplanabilir:

  • serbest ticaret bölgesi
  • gümrük birliği
  • ortak pazar
  • ekonomik birlik
  • tam ekonomik bütünleşme

Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu ayırım, ülkeler arasında ayrı ayrı geçerli olabilen ekonomik bütünleşme biçimlerinden çok, bütünleşme sürecinin aşamalarını ortaya koymaktadır. Gerçekten ekonomik bütünleşmenin bir iç dinamiği vardır. Birinci, ikinci ve beşinci aşamalar kalıcı bütünleşme biçimleri sayılabilir. Bunlar dışında her aşama, daha sonraki aşamaya zemin oluşturmaktadır. Her aşamada ülkelerin ekonomik ve siyasal açıdan karşılıklı bağımlılığı artmakta, bağımsız ekonomi, para ve maliye politikaları izleme yetenekleri azalmaktadır.

A. Serbest Ticaret Bölgesi

Serbest ticaret bölgesinde amaç, üye ülkeler arasında kendilerinin ürettiği mal ve hizmetlere ilişkin ticareti serbestleştirecek ortak bir pazar yaratmaktır. Ticaret sınırlamaları yalnızca üye ülkelerce üretilen mal ve hizmetlere karşı kaldırılmakta, üçüncü ülkelerden ithal edilen bir malı herhangi bir üye ülke, diğerlerine ihraç etmek istediğinde bu sınırlamalar geçerli olmaktadır. Dolayısıyla bu aşamada üye ülkeler, birleşik (ortak) bir mal piyasası yaratmak için, sadece birbirlerine karşı tercihli gümrük politikası uygulayabilme açısından karar alanını bırakmış olmaktadır. Ancak değişik kamu politikaları ile yine de kendi üreticilerini koruma olanakları ellerinde kalmaktadır. Bu bütünleşme aşamasında her ülkenin serbestçe kendi gümrük politikasını seçmesi, bütünleşmeyi dağıtıcı eğilimlerin ortaya çıkmasına yol açabilir. Serbest ticaret bölgesinde yer alan bir ülke, sanayisinin güçlü olmadığı alanlarda çok düşük gümrük oranları kabul ederek birleşme içinde bu malların ithalatçısı konumuna gelebilir. Bu ise, iki etki yaratabilir. Eğer bütünleşme içinde bu malların üreticisi bir ülke varsa ve kendi üreticisini gümrük duvarlarıyla koruyorsa, bu korumayı etkisiz hale getirir. Sistem içinde gerilemeler yaratır. Eğer serbest ticaret bölgesinde, bu dalda üretici bir ülke yoksa, gümrük tarifesini indiren ülke, bu daldaki ticareti ele geçirecektir. Çünkü bölge içine ihracat yapan üçüncü ülkelerin, sisteme girerken düşük gümrük tarifesi uygulayan ülkeyi seçmesi ve oradan yüksek tarifeli ülkeye mal kaydırması söz konusu olabilecektir. Bölgedeki ticareti yeniden ele geçirmek için öteki ülkelerin de gümrük tarifelerini en aza indirmesi gerekir. Bu nedenle bütünleşme dışına karşı uygulanan gümrük duvarlarında en alt düzeyde eşitlenme eğilimi ortaya çıkar. Serbest Ticaret Bölgelerinde bütünleşmenin taşıdığı bu sakıncaları kaldırmak için ya ek kurallar koymak ya da bir üst bütünleşme biçimine geçmek gerekir.

B. Gümrük Birliği

Gümrük Birliği’nde de, serbest ticaret bölgesinde olduğu gibi, sadece mal piyasalarında bütünleşme amaçlanmış ve bütünleşmeye katılan ülkeler arasındaki mal akımlarını kısıtlayan gümrük vergileri ve diğer dış ticaret kontrolleri kaldırılmıştır. Ama birinciden farklı olarak üçüncü ülkelere karşı uygulanan gümrük vergileri eşitlenmektedir. Bu sayede üye ülkeler arasındaki mal akımları serbestleşip artarken, diğer ülkelerden olan mal akımlarında oransal bir azalma görülecektir. Gümrük Birliği’nde uluslar, üçüncü ülkelere karşı uygulanacak gümrük tarifesini saptama kararını uluslarüstü düzeye bırakmıştır. Birliğin en önemli ve tek kararı olan ortak gümrük tarifesi düzeyinin nasıl saptanacağı, birliği oluşturan ulusların korumacı ya da serbest ticareti savunan yaklaşımlarına göre değişecektir.

