Araştırma ve ödevleriniz için her türlü kaynağı ve dokümanı En Geniş Araştırma ve Ödev Sitesi: www.arsivbelge.com ile bulabilir ve İsterseniz siz de kendi belge ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz!
Her türlü ödev ve dokümanı
www.arsivbelge.com ile kolayca bulabilirsiniz!

Araştırmalarınız için Arama Yapın:


Araştırmalarınız için Arama Yapın:

  
                    

Osmanlıda Mütercimlik ve Osmanlı Tercüme Odası
www.arsivbelge.com
Osmanlıda Mütercimlik ve Osmanlı Tercüme Odası dokümanıyla ilgili bilgi için yazıyı inceleyebilirsiniz. Binlerce kaynak ve araştırmanın yer aldığı www.arsivbelge.com sitemizden ücretsiz yararlanabilirsiniz.
Osmanlıda Mütercimlik ve Osmanlı Tercüme Odası başlıklı doküman hakkında bilgi yazının devamında...
Ödev ve Araştırmalarınız için binlerce dokümanı www.arsivbelge.com sitesinde kolayca bulabilirsiniz.

Osmanlıda Tercüme ve Osmanlı Tercüme Odası

Osmanlı Tercüme Odası (Bab-ı Ali Tercüme Kalemi) Hakkında Bilgi

Osmanlı Hükûmeti’nin diğer ülkelerle olan yazışmalarını yürüten tercümanların eğitildiği ve görev yaptıkları kurumdur.
 
Tercüme Odası 1821’de kurulmuştur. Fenerli Rum Dîvân-ı Hümâyun tercümanlarının 1821 Yunan İsyânı’nda taraf olmaları üzerine Müslüman Osmanlı mêmurlarına yabancı dil öğretmek için açmıştır. İlk tercümanı Ahmet Vefik Paşa’nın dedesi olan Yahya Nâci Efendi’dir. Daha sonra da Başhoca İshak Efendi kurumun başına getirilmiştir. Tercüme Odası Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar varlığını sürdürmüştür. Tanzîmât’ın devlet adamları ve bâzı aydınların (Ali Paşa, Fuad Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Nâmık Kemal) buradan yetişmiştir.
 
Bâbıâli Tercüme Odası ilk kuruluş yıllarında biri Beylikçi Efendi’nin nezâretinde dil öğrenecek mêmurların devam ettiği Lisan Odası ve diğeri de buradan mêzun olup tercüme işleriyle meşgul olacak mütercimlerin çalıştığı Tercüman Odası olmak üzere iki birimden oluşmaktaydı. Lisan Odası’nda dil öğrenen mêmurlar, mütercim olarak Tercüman Odası’na alınır ve burada eksikliklerini tamamlarlardı. Bu mütercimler Tercüman Odası’nda tercümeleri “tebyiz” ve cerîdelere kaydetmek ve boş kaldıklarında birbirleriyle Fransızca konuşup dil bilgilerini ilerletmek zorundaydılar. Tercüman Odası’nda çalışan mêmur bir başka göreve atandığı zaman yerine Lisan Odası’ndan diğeri atanacak ve böylece Tercüman Odası bağımsız bir birim hâline getirilecektir. Tercüman Odası’nda tercüme edilen evrâkın eskisi gibi kaybolmayarak kaydı tutulacak, evrâkın müsvedde ve asılları torbalarda muhâfaza edilecekti. Tercüman Odası mensuplarına âit olan maaşlar da kişilere değil mêmuriyetlerine âit olacaktı. Tercüme Odası’nda çalışan mütercimler izinsiz olarak göreve gelmediklerinde ya da tercüme ve tekellüme “ez can-ı dil” çalışmadıkları zaman Oda’dan atılacak ve yerine Lisan Odası’ndan diğeri atanacaktı.
 
Osmanlı ve Türk modernleşmesinde çok önemli bir yere sâhiptir. Modernleşmeye ön ayak olan reformcu kadroların yetişmesinde büyük rol oynamıştır.
 
Târihi daha eskilere dayanmasına karşın, XIX. yüzyılın ilk çeyreği sonrasında Gayrimüslim yapısından sıyrılmıştır.
 
