Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:






  
Lübnanın Tarihi ve Suriyenin Etkisi

                    

www.arsivbelge.com
Lübnanın Tarihi ve Suriyenin Etkisi dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Lübnanın Tarihi ve Suriyenin Etkisi başlıklı doküman hakkında bilgi yazının devamında...
Ödev ve Araştırmalarınız için binlerce dokümanı www.arsivbelge.com sitesinde kolayca bulabilirsiniz.

Lübnanın Savaş ve Çatışmaların Gölgesindeki Tarihi

Lübnan İslâm orduları tarafından 636'da Hz. Ömer (r.a.) zamanında fethedildi ve Şâm (Suriye) eyaletine bağlandı. Lübnan da Suriye gibi raşid halifeler döneminden sonra sırasıyla Emevi, Abbasi, Mısır hükümdarları, Selçuklular, Eyyubiler ve Memlüklülerin hâkimiyetinde kaldı. Lübnan 1516'da Osmanlı hâkimiyetine geçti ve I. Dünya Savaşı sonuna kadar 400 yıl süreyle Osmanlı idaresinde kaldı. Osmanlılar Lübnan'ı merkezden tayin ettikleri bir vali vasıtasıyla yönettiler. Ancak ülkede yaşayan etnik unsurların kendi inanç ve geleneklerini uygulamalarını sağlayacak şekilde örgütlenmelerine de fırsat tanıdılar.

1918'de Lübnan Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransızlar ülkedeki Marunilerle işbirliği içine girerek Müslümanlara baskı yapmaya başladılar. Fransız işgali 1943 Kasım'ına kadar sürdü. 1 Ocak 1944'te de Lübnan'ın bağımsızlığı resmen tanındı. Ancak Fransızların ülke üzerindeki nüfuzları tam anlamıyla sona ermedi. Fransa bu tarihten sonra da Lübnan'daki siyasi yapının teşekkülünde Suriye'yle birlikte söz sahibi olmuştur. Bağımsızlık sonrasında cumhurbaşkanlığına Bişâr el-Huri getirildi. Onun cumhurbaşkanlığı 18 Eylül 1952'ye kadar sürdü ve ondan sonra Kamil Şem'un cumhurbaşkanı oldu. Şem'un maruni hıristiyanlardandı ve izlediği politikayla gerek Dürzilerin, gerekse Müslümanların tepkisine yol açtı. Lübnan'ın Mısır'la birleşmesini isteyen Arap milliyetçiler de Şem'un politikasına karşı çıkıyorlardı. Sonuçta 8 Mayıs 1958'de muhalefetten bir gazetecinin öldürülmesi geniş çaplı bir tepkiye yol açtı ve bu tepki çok geçmeden silahlı eylemlere dönüştü. Eylemler üzerine Şem'un ABD'den yardım istedi ve ABD 15 Temmuz 1958'de Lübnan'a askeri çıkarma yaptı. Fakat olaylar durmadı ve ABD siyasi manevralarla bir çözüm bulma yoluna gitti. Bu çerçevede 31 Temmuz 1958'de Ordu komutanı Fuad Şihab'ı 22 Eylül 1958'de (Kamil Şem'un'un kanuni süresinin bitiminde) görevi devralmak üzere cumhurbaşkanlığına seçti.

