Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!


Araştırmalarınız için Arama Yapın:






  
İnanç ve İbadet Sistemi
www.arsivbelge.com
İnanç ve İbadet Sistemi dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
İnanç ve İbadet Sistemi başlıklı doküman hakkında bilgi yazının devamında...
Ödev ve Araştırmalarınız için binlerce dokümanı www.arsivbelge.com sitesinde kolayca bulabilirsiniz.

 İnanç ve İbadet Sistemi

Eski dilde iman karşılığında kullanılan inanç "inanmak, itimat etmek" anlamına gelir. Din terminolojisinde inanç, "mutlak tasdik" manasındadır." (140) Gerçek manada tasdik dil ile kalbin birleşmesidir; buna erişen kişi de mü'mindir. Dil ile tasdiki kalbiyle pekiştirmeyen kişiye münafık denir. Halk deyimiyle iki yüzlülük halidir. İman, amel ile birleştiği zaman daha da önem kazanır. İman amelle olgunluğa kavuşur. Ameli olmayan kişinin imanı bulunabilir. Hz. Peygamber (s.a.v)'in "Sizin iman bakımından en kâmil olanınız, ahlâk bakımından en güzel olanınızdır. (141) Hadis-i şerifleri imanın, ancak amel ile yüceleceğine dikkat çekmektedir.
  İslam ilahiyatı ile ilgilenen araştırıcılar, Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde geçen iman ve İslâm terimlerini ayrı ayrı inceledikleri gibi, iki terimin birbiriyle olan münasebeti üzerinde de durmuşlardır. Hadd-i zatında iman ile İslâm kelimeleri arasında lügat açısından fark bulunmakla beraber, bu daha çok özellik ve genellik yönündedir. İman daha özel, İslâm ise daha geneldir. Daha açık bir ifade ile iman tasdik, İslâm ise teslimiyet demektir. Bir bakıma tasdikin gerçekleşmesi, teslimiyeti ister istemez akla getirmektedir. Ancak her teslimiyetin tasdik manasında algılanması da mümkün değildir.
  Konu genel hatlarıyla ele alındığında islam ile insanın bir olduğu görülmektedir. İslâm nazarında mümin olsun, müslim olsun aynı dinî hükümler uygulanır. Hz. Peygamber (s.a.v) insanları, mümin, kâfir ve münafık olmak üzere üç kısma ayırmıştır. İmam-ı Azam'a göre insan ile İslâm arasında lügat açısından fark bulunmakla beraber, din bakımından İslâmsız iman, imansız İslâm mümkün değildir. İslâm kelâmcıları iman esaslarını öncelikle ikiye ayırır:
  1- İcmalî iman (toptan inanma, Kelime-i Tevhid, Kelime-i Şahadet),
  2- Tafsili iman (Amentü'de ifade edilen hususlara ayrıntılı olarak inanmak),
  İslâm Dini'nin iman esaslarını Kur'an-ı Kerim bildirmiştir. Amentü denilen imanın altı esasını bir arada Hz. Peygamber (s.a.v) açıklamıştır.
   1- İnanç Sistemi
  a. Allah'a İman
  İslâm Dini'nin temeli Allaha inanç esasına dayanır. Bütün ilâhî dinler Allah'a inanmayı temel kabul etmiştir. İlâhî dinler dışındaki diğer bazı dinlerde de Allah'a inanç meselesi prensip olarak mevcuttur. Tarihin her döneminde Allah'a inanmayan fertler bulunmuştur; ama bütün bir toplum asla!
  Kur'an-ı Kerim, sayısız âyetinde Allaha imanın önemini belirtmiştir. Kur'an-ı Kerim insanı, Allah'ın zâtını düşünmekten menederken, O'nun varlığı, birliği, yüce sıfatlarıyla güzel isimlerini düşünmeyi tavsiye etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde, "...ancak Allah'ın zatını düşünmeyin. Çünkü buna kudretiniz yetmez" buyurur. Aynı manayı kuvvetlendiren bir diğer hadis-i şerif şöyledir: "Kalbine ne gelirse, Allah ondan başkadır."