Gayrimüslim öğelerin tasfiyesinin başlıca sebebi; Fransız Devrimi sonrası yükselen milliyetçi akım sonrasındaki başlayan isyanlar sırasında, menşêlerine güvenilmeyen hâriciye çalışanları arasında hıyânet ihtimâlinin artmasıdır.
 

Dîvân-ı Hümâyun Tercümanları

Osmanlı Devleti kuruluş döneminden, özellikle Fâtih Sultan Mehmet (1451-1481) devrinden başlayarak Batılı devletlerle ilişkiye geçti. Bunlar sırasıyla Doğu-Batı karışımı fakat Hıristiyan bir devlet olan Bizans, Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi'nde kolonilere ve birtakım adalara sâhip Venedikliler ve Cenevizler ve Balkan ülkeleriydi. Osmanlıların giderek güçlenip büyük bir imparatorluk hâline gelmesi üzerine Avusturya, Rusya, İtalya kent devletleri, İspanya, Portekiz, Fransa, İngiltere, Lehistan, Danimarka, Hollanda, İsveç vs. gibi ülkelerde ticâret ve diplomasi ilişkileri kuruldu. Ayrıca ticâret gemilerinin 1797'de İzmir'e gelmesi, 1830'da bir dostluk ve ticâret anlaşmasının imzâlanmasıyla ABD ile de ilişkiye geçildi.
 
İslam’dan kaynaklanan Osmanlı geleneğinde Avrupa dillerini öğrenmek söz konusu bile değildi. Çünkü İslam devletleri ile Hıristiyan devletleri eşit sayılmazlar, Avrupa ülkeleri "dârülcihad" veya "diyâr-ı küfr" olarak nitelendirilir, hattâ bir Müslüman'ın buralarda uzun süre oturması bile hoş karşılanmazdı. Ayrıca üstünlük duygusuyla pâdişahlar ve sadrâzamlar yabancı elçileri küçümserlerdi. Bu nedenle XIX. yy. sonlarına kadar hiçbir Batı başkentinde Osmanlı elçiliği kurulmamıştı. Oysa daha İstanbul'un fethiyle (1453) birlikte Venedikliler Osmanlı başkentine Bartelcini Marsello'yu elçi olarak göndermişler ve bunu diğerleri izlemişti.
 
Osmanlılarla Batılılar arasındaki ilişkiyi Dîvân-ı Hümâyun tercümanları sağlardı. XVII. yy.'ın sonlarına kadar yaptığı her savaşta gâlip gelen Osmanlı Devleti bu nedenle diplomasi konusuna fazla önem vermemişti. Hattâ 1336'ya kadar devletin dış ilişkileriyle görevli “âmedî” ve “beylikçi” odalarının bağlı olduğu “reisülküttab”, dîvan üyesi bile değildi ve “erkân-ı devlet” yerine “rical-i devlet” sayılırdı. Hattâ bunların dîvanda söz hakları yoktu ve sedirde değil yerde otururlardı.
 
Yabancı bir devlet elçisiyle yapılan görüşmelerde, imzâlanan antlaşmalarda veya dışarıya gönderilen olağanüstü elçilerin yanına tercüman gerektiğinden Osmanlılarda tercümanlığın XIV. yy. ortalarında başlamış olduğu söylenebilir. Fakat Dîvân-ı Hümâyun tercümanlığının Fâtih devrinde kurulduğu konusunda kaynaklar görüş birliğindedirler.
 
Osmanlıların ilk tercümanları Hıristiyan'dılar. Örneğin Trabzonlu Georgios Aminutzer, Fâtih'e bâzı Grekçe eserleri tercüme etmişti. Ancak XVI. yy. başlarından sonra Dîvân-ı Hümâyun tercümanlığı Hıristiyan iken Müslümanlığı kabul etmiş kimselere verildi ve kendilerine maaş olarak tımar bağlandı. Bu durum XVI. yy. ortalarına kadar sürdü ve bu târihten başlayarak Dîvân-ı Hümâyun'a yabancı dil bilen, Osmanlı Rumları alınmaya başlandı. İstanbul Rum Patrikhânesi'nin yönetimindeki bir okulla Kuruçeşme'deki Rum Üniversitesi, Rum gençlerini bu amaçla yetiştiriyor, onlara Rumca ve Fransızcanın yanı sıra Osmanlıca da öğretiliyordu.
 