Fuad Şihab görevi devraldıktan sonra Müslüman kökenli Reşid Kerami'ye bir hükümet kurdurdu. Ancak hıristiyan gruplar buna karşı çıktılar ve ülke genelinde eylemler başlattılar. Fuad Şihab cumhurbaşkanlığı süresince ülkede bir denge politikası izlemeye çalıştı. Bununla birlikte halk tabanının tam tasvibini kazanamadı ve siyasi karışıklıklar aralıklı olarak devam etti. Eylül 1964'te Şihab'ın süresinin bitmesinden sonra Charles Hilu cumhurbaşkanlığına seçildi. Onun döneminde siyonist İsrail yönetiminin saldırgan politikası yüzünden çok sayıda Filistinlinin Lübnan'a iltica etmek zorunda kalması dolayısıyla Lübnan, Filistin meselesinin de doğrudan içine çekilmiş oldu. Lübnan'a yerleşen Filistinliler bu ülkede örgütlenerek siyasi faaliyetlerde bulunmaya başladılar. Ancak Maruni Falanjistler bu durumdan rahatsız oluyorlardı. Charles Hilu'nun cumhurbaşkanlığı Ağustos 1969'da sona erdi ve yerine Süleyman Feranciye (maruni) cumhurbaşkanı oldu. Filistinlilerle Falanjistler arasındaki gerginlik Feranciye döneminde de devam etti ve bu gerginlik 1975'te iç savaşa dönüştü. İç savaş 1976'da da bütün şiddetiyle devam etti. Eylül 1976'da Süleyman Feranciye'nin görev süresinin dolması üzerine yerine İlyas Sarkis getirildi.

Lübnan, Suriye, Mısır, Kuveyt ve Suudi Arabistan devlet başkanlarının 17-18 Ekim 1976'da Riyad Toplantısında aldıkları kararlarla Riyad Antlaşması yapıldı ve bu antlaşmanın üç ana unsuru şöyleydi:

 a. Lübnan'da 21 Ekim'den itibaren ateşkes yürürlüğe girecek ve savaşan taraflar, 1975 Nisan'ından önceki hatlara çekileceklerdir.

 b. Lübnan için 30. 000 kişilik bir Arap Barış Gücü teşkil olunacaktır. Bu güç esas itibari ile Suriye askerlerinden oluşmuştur.

 c. FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) gerillaları Lübnan'da kalmaya devam etmekle beraber, Lübnan'ın egemenlik ve güvenliğine saygı göstereceklerdir.

1976'nın sonlarına doğru, olaylara müdahale için Suriyelilerin öncülüğünde bir Arap Caydırıcı Gücü Lübnan'a sokuldu. Bu arada Suriye yönetiminin daha önceki olaylarda sürekli hıristiyanların yanında yer aldığını hatırlatalım. Müdahaleden sonra imzalanan bir anlaşmayla Filistinlilerin elindeki ağır silahların alınması, Filistinli gerillaların İsrail işgali altındaki Filistin toprakları sınırından 15 km. içeri çekilmelerinin sağlanması ve Lübnan ordu birlikleriyle Arap Caydırıcı Gücü'nün Filistin kampları çevresinde denetlemelerde bulunmaları kararlaştırıldı. Bu anlaşmanın hem siyonist İsrail devletini kuzeyden Filistinli gerillaların saldırıları konusunda güvenceye kavuşturma, hem de Filistinlilerin Lübnan içindeki hareket imkânlarını kısıtlama amacı taşıdığı açıktı. Ancak anlaşma olayları durdurmaya yetmedi ve 1977'nin başından itibaren Lübnan'ın yerli Müslümanları da kendilerini olayların içinde buldular. Öte yandan hıristiyan milisler durumlarını sağlama aldıktan sonra Arap Caydırıcı Gücü'nün çekilmesini isteyerek bu güce karşı silahlı eylemlere giriştiler. Bütün bu olayların ülke geneline yayılması ülkedeki siyasi otoritenin tamamen sembolik bir hal almasına ve Lübnan topraklarının değişik gruplar arasında paylaşılmasına yol açtı. Öte yandan siyonist İsrail güçleri de Filistinlilerin kuzeyden yaptıkları saldırılara cevap olarak çeşitli hava saldırılarında bulundular. İsrail 3 Haziran 1982'de Londra büyükelçisinin bir saldırı sonucu yaralanmasını bahane ederek 6 Haziran 1982'de Lübnan'ı işgal etti. Falanjistler bu işgalde İsrailli güçlere yardımcı olmuşlardır. Lübnan'da askeri güç bulunduran Suriye ise işgal karşısında sessiz kalmayı tercih etti. Siyonist güçler bu işgal esnasında Lübnan'da büyük bir tahribat yapmışlardır. Arap dünyasının Filistinlileri yalnız bırakması üzerine siyonist güçler Filistinli milisleri Lübnan'ı terk etmeye zorladı. İsrail işgalinin henüz devam ettiği sırada 23 Ağustos 1982'de Lübnan'da bir cumhurbaşkanlığı değişikliği de oldu ve İlyas Sarkis'in yerine Beşir Cemayel seçildi. Siyonist güçlerle çok yakın ilişkilerinin olduğu bilinen Beşir Cemayel cumhurbaşkanlığında daha bir ayını bile doldurmadan 14 Eylül 1982'de öldürüldü. İsrail kuvvetleri bu olayın oluşturduğu hava içinde Müslümanların çoğunlukta olduğu Batı Beyrut'un tamamını kontrol altına aldılar. İki gün sonra da meşhur Sabra ve Şatilla katliamları gerçekleştirildi. İşgalci siyonist askerler 16 Eylül 1982 tarihinde Filistinli mültecilerin kaldığı Sabra ve Şatilla kamplarını buralarda ikamet edenlerin herhangi bir yere kaçmalarını önleyecek şekilde kuşatmaya aldılar. Arkasından Falanjist milisler siyonist askerlerin gözetimi altında kamplara girerek büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Lübnan hükümetinin açıklamasına göre bu katliamda toplam 991 kişi öldürüldü.