  İslâm'da Allah kavramını en güzel açıklayan âyetlerden bir kısmı İhlâs sûresindedir: "De ki, O, Allah'tır, bir tektir. O Allah'tır, sameddir. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır." (142)
  Allah inancı konusunda ölçülü ve dengeli bir mantık sergileyen İslâm, O'nun sıfatlarını, başka varlıklara vermediği gibi, yaratılmışların sıfatları da Allah'a atfedilemez. İslâm'a göre Allah her yerde hâzır ve nazırdır. Şekilden zamandan ve mekândan münezzehtir. O, insanlara şah damarından daha yakındır. Din gününün yegâne sahibi O'dur. Kişinin Allah'a imanı, fıtratının bir gereğidir. Ergenlik çağına gelmiş akıllı kişi, Allah'ın varlığına imanla yükümlüdür. İmam-ı Maturidi'ye (852-944) göre, peygamberler tarafından dinî hükümler tebliğ edilmedikçe bu kişiler ahkâm-ı şeriyye ile mükellef tutulmaz. İslâm bilginlerine göre Allah'ın varlığı, birliği vahyin irşadı ve kalbin tasdiki ile açıklık kazanır, fakat O yüce varlığın mahiyetini kavrayamayız.
  b. Meleklere İman
  İslâm inançlarından biri de meleklere imandır. Kur'an-ı Kerim ye hadis-i şerifler melekleri, onların varlık ve misyonlarını bize açıklamıştır.
  Melekler, erkeklik ve dişiliği olmayan, yeme-içme vb.den uzak ruhanî ve nuranî varlıklardır. Gözle görülmezler. Evlenmek, çoğalmak, doğmak, ölmek vb. insanlara has davranışlardan uzaktırlar. Daima Allah'ı tesbih ile O'na ibadet ederler; Allah tarafından verilen görevleri yerine getirirler, günah işlemezler, bir imtihana tâbi değildirler. Bu bakımdan günah işlemeye de müsait yaratılmış olan insan, kendini günahlardan koruyabilirse Allah katında meleklerden de üstün olabilir. İnsanların masumiyet içinde hayat sürebilmeleri, onların melekleşmesini sağlar.
  Ayrı ayrı görevlerle mükellef dört büyük melekten (Cebrail, İsrafil, Mikail, Azrail) başka insanların yaptığı işleri kaydeden Kiramen Kâtibin ile Münker Nekir melekleri de vardır. Melekler gözle görülmeyen varlıklar olmak itibariyle bu tür bir inanç diğer dinlerde de mevcuttur. Muharref ilâhî dinlerden olan Yahudilik ve Hıristiyanlık'ta meleklere inanılmakla beraber aralarında fark vardır. Yahudilik ve Hristiyanlık dinlerine nazaran melek, inancını en güzel ve net şekilde açıklayan din İslâm olmuştur.
  c. Kitaplara İman
  Müslümanlığın iman esaslarından biri de kitaplara imandır.(143) İslâm'da kitaplara imandan kasıt, dört ilâhî kitapla, onlardan önce yine peygamberlere gönderilen sahifeler (suhuf)dir. (144) Bütün bu kitapları Allah peygamberlerine Cebrail aracılığı ile göndermiştir. İlâhî kitaplara Kütüb-i Münzele ve Kütüb-i Semaviyye de denir.