Batılıların "Feneryot", Osmanlıların "Fener Beyleri" dedikleri Dîvân-ı Hümâyun tercümanlarına birtakım ayrıcalıklar sağlanmıştı: Cizye vermiyorlardı, kendilerinin ve âilelerinin yaşamlarına, giyimlerine hiç kimse karışamıyordu. Ayrıca sakal bırakabiliyor, dört hizmetçi alabiliyor, kürk giyiyor, at, koçı arabaları (koçu arabası: Eski İstanbul'a özgü öküzlerle çekilen, üstü örtülü bir tür binek arabasıdır. XIX. yy.'ın sonlarına kadar kullanılmış olup içinde koltuk bulunmaz, sedirlere oturulurdu. Osmanlı döneminde erkekler yalnız binek hayvanlarına bindiklerinden, bu arabayı sâdece kadınlar kullanırdı.) ve kayıkla gezebiliyorlardı.
 
Dîvân-ı Hümâyun tercümanlığına XVII. yy. ortalarından başlayarak ileri gelen Fenerli Rum âilelerinden kimseler atandılar. Bunların en ünlüleri İskerletzâdelerdir. Bu âileden Alexandre Maurekardato uzun süre tercümanlık görevinde kalmış ve Reisülküttab Râmî Mehmed Paşa ile birlikte Karlofça (1699) görüşmelerine katılmıştı. Tercümanlık yapan diğer âileler ise Yanokizâde, Drakozâde, Kalmakizâde, İpsilantizâde, Mikalzâde ve Sarıbeyzâde idi. Bunlar doğrudan dîvan tercümanı olabildikleri gibi genellikle önce "tersâne veya dîvan tercümanlığına getirilirler, burada Kaptan Paşa Eyâleti olan Akdeniz adalarında yaşayan reâyânın vergilerini toplarlardı. Tercümanlar donanmada bir süre çalıştıktan sonra Dîvân-ı Hümâyun tercümanlığına geçerlerdi.
 
Başlangıçta dîvan tercümanlarının sayısı azken, imparatorluğun gelişmesiyle bunların sayıları da çoğaldı. Dîvanda en çok ve en iyi dil bilen birisi baştercüman olurdu. XVIII. yy.'da baştercümana bağlı olarak çalışan sekiz "diloğlanı" ve on iki hizmetli vardı ve bunların hepsi de Rum âilelerden idiler. 1709'da Dîvân-ı Hümâyun Baştercümanı İskerletzâde Nicholos'un önce Boğdan, daha sonra Eflak Voyvodalığına getirilmesiyle bundan sonra voyvodalıklara da Rumlar atandılar.
 
Dîvân-ı Hümâyun tercümanları dış devletlerden Bâb-ı Âlî'ye gelen her türlü yazıyı Türkçeye, Batılı devletlere gönderilenleri de yabancı dile tercüme ederler, yabancı elçilerle reisülküttâbın görüşmelerinde tercümanlık yaparlar ve elçilere rehberlik ederlerdi. Tercümanlar İstanbul'daki elçilerle ilişki içerisindeydiler. Onlarla politika konularını konuşurlar ve bunları sadrâzama aktarırlardı. Fakat bu konuşmaların hangi boyutlarda olduğunu ve tercümanların her iki tarafa ne kadar bilgi verdiğini bilmek çok güçtür. Bunun yanında tercümanların bir görevi de dîvan veya pâdişâhı ziyârete gelen elçileri karşılamak ve görüşmelerde tercümanlık yapmaktı. İşte bu nedenlerle tercümanlar sâdece sâhip oldukları ayrıcalıklar ile değil; fakat aynı zamanda görevlerinin yapısı ve alanı nedeniyle önemli bir konuma sâhiptiler.
 