Beşir Cemayel'in öldürülmesinden bir hafta sonra 21 Eylül 1982'de kardeşi Emin Cemayel cumhurbaşkanlığına getirildi. Emin Cemayel ülkede siyasi otoriteyi sağlamak için kendisine yardımcı olmaları üzere Amerika, Fransa ve İtalya'dan Lübnan'a asker göndermelerini istedi. Siyonist İsrail'in Lübnan'ı işgaline ve bu ülkede gerçekleştirdiği katliama göz yuman bu ülkeler Emin Cemayel'in isteğini kabul ettiler. Ama değişen bir şey olmadı. İç karışıklıklar ve silahlı eylemler yine devam etti. Siyonist güçler Şubat 1985'ten itibaren Lübnan'ı terk etmeye başladılar. Ancak çekilirken Güney Lübnan'da özel bir güvenlik bölgesi oluşturdular. Orada hıristiyan milislerden Güney Lübnan ordusu adında özel bir ordu kurdu ve başına da yine maruni bir subay olan Antuvan Luhad'ı geçirdiler. Bu ordu bugün hâlâ Filistinli güçlerin saldırılarına karşı İsrail'in kuzey sınırlarını korumaktadır. Emin Cemayel'in görev süresi Ekim 1988'de sona erdi. Ancak ABD ile Suriye'nin ondan sonra kimin Lübnan cumhurbaşkanı olacağı konusunda anlaşamamaları dolayısıyla ülke 1989 yılına cumhurbaşkanısız girdi. Bunun üzerine siyasi istikrarsızlıktan yararlanan genelkurmay başkanı Mişel Avn askeri gücünü de kullanarak kendini cumhurbaşkanı ilan etmek istedi. Öte yandan Arap ülkelerinin girişimiyle daha önceki çeşitli suikastlerde öldürülenlerden artakalan 62 Lübnanlı parlamenter cumhurbaşkanı sorununa çözüm bulmak üzere Ekim 1989'da Suudi Arabistan'ın Taif şehrinde toplandı. Bu toplantıda alınan kararlar doğrultusunda parlamenterler 5 Kasım 1989'da Lübnan'ın Klayat şehrinde bir toplantı düzenleyerek Röne Muavvad'ı cumhurbaşkanı seçtiler. Ancak Muavvad 17 gün sonra, 22 Kasım 1989'da öldürüldü. Onun öldürülmesinden 3 gün sonra da cumhurbaşkanı İlyas el-Hiravi bu göreve getirildi. İlyas el-Hiravi Suriye ve ABD'den aldığı destekle Mişel Avn'ı Lübnan'ı terk etmeye zorladı. Öte yandan ülkeyi yeniden bir siyasi istikrara kavuşturmak amacıyla milis grupların ellerindeki ağır silahların bir kısmını topladı. Bu gelişmelerin arkasından ülkede kısmen bir istikrar ve siyasi otorite sağlanmıştır.