  Kur'an-ı Kerim, ilâhî kitapların muhtevası, hangi peygambere verildiği vb. hususlarda tatminkâr bilgiler vermektedir. Zebur'un ise sadece Hz. Davud'a verildiğini açıklamıştır.
  d. Peygamberlere İman
  İslâm'da inanç şartlarından biri olan peygamberlere iman, sadece Kur'an-ı Kerim'de isimleri zikredilen peygamberleri değil, gönderildikleri sabit, fakat isimleri bilinmeyen peygamberleri de kapsar. Peygamberler, Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara ulaştıran elçilerdir. Bu bağlamda onlara nebi ve rasul de denir. İslâm'a göre peygamberlik Allah'ın seçkin kullarına verdiği bir imtiyaz ve özel görevdir. İnsan çalışıp çabalamakla peygamber olamaz.
  Kur'ân-ı Kerim 25 peygamberi ismen açıklamış, peygamber olup-olmadığı tartışılan üç kişi dışında her topluma peygamberler gönderildiğini bildirmiştir. İlk peygamber  Hz. Adem, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) arasında kaç peygamber bulunduğu kesin olarak bilinmemektedir.
  Müslümanlar ayırım yapmaksızın bütün peygamberlere inandığı halde, Yahudiler Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v)'e, Hristiyanlar ise Hz. Muhammed (s.a.v)'e inanmazlar.
  Peygamber inanç ve anlayışı en mükemmel şeklini İslâm'da bulmuştur. Diğer dinlerin peygamber anlayışında birtakım tutarsızlıklar vardır. Mesela Yahudilikte Hz. Yakub Allah ile (haşa) güreştirilmiştir. (145) Bu tür saçmalıkların sayılmayacak kadar çok örnekleri şu anda ellerindeki Tevrat'ta mevcuttu! Yine Yahudilere göre gaipten haber veren bir kimse de peygamberdir. Museviler yalnız İsrail peygamberlerine iman etmekle kalmazlar; Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ı aynı zamanda hükümdar kabul ederler.
  Hristiyanlar da prensip olarak peygamberlere imanı kabul etmişler, ancak bazı istisnalar koymuşlardır.  Bundan ayrı olarak yine Hristiyanlar, Hz. İsa'nın Havarilerini ve Pavlus'u da peygamber hatta peygamberlerden de üstün sayarlar. Hristiyanlara göre peygamberlik çalışmakla elde edilmez; o ancak Ruhu'l-Kuds'ün bir görevlendirmesiyle olur. Yine Hristiyanlık'ta Hz. İsa, "Tanrı'nın Oğlu", diye nitelendirilirken, O'nun havarileri de Hz. İsa'nın resulleri sayılmıştır. Hz. İsa'ya Mahkeme-i Kübra'nın yöneticisi olarak da inanırlar.
  e. Ahiret Gününe İman
  Allah ve O'nun peygamberi'nin bildirdiklerine inanan, kişi için Ahiret Günü'ne iman zorunludur. Ahiret günü, birinci nefhadan ikinci nefhaya, sonra da cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar geçer zamandır. Diğer bir ifade ile ikinci nefhadan sonra başlayan ve sonsuza kadar uzanan zamandır.
  Müslümanların ahirete imanları Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflere dayanmaktadır. Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulur:
  "Onlar san indirilenlere de, senden evvel indirilenlere de inanırlar. Ahirete ise onlar şüphesiz bir bilgi ve iman beslerler." (146)
  Ahiret Günü'ne tam anlamıyla inanan kişi, dünya hayatını da düzene sokmuş, günahlardan ve sapıklıklardan nefsini büyük ölçüde korumuş olur.
  Kur'an-ı Kerim, Allah'a imandan sonra çoğu kere Ahiret Günü'ne imanı zikreder. Ahiretin zamanını bilemeden her an o büyük güne hazırlanmak, Müslümanın dünya hayatına bağlanmasını sağladığı gibi, ona sorumluluk da yükler. İslâm, Ahiret Günü'nü, ölümü kıyametin vukuunu, sonra neler olacağını, ölümden sonra tekrar dirilmeği, hesaba çekilmeği, ceza ve mükafat görüleceğini vb. ayrıntıları ile açıklamıştır.