XVIII. Yüzyılda Tercümanların Durumu

XVII. yy. sonlarından başlayarak Rusya, Fransa ve İngiltere'nin Osmanlı Devleti, Boğazlar ve Akdeniz'e yönelik çıkarcı politikaları tercümanlığa yeni boyutlar getirdi. Gerçi hu zamâna kadar tercümanların içlerinde devlete yararlı hizmetler yapanlar olduğu gibi, iç ve dış politikalarla ilgili sâhip oldukları bilgileri yabancı devletlere verenler de olmuştu. Rusya'nın eski Bizans'ı canlandırma politikasıyla Osmanlı Devleti ile giriştiği 1768-1774 Savaşı ve bu sırada adalı Rumları Osmanlılara karşı ayaklanmaya özendirmesi Rum tercümanları da etkiledi. Rus Donanması’nın Ege'de Çeşme'ye kadar gelmesi ve savaştan sonra yapılan 1774 Küçükkaynarca Barışı ile Rusya'nın Osmanlı Ortodokslarının koruyucusu durumuna gelmesi dîvan tercümanlarını iyice Rusya'ya yöneltti.
 
1789 Fransız Devrimi'nin ulusçuluk fikri, Rumca ve Fransızca konusuna daha bir önem kazandırdı. Devrim başkentte, Türkçe konuşan Fransızlar ve Fransızca konuşan Türkler grubu oluşturdu. Bunların içerisinde yer alan Levantenler devrim fikirlerinin yayılması konusunda oldukça iyimserdiler. Ayrıca sâdece orduda değil, aynı zamanda yönetim metodunda ve özellikle sosyal yaşamda çağdaşlaşmak isteyen modernci Türkler de konuya sempati gösteriyorlardı.
 
Fransa'nın yanında İngiltere'nin de Akdeniz üstünlüğü politikası, tercümanların kendi eğilimlerine göre hu üç devletten birine yönelmelerine neden oldu. Nitekim bölgede daha fazla etkinlik kurmak İsteyen Fransa, Rum tercümanların Rusya ve İngiltere'ye olan eğilimlerini ve ilişkilerini elçileri aracılığıyla Bâb-ı Âlî'ye iletti, 1793'te, ilki Londra’da olmak üzere, 1797'de Paris, Berlin ve Viyana'da Osmanlı elçiliklerinin kurulması, tercümanlara daha da önem kazandırdı. Çünkü Avrupa başkentlerine gönderilen Osmanlı elçileri hiç yabancı dil bilmiyorlardı ve yanlarına dîvan tercümanlarından birilerini vermek gerekiyordu. Böylece Osmanlı dış politikasının odak noktaları olan elçilikler tamâmen Rum tercümanların inisiyatifine kalmış oluyordu. Bunların içerisinde Osmanlı diplomasisiyle ilgili yazışmaları dış devletlere bildirenler olduğu gibi, devletin parçalanması için çalışanlar da vardı. Örneğin Paris Büyükelçisi Moralı Seyit Ali Efendi'nin elçilik tercümanı Osmanlı Rum’u Godrika, elçiliğe gelen tüm yazışmaları Fransız Başbakanı Talleyrand'a bildirdiği gibi, Napoleon Bonaparte'a da Osmanlı Devleti'nin parçalanmasıyla ilgili bir proje sunmuştu.
 
Bu durumlar üzerine III. Selim (1789-1807) zamânında, 1797'de bürokrasi alanında reformlar yapılırken dîvan tercümanları konusu da gündeme gelmiş ve buraya Müslüman elemanlar alınması düşünülmüştü. Fakat yapılan düzenleme sâdece Dîvân-ı Hümâyun, mektubî ve âmedî odaları ile reisülküttâbın statülerinin düzenlenmesi şeklinde oldu ve dîvan tercümanlığı yine Rumlarda kaldı. Çünkü Müslümanlardan yabancı dil bilen yoktu ve ayrıca Fenerli Rum âileler bu alanda "imparatorluk içinde imparatorluk'" kurmuşlar, tercümanlıklar ve voyvodalıklarda kendi tekellerini oluşturmuşlardı.
 