Korumacı görüş egemense, birlik bir korumacılık kalesi haline gelebilir. Ama genellikle bir birliğin tek tek ülkelerin saptayacağı gümrük oranlarından daha düşük bir düzey saptayacağı ileri sürülebilir. Bunun iki gerekçesi olabilir. İlki, birliğin doğurduğu ticaret saptırma etkisi ve yeni pazar büyüklüğü dolayısıyla daha düşük koruma düzeyleriyle yetinilebilmesidir. İkincisi de, yine ticaret saptırma etkisi dolayısıyla birliğe katılmayan çevre ülkelerde yaratılan olumsuz etkilerin artmasını önleme ve dolayısıyla doğabilecek siyasal tepkileri azaltma kaygısıdır.

Gümrük Birliği’nin kurumsal yapısı, birlik içinde doğabilecek eşitsiz büyümeler konusunda, eşitsizliği düzeltmeyi amaçlayan mekanizmalara sahip değildir. Oysa Gümrük Birliği içinde kapitalizmin eşitsiz büyüme yasası işlemektedir. Büyümenin eşitsizliği ise birliği dağıtacak siyasal çelişkileri besleyebilecektir. Serbest ekonomi mantığı içinde bu eşitsizliğin üstesinden gelmenin bir çözümü olarak, mal piyasalarındaki bütünleşmenin yanısıra, faktör piyasalarında da bütünleşme gündeme gelecektir. Bu da bizi üçüncü bütünleşme aşaması olan “ortak pazar”a götürür.

Ortak pazar aşamasını açıklamadan önce, son olarak Gümrük Birliğinin tarihte en çok görülen bütünleşme şekli olduğunu belirtmek gerekir. Anavatanla sömürge arasındaki ilişkiler temelde bu tip ekonomik bütünleşmelere dayanır. 19. yüzyılda İngiliz serbest ticaret doktrinine karşı yerli sanayileri korumak amacıyla kurulan Alman ve ABD Gümrük Birlikleri en başarılı örnekler olarak gösterilebilir.

Bu açıdan bakıldığında, Avrupa Topluluğu, herşeyden önce, bir Gümrük Birliğidir. Avrupa Topluluğu’ndaki gelişmeler, bütünleşme kuramının temelini teşkil eden Gümrük Birliği kuramının diğer bütünleşme biçimlerini kapsayacak şekilde genişletilmesine neden olmuştur.

Avrupa Topluluğu’nda Gümrük Birliği, ilk olarak 1951 yılında imzalanan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kuran Paris Antlaşması ile yürürlüğe girmiştir. Bunu, 1957 tarihinde imzalanan, 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren ve Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Roma Antlaşması izlemiştir. Roma Antlaşması’nın Gümrük Birliği hedefi bütün sanayi mallarında ve tarım ürünlerinin çoğunda 1 Temmuz 1968 tarihi itibariyle gerçekleştirilmiştir. Gerek AET, gerekse AKÇT Antlaşmalarında yer alan Gümrük Birliği’ne ilişkin hükümler, GATT hükümlerinin öngördüğünden daha ileri bütünleşmeyi hedeflemektedir.

C. Ortak Pazar

Ortak Pazar Gümrük Birliği’nin bütün unsurlarına ek olarak emek, sermaye, girişimci gibi üretim faktörlerinin üye ülkeler arasındaki serbest dolaşımını engelleyen bütün unsurların ortadan kaldırılıp, üçüncü ülkelere karşı ortak gümrük tarifesinin uygulandığı bir bütünleşme şeklidir.

Ortak pazar bir üye ülkenin iç pazarından oluşmuş “genişletilmiş bir iç pazar”dır. İç pazarın oluşabilmesi için üye ülkelerin ulusal sınırlarında uygulanan her türlü fiziki, teknik ve mali engellerin kaldırılması gerekmektedir. Atılması gereken ikinci adım ise ülkelerin iç ekonomik politikalarının birbirine yaklaştırılmasıdır.

Buna göre Ortak Pazar aşamasında söz konusu engelleri kaldırıcı çeşitli önlemler yürürlüğe girer. Üye ülkeler arasında her türlü sınır kontrollerinin kaldırılması, çalışma ve oturma izni anlaşmalarının yapılması, göçlerin denetimi ve sığınma talepleri konusundaki politikalarda uyumlaştırma sağlanması, vergilerin, özellikle dolaylı vergilerin uyumlaştırılması, mali hizmetlerin serbestleştirilmesi, ulaşım ve telekomünikasyon gibi kamusal hizmet alanlarının açılması, banka ve sigorta işlemlerinin uyumlaştırılması, para ve benzeri işlemlerin serbestleştirilmesi vb.. Bu önlemlerin yanısıra yabancı üretim faktörlerinin ortak pazara girişini ortak ilkelere bağlayan düzenlemeler de getirilir.