  Yahudilik ve Hristiyanlık'ta da ölümden sonra dirilme inancı vardır. Yahudilik'te ahiret konusu İslâm ve Hristiyanlığa nisbetle fazla işlenmemiş, onlar daha çok dünya hayatına önem vermişlerdir. Hristiyanlar
ise Ahiret Günü'nün hemen geleceği korkusu ile ruhbanlığa sarılmışlardır. Bu konuda da en sağlıklı dengeyi İslâm kurmuştur. İslâm'a göre "Hiç ölmeyecek gibi dünya için çalışılacak, yarın ölecekmiş gibi ahirete hazırlanılacaktır".
Ahiret Günü'ne iman konusunun Yahudiliğe ne zaman girdiği kesin olarak bilinmemektedir. Zaten Tevrat'da da kıyamet, mahşer, cennet, cehennem hakkında açık bir bilgiye rastlanmamaktadır. Ayrıca bu konudaki inançları da zaman zaman değişikliklere uğramıştır.
  İncillerden elde edilen bilgilere göre Hz. İsa'nın ikinci kez dünyaya gelişiyle kıyamet vuku bulacak, ölüler mezarlarından kalkarak dirilecekler, (147) O da insanları hesaba çekmek üzere adalet kürsüsüne oturacaktır. Yine Hristiyanlar Hz. İsa'nın yakın bir gelecekte yeryüzüne ineceğine, ancak O'ndan önce Deccal'in ortaya çıkacağına inanırlar. Hristiyanlara göre Allah hükmetme yetkisini Hz. İsa'ya vermiştir. Ölümden sonra ruh bedenden ayrılarak dünyadaki durumuna göre sevap veya cezaya çarptırılacaktır. (148) Ölülerin son mükâfatlandırılmasından önce berzah denilen yerde kalacaklardır. Hristiyan inancında ölümden sonra cennette mutluluk, cehennemde azap görecek olan yalnız ruhtur.
  f. Kaza ve Kadere İman
  İslâm'da iman esaslarından biri de kaza ve kadere imandır: Gerçekte bu ifadenin kader ve kazaya iman şeklinde olması daha uygun ise de, Türkçemizde böyle yerleşmiştir.
  Kader, ileride meydana gelecek her şeyin önceden bilinerek Allah tarafından takdir ve tesbit edilmesi, kaza da, bilinen ve tesbit edilen her şeyin zamanı geldiğinde yine Allah tarafından yaratılmasıdır. Kader, Allah'ın ilim sıfatına, kaza da tekvin sıfatına racidir. Ehl-i sünnetin inancı budur.
  İslâm'a göre Allah'ın küllî iradesi yanında kulun cüz'î bir iradesi vardır. Kul bu iradesini hayra da şerre de yönlendirebilir. İyilik-kötülük, hayır-şer belli olduğuna göre kula düşen görev, aklını kullanarak iyi ve hayır olana yönelmektir. İnsan, iradesiyle yaptıklarından sorumludur. İradesi dışında olan (hangi ana-babadan, nerede, ne zaman doğacağı, boyu ve renginin ne olacağı vb.) hiçbir şeyden sorumlu değildir. Allah, kişinin hür iradesiyle seçtiği şeyleri, onun seçtiğine uygun şekilde yaratır. Kısaca seçen insan, yaratan Allah'tır. İnsanın nasıl bir tercihte bulunacağını Allah ezelde bildiği için Levh-i Mahfuz'da bunlar yazılmıştır. "İlim malûma tabidir" cümlesinin anlamı da budur. Bu bakımdan bazı kişilerin sorumluluktan kurtulmak için "ne yapayım, alın yazım bu imiş" tarzındaki itirazlarının geçerliliği yoktur. Kişi, iradesini hayra yönlendirerek çalışacak, iradesi dışındaki sonuçları da tevekkülle karşılayacaktır. İnsanın hayırlı zannederek bir işi yapmaya yönelmesi, ancak sonucun dileği doğrultusunda olmaması halinde, bu sonucun kendisi için hayırlı olduğuna inanması da onu kalben huzurlu kılar. Bu durumu açıklayan bir âyet-i kerimede şöyle buyurulur: "Ey müminler, sizin hoşunuza gitmediği halde uhdenize savaş yazıldı. Olur ki bir şey hoşunuza gitmezken o, sizin için hayırlı olur. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o da hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (149)
  İslâm dışındaki dinlerde net bir şekilde kader anlayışı bulmak mümkün değildir. Hinduizmdeki "karma" inanışı kader olarak yorumlayanlar vardır.