Lübnan Üzerindeki Suriye Etkisi

1990 yılında biten iç savaş sonrası yeni toparlanmaya başlayan Lübnan, Temmuz ayında topraklarında başlayan İsrail- Hizbullah çatışması ile kendini tekrar bir savaş içinde buldu. Lübnan ordusunun katılmadığı çatışmalarda İran kökenli Şii Hizbullah varlık hakkını tanımadığı İsrail ile Kuzey İsrail ve Lübnan’da çarpıştı. Lübnan bu bir ay süren çatışma sonucunda büyük kayıplar verdi. Lübnan üzerinde oynanan güç savaşlarında İran kökenli Hizbullah’tan sonra Suriye’yi de incelemek gerekir.

1516 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilen Lübnan, I. Dünya Savaşı sırasında Fransa tarafından işgal edilene kadar 400 yıl süre ile Osmanlı idaresinde kaldı. Lübnan, Hıristiyan nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir bölge idi. Fransa 1 Eylül 1926 yılında Lübnan Cumhuriyetini kurdu. Lübnan Suriye’den ayrı bir devlet tanımını kazandıysa bile Fransa’nın Suriye Mandası tarafından yönetilmeye devam etti. Lübnan ve Suriye gerçek bağımsızlıklarını II. Dünya Savaşı’nın sürdüğü 1943 yılında Nazi Almanya’sının Fransa’yı işgal etmesi ile elde ettiler. Lübnan barındırdığı etnik nüfus yoğunluğuna göre yazılı olmayan “1943 yılı Ulusal Anlaşması” yaparak Cumhurbaşkanının Hıristiyan, Başbakanın ise Müslüman halktan seçilmesine karar verdi. 14 Şubat 2005 tarihinde arabasının bombalanması sonucunda hayatını kaybeden Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri ile Lübnan ve ana şüpheli Suriye’de yeni bir dönem başladı. Lübnan’ı kendi eyaleti olarak gören ve geçen seneye kadar bulundurduğu 14 bin askeri ile ülkenin içişlerine karışma hakkını kendinde gören, yani otuz yıla yakın süredir gizliden Lübnan’ı yöneten Suriye için sonuçları büyük bir hayal kırıklığı olan bu suikast, Lübnan için  bağımsızlığını kazanabilme şansı yarattı.

1975-1990 yılları arasında süren Lübnan iç savaşı sonrasındaki dönemde başbakanlık yapan ve ekim 2004’te bu görevinden ayrılan Refik Baha Edine Hariri, 1944 yılında Lübnan’ın Sidon şehrinde yoksul Sünni bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Mali yetersizlikler sebebi ile Suudi Arabistan’a göç etti ve bir inşaat firmasında önce denetçi oldu sonra kendi inşaat şirketini kurdu. Kraliyet ailesinin güvenini kazanıp 1978’te Suudi vatandaşlığına kabul edildiğinde Arap dünyasının en büyük inşaat imparatorluğuna sahip olmuştu. Hariri mal varlığı ile 2003’te Forbes Dergisi’nin dünyanın en zengin 100 kişisi listesine girdi. İç savaş sonrası Hariri ülkenin tekrar inşasında aktif rol oynadı. Hariri ilk olarak 1992’de başbakanlığa seçildi ve 2003 Ekim’inde ayrılmasına kadar 12 yıl boyunca ülkeyi yönetti. Başkanlığı sırasında kendi gibi Sünnilerin yanı sıra Maruni, Dürzi, ve Şiilerin de desteğini aldı. Kurduğu Hariri Vakfı ile eğitime destek oldu. Sonradan Suudi kralı olan Fahd ile olan yakın dostluğu ona iş dünyasının kapılarını açmak dışında, Lübnan özel hükümet temsilcisi olarak birçok uluslararası konferansta kralı temsil etmesini sağladı. 1980’lerde Hariri, militan gruplar ve Lübnan - Suriye arasında arabuluculuk görevini üstlendi. Ayrıca 1989’da Taif Anlaşması ile sonuçlanan ulusal uzlaşma konferansında önemli rol oynadı.