Böylece Ortak Pazar içinde yer alan ülkelerdeki sermaye için en uygun yatırım alanını bulmak serbest hale gelirken, aynı durum emek için de söz konusu olacaktır. Yani emek, üye ülkeler arasında serbestçe dolaşarak kendi becerisine en uygun iş ve ücreti elde etme olanağı bulacaktır. Sermayenin serbest dolaşımını engelleyen kuralların kaldırılması daha kolay olurken, emek için aynı şey söz konusu değildir. Çünkü emeğin serbest dolaşımının sağlandığı bir konumda, durgunluk şeklindeki bunalım dönemlerinde, pazar içindeki ülkeler birbirine işsizlik ihraç edebilirler. Bunun yanısıra ülkeler arasında gelişmişlik farkları da söz konusuysa, gelişmiş ülkeler büyük miktarda emek göçü ile karşı karşıya kalabilirler. İşte bu nedenlerle üye ülkelerin siyasetçileri, seçim kampanyalarının en duyarlı konusu olan işsizlikte bir artışa yol açabilecek düzenlemelere karşı direnç gösterirler. Ekonomilerin gelişme ve canlanma dönemlerinde bu direnç zayıfsa da, üye ülkelerin farklı dillere sahip olmasının getirdiği engeller, emek akışkanlığının arttırılmasını önler.

Gerek mal ve hizmet piyasalarında, gerekse üretim faktörleri piyasalarında serbest dolaşımın sağlanması, ortak pazar içinde faktör fiyatlarının eşitlenmesi ve kaynakların etkin kullanımına yol açar. Ancak gelişmenin üye ülkeler arasında eşit dağılması söz konusu olmamaktadır. Gelişme belli büyüme kutuplarında odaklaşma eğilimi göstermektedir. Akışkanlığı artan emek ve sermaye de bu odaklarda toplanacaktır. Eğer bütünleşmeye giren ülkelerin birbiriyle rekabet edecek ölçekte büyüme kutupları yoksa, sistemde büyüme eşitsiz olacak ve bazı ülkeler açısından bütünleşme bir fayda sağlamayacaktır. Bu da bütünleşmede parçalanma eğilimlerine yol açacaktır. Bunu önlemeye yönelik arayışlar içine girilmesi ise, bir üst bütünleşme aşamasını getirecektir.

Avrupa Ekonomik Topluluğu, ortak pazarın en başarılı örneğini teşkil etmektedir.

D. Ekonomik Birlik

Mal, hizmet ve üretim faktörlerinin serbest dolaşımının sağlandığı Ortak Pazar aşamasından sonra, sıra ulusal politikaların uyumlaştırılmasına gelir. Bu politikaların bir kısmı birliğe giren ülkelerin yapısal sorunlarını çözecek, bir kısmı makroekonomik politikaların uyumlaştırılmasını sağlayacak, bir kısmı da bütün birlik üyeleri tarafından alınması ve uygulanması gereken hususlarla ilgili olacaktır. Hangi alanlarda politika uyumuna ve yeniden dağıtım uygulamalarına gidileceği sorusuna şu şekilde açıklık getirilebilir:

Birincisi, mal ve faktör piyasalarında sağlanacak bütünleşme, sadece gümrük engellerinin kaldırılması ya da sermaye ve emek dolaşımının serbestleştirilmesiyle gerçekleştirilemez. Üye ülkelerin ellerinde standartlardan vergilemeye, çeşitli teşviklere kadar uzanan, bu akımları engelleyici politika araçları kalmaktadır. Bu nedenle söz konusu alanlarda bir uyuma gitmek gerekmektedir.

İkincisi, çevre sorunları gibi etkileri ulusal düzeyde kalmayan, uluslararası düzeyde politikaların izlenmesini gerektiren alanlardır.

Üçüncüsü, tek bir ülkenin kendi ekonomik gücüyle çözümleyemeyeceği, uluslararası kaynakların harekete geçirilmesini zorunlu kılan girişimlerdir. Büyük ölçekli teknolojik, bilimsel araştırmalar ve projeler örneklerinde olduğu gibi.

Dördüncüsü, topluluk içinde rekabetçi yapıları ortadan kaldıran tekelleşme eğilimlerine ve eşitsiz büyüme süreçlerine karşı önlemlerin yer aldığı politikalardır.

Beşincisi ise bölgesel politikalarda olduğu gibi eşitsiz büyümenin sonuçlarını hafifletmeye çalışan yeniden dağıtım mekanizmalarının oluşturulmasıdır.