  Yahudilik'te alın yazısından çok, olaylar, Tanrı'nın çizdiği belirli bir gayeye göre şekillenir. İnsanların bu dünyadaki hayatı dine uygun yaşamak ve Tanrı'nın emirlerinden sapmamak temeline oturtulmuştur. Hayır ve şerri yaratan Allah'tır. Hayır mükâfat, şer de ceza içindir. Kulların başına gelen felâketler Tanrı'nın bir çeşit imtihanıdır.
  Hristiyanlar, insan hürriyetini sınırlandırdığı için kader ve kazaya fazla sıcak bakmamışlardır. Onlara göre Allah ancak hayrın yaratıcısıdır. Şahit olduğumuz kötülükler Allah'tan değildir. Hayır ve şer Allah'ta birleşemez; çünkü Allah kötülüklerden nefret eder. (150) Bunlardan ayrı olarak Hristiyanlık'ta önemli bir yeri olan "Aslî Suç" (151)'la kader arasında kurulan tuhaf ilgiye de bakılmalıdır. Burada tartışılan ana mesele, "asli suç olduğu için mi insanlar kötülüğe meylederler, yoksa kötülüğe meylettikleri için mi asli suç vardır?" cümlesinde özetlenebilir.
   2- İbadet Sistemi
  İbadet sisteminden kastedilen, İslâm'ın şartlarıdır. Hz, Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: "İslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Allah'tan başka ibadet olunacak Tanrı bulunmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve Rasulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, hacca gitmek." (152)
  Hadis-i şeriften de anlaşılmaktadır ki İslâm'ın ilk şartı Allah'a ve O'nun peygamberine şahadettir. İslâm'a girmek bu şartlarla olur ve bunlar yerine getirilmedikçe diğerlerini yapmanın hiçbir kıymeti olmaz. Bu ilk şarttan sonra namaz, oruç, hac ve zekât gelir.
  Hemen bütün dinlerde ibadet vardır ve inançtan sonra gelir. Arapça'da ibadet "boyun eğmek, itaat etmek, kulluk etmek, tapmak, taat ve takva" mânalarını ifade eder. Genel olarak "Allah'a tapma" olan ibadet terimi, "putlara tapma" (153) için de kullanılır. (154)
  Bir başka açıdan ibadet, sonsuz kudret sahibi Allah'a karşı gösterilen tevazu, hürmet, itaat ve ta'zimin en yüksek derecesidir. İbadet yalnız Allah'ın hakkıdır ve yalnız O'nun için yapılır. (155) Kur'an-ı Kerim'de ibadet kavramı genellikle, "Kul olmak, boyun eğerek itaat etmek, ilâh tanımak" vb. manalarda kullanılmıştır; (156) İbadet kalb ve vicdanla hissedilen kulluk şuurunun dıştaki tecellisidir. Bu bakımdan ibadet insanın dinî şuurunu kuvvetlendiren bir cevherdir. Şuurla ve hakkına riâyet edilerek yapılan ibadet imanı kuvvetlendirir.
  Hemen bütün dinlerde cemaatle yapılan ibadet, ferdî ibâdetten üstün tutulmuştur. İbadet yapılan yere mabed denir. Bazı araştırıcılara göre ilk mabed, tabiatın kendisidir. Bütün dinlerde îman ile âmel arasında daima ilişki kurulmuş; imanını ameli ile bütünleştiren kişi övülmüştür. İbadetin bir parçası olan "dua"yı ibadetten ayırmak her zaman mümkün değildir.