Bombalama sonrası suikast ile ilgili herkesin hemfikir olduğu konu saldırının güçlü bir istihbarat sonucu planlandığıydı. Patlamanın gücü, dakikliği ve kurbana yaşama şansını bırakmamış olması nedeni ile suikastın küçük bir grubun işi olmadığı daha en başından biliniyordu. Rapora göre suçlu gözüken Suriye, hem amacı hem de yapabilecek gücü olması nedeni ile bugün olduğu gibi suikast sonrasında da şüpheliler sıralamasında ilk sırayı almaktaydı. Hariri, Suriye karşıtı olduğunu açıkça belirtmese bile, Suriye yandaşı olarak bilinen Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Lahud ile yıllardır süre gelen politik çekişmesi bunun bir işareti olarak nitlendiriliyor. Hariri, başbakanlığı süresince birçok kez Suriye’den farklı görüşlere sahip olmasına rağmen daha önceki Lübnan başbakanları gibi gerginlik yaratmadı. Bu sayede Şam tarafından izin verilen, yani stratejik öneme sahip olmayan konularda özgürce istediğini yapabildi. Lübnan’ı ayrı ve bağımsız bir ülke olarak görmeyen Şam yönetiminin içişleri bakanlığına sorumluluğunu verdiği  görevlerden biri de Lübnan’ın idaresi.

Refik Hariri ve Suriye’yi karşı karşıya getiren asıl olay, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası ABD’nin bölgeye demokrasiyi getirme kararı sonucunda ordusunu Lübnan’dan çıkarması yönünde Suriye’ye baskının arttırılması ile başladı. Eylül 2004’te BM Güvenlik Konseyi’nin, Hariri’nin desteği ile aldığı 1559 sayılı “Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi ve Lübnan’ın içişlerine karışmaması” kararından sonra Lübnan’daki Suriye karşıtı sesler de yükselmeye başladı. Gerginlik, Suriye yanlısı Lahud’un görev süresinin 3 yıl daha uzamasını sağlayacak anayasa değişikliği önergesi ile arttı. Suriye baskısı sonucunda Hariri, Ekim 2004’te başbakanlık görevinden ayrıldı. Mayıs 2005’te yapılacak seçimlerde Hariri’nin adaylığını koymayı planladığı söylentisi ise gerginliği tırmandırdı. Hariri suikastı sonrası ABD, Şam büyükelçisini çekerek diplomatik yoldan Suriye’yi uyardı. ABD Mayıs 2003’ten itibaren Suriye’ye gıda ve ilaç hariç ihracatı yasakladı, Suriye uçaklarının ABD’ye girişini yasakladı. ABD’nin bu konunun üstünde ısrarla durmasının sebebi Suriye’nin Hizbullah’a verdiği destekti. Halen Lübnan Parlamentosu’nda 12 milletvekili ile temsil edilen Hizbullah ise Lübnan'dan çekilmeyeceğini, yerel işlere karışmayacağını fakat Lübnan'ı İsrail'den korumaya kararlı olduğunu bildirdi. Suriye Başkanı Beşar Esat ise yaptığı bir konuşmada Lübnan ile ekonomik ilişkilerinden bahsetti ve Lübnan'ın İsrail ile işbirliği yapması durumunda bu ülkedeki tüm ekonomik varlığını çekmekle tehdit etti. İsrail ise Suriye'nin ülkeden çıkmasının ardından, Lübnan ile barış anlaşması için masaya oturmaya hazır olduğunu bildirdi. İsrail ile Lübnan 1983 yılında da bir anlaşma yapmış fakat daha uygulanamadan Suriye ve İran tarafından engellenmişti.