Ekonomik birlikte, üye ülkelerin ekonomileri önemli ölçüde bütünleşmiştir. Bu nedenle ülkelerin ekonomik bunalımlara tek başına çözüm bulma kapasiteleri önemli oranda düşmüştür. Ancak üye ülkeler makroekonomik politikalarla ilgili karar alanlarını uluslararası kurumlara terk etmemişlerdir. Başka bir ifadeyle ortak politikalarda uygulamayı hâ lâ üye ülkeler yürütmektedir. Durum bu olunca, dünya ekonomisinin büyüme döneminde başarılı olabilen bir ekonomik birlik, bunalım döneminde gerekli kararları gereken hızda alamayacak ve aynı başarıyı gösteremeyecektir. Artık bir uluslararası kuruluş ve onu savunan çevreler oluştuğu için bu başarısızlık topluluğun dağılmasına neden olmayacak, çözüm daha ziyade bir üst bütünleşme düzeyine geçişte aranacaktır.

Bugün için Avrupa Birliği, özellikle Maastricht Antlaşması’ndan sonra üyeleri arasında malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını sağlaması, ekonomi, para ve maliye politikalarını ahenkleştirme konusundaki ilerlemeler ile, ekonomik birliğe doğru yönelen bir topluluk olarak görünmektedir.

E. Tam Ekonomik Bütünleşme

Bu aşamada bir ekonomik birlikten (topluluktan) farklı olarak finansman piyasasında bütünleşme gerçekleştirilecek, maliye, para ve sosyal politikaların uyumu ile ilgili kararlar ve daha da ötesi istikrar işlevi ulusal düzeyin üstündeki kurumlarca alınacaktır. Makroekonomik düzeyde bir bütünleşme sağlanmış olacaktır. Ulusal ekonomik bağımsızlığın büyük ölçüde kaldırıldığı ve bir uluslarüstü otoritenin kurulduğu bu en son aşamada, ortak paraya geçilmesi, tek bir Merkez Bankası’nın kurulması gündeme gelir. Ülkelerin bağımsız olarak para arzını arttırabilmesi, faiz politikası izlemesi olanaksız hale gelir. Çünkü artık para ve maliye politikaları ile ilgili hedef ve araçlar birleştirilmiştir. “Tek para” fikrinde üye ülkeler anlaşmaya varmışlardır. Bunun gereği olarak üye ülkeler üzerinde para-maliye politikalarını yürütecek bir merkezi otorite kurulmuştur.

Ulusların çok önemli karar alanlarını uluslarüstü bir kuruluşa bırakmaları, federalist devlete geçişe çok yakın bir aşamayı ifade eder. Karar süreçlerinde uluslarüstü yasaların ulusları bağlayıcılığı ve oybirliği ile kararın yerini, oy çokluğuna bırakması noktasına kolayca gelinebilir. Bu durumda uluslarüstü kurumun üstlendiği işlevler zaman içinde yeni alanlara yayılma eğilimi gösterir.

Uygulamada “mali federalizm” olarak bilinen bu bütünleşme biçimi, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde iyi bir şekilde yürütülmektedir. Ortak dış politika ve ortak ulusal savunma politikası eşliğinde, artık bir “siyasal bütünleşme” düşüncesine de yer verildiği için bu durum ekonomik bütünleşme kavramından çok, “Devlet” olma düşüncesi ile açıklanabilir.

Bu bilgiler ışığında denebilir ki, 1990’ların başında Avrupa Topluluğu, Avrupa Para Sistemi ile bu sürecin son aşaması sayılan “Ekonomik ve Parasal Birlik”i zorlamaya başlamıştır. Daha fazla ilerlemenin siyasal açıdan yakınlaşmayı da gerektirdiği anlaşıldığından, ekonomik ve parasal birlik ile siyasal birlik 1991 yılındaki Maastricht Zirvesi’nde ele alınmış ve 1993 yılından itibaren 1 Ocak 1999’da tek paraya geçiş ile sonuçlanan bir süreç başlatılmıştır.

Dokümanın Tamamı için tıklayınız...


Ekleyen:Ümit SERT
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     Benzer Dokümanları İnceleyin
19. yy Osmanlı Devleti Siyasi Sosyal Ekonomik Durumu(16885)

1929 Dünya Ekonomik Krizi(8135)

Sınırlı Rasyonellik Tanımı Ekonomik inovasyon(5903)

Türkiyede Ekonomik Krizler - 1994 - 1998 - 1999 ve 2001 Krizleri(3061)

Türkiyede Ekonomik Krizler – 1946 - 1954 ve 1958 Krizi(2708)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Siz de Tanıtım Yazısı Yayınlamak İçin Tıklayın

Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!