  Çoğu zaman ibadetle dua içice bulunmuştur. İslâm dışındaki bazı dinlerde ibadet, nadir hallerde aletsiz, bazan da aletli olarak müzikle karışık bir merasim şeklinde uygulanmıştır.
  İbadetler bir bütün halinde Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından tek tek uygulanarak müslümanların bu konudaki tereddütleri giderilmiştir. İslâm Dini'nde ibadetler üç grupta incelenebilir:
  1- Bedenle yapılan ibadetler (namaz, oruç),
  2- Malla yapılan ibadetler (zekât, fitre, sadaka),
  3- Hem beden hem de malla yapılan ibadet (hac).
  İslâm'da ibadetin en yüksek derecesi, Allah'a hiçbir menfaat beklemeksizin O'nun Allah olduğu şuuru ile inkıyad ve itaat etmektir. Kâinattaki bütün varlıklar kendi hallerine göre kendi dilleriyle ibadetlerini Allah'a karşı yapmaktadırlar. Allah kullarına güçlerinin yeteceğinden fazlasını yüklememiştir. (157)
  Kur'an-ı Kerim'in birçok ayeti, müminleri Allah'a itaate çağırmaktadır (158) İslâm'da ibadet hayatın bir parçası olarak algılanmış ve kişinin idrakini geliştirmiştir. (159) İbn Teymiye'ye göre İslâm bir bütün olarak Allah'a kulluk etmekten ibarettir. İbadet esnasında ırk ve renk farkı gözetmeyen İslâm, bu özelliği ile Allah huzurundaki eşitliği düşünce plânından hayata geçirmiştir.
  1- Namaz
  Namaz, belirli vakitlerde yerine getirilen, kendine hâs hareket, okuyuş ve şartları bulunan bir ibadettir. Farz oluşu Kur'an, sünnet ve icma ile sabittir. Bir ayet-i kerimede,"Çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farz olmuştur.''(160) buyurulur. Hz. Peygamber (s.a.v)'de bir hadis-i şeriflerinde, "Allah her Müslüman erkek ve kadına her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır" buyurur.
  Ergenlik çağına gelmiş, aklı başında olan kadın-erkek bütün Müslümanlar üzerine farz kılınmış beş vakit namazın dışında, cuma namazı da yalnız erkeklere farzdır. Yılda iki bayram (ramazan, kurban) namazı vacib, cenaze namazı ise farz-ı kifaye'dir. Beş vakit namaz Miraç Gecesi'nde farz kılınmıştır. Namaz mümini fenalıklardan ve günah işlemekten korur. Bu sayede mümin, dünyadaki borcunu ödemiş ahiret için sevap kazanmış olur.
  Dinin direği, müminin miracı olan namaz, İslâm'ın bütün şartlarını toplayan ve kulu aracısız Allah'a ulaştıran bir ibadettir.
    Namazın altısı daha başlamadan, altısı da namazla birlikte yerine getirilen on iki farzı diğer hiçbir dinde bulunmayan bu en mükemmel ibadetin bir diğer özelliğini teşkil etmektedir. Diğer dinlerdeki ibadetlerin hiçbirinde namazdaki disiplini görmek mümkün değildir. Namazın beş ayrı vakitte farz kılınışı, müminin bütün gün belli aralıklarla kendini kontrol etmesini sağlar. Kulun, günahlarından pişmanlık duyarak af dilemesi, Allah'ın huzurunda olduğunu idrak etmesinin en güzel vasıtası yine namazdır.