1975 yılında başlayan Lübnan iç savaşına komşusu Suriye’nin ilk müdahalesi 1976 yılında başladı. 1980 yılında Suriye'nin asker sayısı 30 bin'e yükseldi. Savaşın bittiği 1990 yılında ise 15 bin Suriye askeri halen Lübnan topraklarında idi. 1989 yılında imzalanan Taif Anlaşması’na göre Suriye geri çekmesi gereken askerlerini 2005 yılına kadar Lübnan topraklarında tutmaya devam etmesinin bir sebebi istihbarat ve ekonomik çıkarları. Bir diğer sebep ise tarihe dayanıyor. Suriye Lübnan'ı ayrı bir ülke olarak değil, kendi toprağı olarak görüyor. 1976 yılından beri Lübnan'da asker bulundurmakta olan Suriye  2005’te, işgalinin 29. yılında, ilk kez bu kadar büyük tepki ile karşılaştı. Bunun birinci sebebi halkın yükselen sesiydi. Hariri'nin öldürülmesi ile Lübnan halkı ilk defa bu denli güçlü bir  protesto gerçekleştirerek sesini duyurma imkanı buldu. Daha önceleri de Lübnan’da Suriye karşıtı gösteriler olmuştu, hatta zamanın Cumhurbaşkanı General Mişel Aun 1989'da Suriye'ye savaş ilan etmiş ve binlerce kişi destek için sokaklara dökülmüştü. Fakat bu isyan Suriye askerleri tarafından bastırılmış ve Aun Fransa'ya kaçmak zorunda kalmıştı.

Suriye’ye tepki gösterilmesine ikinci sebep, Suriye’nin uluslar arası desteği kaybetmesi oldu. Kuveyt savaşı sırasında Suriye, Saddam Hüseyin'e karşı ABD’nin tarafında yer aldı. Fakat 11 Eylül’den sonra ABD’nin önceliği Ortadoğu’ya demokrasi getirmek olunca Suriye ile olan diyalogu bozuldu. İsrail, Suriyeli askerlerin Lübnan sınırında bulunmasına sıcak bakıyor böylece bu sınırın güvenliğinin sağlanacağını umuyordu. Aynı şekilde Lübnanlı Hıristiyanlar Suriye askerleri sayesinde sivil savaşın sebebi olarak gördükleri Filistinlilerin kontrol altında tutulabileceğini umuyorlardı. Fakat Suriye hiçbir zaman bu sorumlulukları kabul etmedi. Suriye Ortadoğu ülkelerinden de fazla destek alamadı. Taif Anlaşması’nın mimarlarından Suudi Arabistan, kendilerinden biri olarak gördükleri Hariri'nin öldürülmesinden dolayı Suriye'yi suçluyor. Suriye'yi her zaman destekleyen İran bile Lübnan'ın bu kadar uzun süre haksız işgalini savunamıyor. 

Üçüncü sebep ise Lübnan halkının özgür seçim umudu. Ortadoğu’daki değişimin göstergesi olan Filistin Özerk Yönetimi ve Irak'taki seçimlerden sonra Lübnan halkı da özgür seçim istiyor. Suriye sonrası yapılan son seçimlerde Hizbullah Lübnan meclisinde 12 sandalye kazanarak askeri alan dışında siyasi kulvarda da önemli bir güç haline geldiğini gösterdi. Hizbullah, ABD tarafından terör örgütü sayılıyor. ABD’nin aksine Avrupa Birliği Hizbullah'ın Lübnan Parlamentosu’nda temsil edilen bir siyasi güç olduğuna dikkat çekerek, silah bırakmayı ret etmelerine rağmen, terör örgütü listesine almıyor. 