  2- Oruç
  İslâm'ın beş şartından biri de yılda bir ay ramazanda oruç tutmaktır. Oruç, Medine'de hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır. Bir âyet-i kerimede şöyle buyurulur: "Ey iman edenler, sizden evvelkilere yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç yazıldı. Ta ki korunasınız". (161)
  Oruç niyet ederek tan yeri ağarmaya başladığı andan ta akşam güneşi batıncaya kadar yeme-içme ve cinsel ilişkiden uzak kalmak, suretiyle eda edilen bir ibadettir. Büyük ölçüde bedenî bir ibadet olan orucun sayılmayacak kadar çok sıhhî faydaları da vardır. Bugün tıbben de sabit olduğu üzere, birçok bedenî hastalıkların tedavisi ancak oruçla yani perhizle mümkün olmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v)'in "Oruç tutun ki sıhhat bulasınız" hadis-i şerifleri de buna işaret etmektedir. Oruç sayesinde, yeme içme açısından zengin-fakir ayırımı büyük ölçüde giderilmektedir. Dinî bir görevi yerine getirmek gayesiyle tutulan oruç, aynı zamanda iradeyi kuvvetlendirir. Açlığa, susuzluğa dayanma, gücü verir. Oruç sayesinde Müslüman haramları daha fazla terkederek helâlleri arar. Ramazanı takibeden aylarda da daha disiplinli ibadet etme alışkanlığını kazanır.
  Islâmın oruç ibadetinde, diğer bazı dinlerin oruca benzer ibadetlerinden mevcut olan perhiz belirli gıdaların dışında bir şey yememe, iki gün geceli-gündüzlü aç kalma vb. haller yoktur. Oruç, tamamen müminin yemek ve ruhî disiplinini sağlamayı hedef almıştır. Yahudilik ve Hristiyanlık'ta Hz. Musa ile Hz, İsa'nın uygulamalarından kalma 40 güne kadar varan ve perhizi esas alan bir anlayış İslâm'ın orucunda görülmez. Müslümanlıktaki oruçta nefse eziyet yerine onu olgunlaştırmak esastır.
  3-Hac
  Hac, bedenî ve malî gücü yerinde, akıllı, ergenlik çağına gelmiş hür müslümana ömründe bir kere olmak üzere farzdır. Bu şartlan taşıyan müslüman, belirli zamanda, ihramlı vaziyette Arafat'ta vakfe ve Kabe'yi tavaf ederek hac ibadetini yerine getirmiş olur. Bu farzların dışında haccın vacip ve sünnetleri de vardır. Yukarıda sayılan şartlar kendinde bulunan müslüman bir takım bahanelerle haccı geciktirmeyerek ilk fırsatta eda etmeye çalışmalıdır.
  Hac, dünyanın her tarafındaki müslümanları yılın belli günlerinde biraraya toplayan büyük bir ibadettir. İçtimaî mevkiî ne olursa olsun, bütün hacı adaylarının kefene benzeyen İhram içinde boyunlarını bükerek "Lebbeyk" (Buyur Rabbim) yakarışlarıyla Allah'ın huzurunda bulunma gayretleri Hacca ayrı bir manevî hava verir. Hac sayesinde dünyanın dört bir yanındaki müslümanlar aynı makamlarda toplanarak âdeta büyük bir şûra meydana getirmiş olurlar. Birbirleriyle dertleşmek, konuşmak, problemlerine çareler bulmak imkânını elde ederler. İslâm kardeşliğinin güzel bir dayanışmasını gerçekleştirmiş olurlar.
  İslâm'dan başka dinlerde de kutsal sayılan mekânlar vardır. O dinin mensupları belli günlerde oraları ziyaret ederek hacı olurlar.
  4-Zekât
  Malî bir ibadet olan zekât, Kur'an-ı Kerim'de çeşitli isimlerle namazla birlikte 37 ayetle zikredilmiştir. Zekât dinen zengin sayılan müslümanın, bir yıl dolduran 80.18 gr. altın, 561 gr. gümüş, bunların karşılığı para, döviz veya ticarî eşyasının 1/40'ini fakirlere vermesidir. Kur'an-ı Kerim, zekât verilmesi gerekenleri sekiz sınıfta toplamıştır. Zekât, akıllı, ergenlik çağına gelmiş, hür, nisab miktarı servete sahip ve bu malın üzerinden de bir yıl geçmiş olan müslümanlara farzdır.
  Zekât, sosyal dayanışmayı sağlayan, müslümanlar arasındaki birlik ve sevgiyi kuvvetlendiren malî bir ibadettir. Fakirlerin zenginler üzerindeki haklarıdır. Kitap, sünnet ve icma ile sabit olmuş bir farzdır.
  Lügatte "temizlik, büyümek ve çoğalmak" anlamlarına gelen zekât, bu manalara uygun olarak veren kişinin malını temizlemekte ve artarak çoğalmasını sağlamaktadır.
  Zekâtın en büyük fonksiyonlarından biri de cemiyetlerdeki sınıf farklılaşmalarını gidermesi, zenginlerle fakirler arasında bir orta sınıfın oluşmasını sağlayarak, aşırı uçların teşekkülünü önlemesidir.
  İslâm'ın zekâtla getirdiği zorunlu ödemenin bir benzerinin, diğer dinlerin hiçbirinde bu derece şümullü görmek mümkün değildir. İşte bundan dolayıdır ki, müslüman toplumlarında farklı gelir gruplarındaki insanlar arasında daima sevgi ve saygı ortamı yaşatılabilmiştir.
  5- Kelime-i Şahadet
  İslâm'ın beş temel üzerine bina edildiğini açıklayan hadis-i şeriften anlaşılacağı üzere, bu beşinci esas "şahadet" cümlesini yani "Allah'tan başka ilâh olmadığını, Hz. Muhammed'in Allah'ın kulu ve Rasulü olduğunu" söylemektir. Bu kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmek suretiyle gerçekleşir.
  İslâm'dan başka bir dinden İslâm'a girmek (ihtida) isteyen her kişinin, ilk söylemesi gereken cümle de budur.

(140) Tasdik üç aşamada incelenir: 1. Kalb. 2. Dil, 3. Fiil.
(141) Ebu Davud, Sünhe, 14.
(142) Ayrıca bkz. Bakara, 225; Nisa, 87; Mâide, 73; Tâhâ, 8; İsrâ, 39.
(143) Bkz. Bakara, 285.
(144) Dört büyük kitap: 1- Tevrat (Hz. Musa), 2- Zebur (Hz. Davud), 3- İncil (Hz. İsa), 4- Kur'an (Hz. Muhammed (s.a.v)'e verilmiştir. Suhuf da, 1-10 sahife (Hz. Adem), 2-50 sahife (Hz. Şid), 3- 30 sahife (Hz. İdris), 4-10 sahife (Hz. İbrahim)'e verilmiştir. Bu sahifeler büyük bir ihtimâlle tablet, levha ve çeşitli malzemelerden yapılmış cisimlere kaydedilmiştir.
(145) Peygamberliğe Toplum Tepkisi başlığı altında bu konuda gerekli açıklama yapılmıştır.
(146) Bakara, 4. Ayrıca bkz. Âl-i İmran, 22.
(147) Bkz. Matta, XXV, 17-29.
(148) Bkz. Matta, XXV, 46.
(149) Bakara, 216.
(150) İbranilere Mektup, l, 9, Vahiy, IV,11.
(151) Asli Suç, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın, Allah'ın yasakladığı meyveden yemeleri sonucu cennetten çıkarılmaları ve işledikleri bu günahın bütün insanlığa şamil olması şeklindeki Hristiyan inancı.


Ekleyen:Yahya Polatkan
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:


Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     
Çalışmalarınız ve ödevleriniz için her türlü kaynak ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!
          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Siz de Tanıtım Yazısı Yayınlamak İçin Tıklayın

Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!