BM’in Hariri suikastı sonrası hazırladığı raporun en önemli bulgusu, Hariri’nin öldürülmesi ile ilgili ipuçlarının Suriye ve Lübnan üst düzey yöneticilerinin doğrudan iştirakini gösterdiğini kanıtlamasıdır. Rapora göre Lübnan’ın Suriye yanlısı Cumhurbaşkanı Emil Lahud’un telefonu bombalamadan birkaç dakika önce baş şüpheli Suriye yanlısı Mahmut Abdülal tarafından arandı. Rapor ayrıca Suriye’nin araştırmada gereken işbirliğinde bulunmadığını ve Suriye Dışişleri Bakanı Faruk Alşara’nın yanlış bilgi verdiğini belirtiyor. Suriye, Lübnan’ın ulusal birlik ve sivil barışa yönelik  bir suç olarak nitelediği Hariri suikastı ile bir ilgisi olmadığını belirtti. Suriye’nin askerlerini Lübnan’da tutmak istemesinin önemli bir nedeni de Lübnan’ın İsrail’e sınırı olması. Lübnan sınırından İsrail’e saldıran Hizbullah’ı destekleyen Suriye, ordusunu Lübnan topraklarında tutarak olası bir barış görüşmesi pazarlığında İsrail’den Golan Tepeleri’ni almayı amaçlamaktaydı. Suriye ile İsrail’in aralarındaki başlıca sorun Golan Tepeleri. Gerilim ise daha çok Şeba Çiftlikleri olarak bilinen bölgede yaşanıyor. Hizbullah Şeba Çiftlikleri'nin Lübnan'ın olduğunu savunuyor ve İsrail'in işgali altında olduğunu iddia ediyor. İsrail'in BM tarafından da desteklenen savı ise, Şeba Çiftlikleri'nin sınırın Lübnan tarafında değil, Suriye tarafında, Golan Tepeleri'nin bir parçası olduğu yönünde. Golan Tepeleri de, 1967 yılından bu yana İsrail’in elinde bulunuyor. Suriye’nin Lübnan’daki çıkarlarını koruyan Hizbullah bu sebeple uzun süre Suriye'nin  desteğini aldı. Hizbullah’ın, Hariri suikastının ardından ortaya çıkan krizden sonra daha dikkatli davrandığı gözlemlendi; Hem Suriye'nin Lübnan'daki varlığını desteklemeye devam etti, hem de Lübnan muhalefetini eleştirmekten kaçındı. Ayrıca Batı'nın Lübnan içişlerine müdahalelerine karşı çıkarak, birlik çağrıları yaptı. Tüm bu gelişmeler ve baskılar sonucunda Suriye askerlerini Lübnan’dan geri çekmek zorunda kaldı. Suriye Avrupa ile 2010 yılında yürürlüğe girecek serbest ticaret anlaşmasını riske atmak istemiyor. Gıda gibi kalemleri kendi kendine yetebilen Suriye'nin ekonomisi pek iyi değil. İhracatının %70'ini oluşturan petrol rezervi 1990'lardan itibaren düşmekte ve son on yıldır petrol ithal ediyor. Saddam Hüseyin'in düşüşü sonrasında Irak ile yaptığı ticaret sona erdi ve ABD'nin ekonomik yaptırımları ile karşı karşıya kaldı. 
Lübnan’ın etnik yapısı çok çeşitli. Demografik denge bozulunca  herkes kendi hakkı için savaşıyor. Barış gücü diye gelen Suriye  kendi çıkarları için kullanıyor bu durumu. Sivil savaştan beri yani otuz yıldır Suriye, Lübnan’da asker bulunduruyor. Lübnan, Suriye ile olan tarihi bağını da koparamadı, süre gelen ekonomik ve askeri bağımlılık sebebi ile egemenliğini tam kazanamıyor. Bu tabloya bir de Filistinlilerin hakkını savunma amacı ile yirmi beş yıl önce ülkenin İsrail sınırına yerleşip bir ordu kuran İran ekleniyor.  Şii destekli Hizbullah ülkede güçleniyor, sosyal hayata karışıyor, meclise kadar giriyor. Elde ettiği güç ile kendini yalnızca Lübnan için değil, bölge için bir direniş örgütü olarak tanımlıyor.

kaynaklar: vahdet.info.tr, arsiv.salom.com.tr


Ekleyen:Yahya Polatkan
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     Benzer Dokümanları İnceleyin
Türkiyenin Tarihi ve Doğal Güzellikleri(56851)

Orta Asya ( İslamiyet Öncesi ) Türk Tarihi ilkler - enler(12618)

Doppler Etkisi ( Doppler olayı )(2884)

Tarih Ders Notları(2539)

Orta Asya Türk Tarihi(2491)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Siz de Tanıtım Yazısı Yayınlamak İçin Tıklayın

Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!