Batılıların "Feneryot", Osmanlıların "Fener Beyleri" dedikleri Dîvân-ı Hümâyun tercümanlarına birtakım ayrıcalıklar sağlanmıştı: Cizye vermiyorlardı, kendilerinin ve âilelerinin yaşamlarına, giyimlerine hiç kimse karışamıyordu. Ayrıca sakal bırakabiliyor, dört hizmetçi alabiliyor, kürk giyiyor, at, koçı arabaları (koçu arabası: Eski İstanbul'a özgü öküzlerle çekilen, üstü örtülü bir tür binek arabasıdır. XIX. yy.'ın sonlarına kadar kullanılmış olup içinde koltuk bulunmaz, sedirlere oturulurdu. Osmanlı döneminde erkekler yalnız binek hayvanlarına bindiklerinden, bu arabayı sâdece kadınlar kullanırdı.) ve kayıkla gezebiliyorlardı.
 
Dîvân-ı Hümâyun tercümanlığına XVII. yy. ortalarından başlayarak ileri gelen Fenerli Rum âilelerinden kimseler atandılar. Bunların en ünlüleri İskerletzâdelerdir. Bu âileden Alexandre Maurekardato uzun süre tercümanlık görevinde kalmış ve Reisülküttab Râmî Mehmed Paşa ile birlikte Karlofça (1699) görüşmelerine katılmıştı. Tercümanlık yapan diğer âileler ise Yanokizâde, Drakozâde, Kalmakizâde, İpsilantizâde, Mikalzâde ve Sarıbeyzâde idi. Bunlar doğrudan dîvan tercümanı olabildikleri gibi genellikle önce "tersâne veya dîvan tercümanlığına getirilirler, burada Kaptan Paşa Eyâleti olan Akdeniz adalarında yaşayan reâyânın vergilerini toplarlardı. Tercümanlar donanmada bir süre çalıştıktan sonra Dîvân-ı Hümâyun tercümanlığına geçerlerdi.
 
Başlangıçta dîvan tercümanlarının sayısı azken, imparatorluğun gelişmesiyle bunların sayıları da çoğaldı. Dîvanda en çok ve en iyi dil bilen birisi baştercüman olurdu. XVIII. yy.'da baştercümana bağlı olarak çalışan sekiz "diloğlanı" ve on iki hizmetli vardı ve bunların hepsi de Rum âilelerden idiler. 1709'da Dîvân-ı Hümâyun Baştercümanı İskerletzâde Nicholos'un önce Boğdan, daha sonra Eflak Voyvodalığına getirilmesiyle bundan sonra voyvodalıklara da Rumlar atandılar.
 
Dîvân-ı Hümâyun tercümanları dış devletlerden Bâb-ı Âlî'ye gelen her türlü yazıyı Türkçeye, Batılı devletlere gönderilenleri de yabancı dile tercüme ederler, yabancı elçilerle reisülküttâbın görüşmelerinde tercümanlık yaparlar ve elçilere rehberlik ederlerdi. Tercümanlar İstanbul'daki elçilerle ilişki içerisindeydiler. Onlarla politika konularını konuşurlar ve bunları sadrâzama aktarırlardı. Fakat bu konuşmaların hangi boyutlarda olduğunu ve tercümanların her iki tarafa ne kadar bilgi verdiğini bilmek çok güçtür. Bunun yanında tercümanların bir görevi de dîvan veya pâdişâhı ziyârete gelen elçileri karşılamak ve görüşmelerde tercümanlık yapmaktı. İşte bu nedenlerle tercümanlar sâdece sâhip oldukları ayrıcalıklar ile değil; fakat aynı zamanda görevlerinin yapısı ve alanı nedeniyle önemli bir konuma sâhiptiler.
 

XVIII. Yüzyılda Tercümanların Durumu

XVII. yy. sonlarından başlayarak Rusya, Fransa ve İngiltere'nin Osmanlı Devleti, Boğazlar ve Akdeniz'e yönelik çıkarcı politikaları tercümanlığa yeni boyutlar getirdi. Gerçi hu zamâna kadar tercümanların içlerinde devlete yararlı hizmetler yapanlar olduğu gibi, iç ve dış politikalarla ilgili sâhip oldukları bilgileri yabancı devletlere verenler de olmuştu. Rusya'nın eski Bizans'ı canlandırma politikasıyla Osmanlı Devleti ile giriştiği 1768-1774 Savaşı ve bu sırada adalı Rumları Osmanlılara karşı ayaklanmaya özendirmesi Rum tercümanları da etkiledi. Rus Donanması’nın Ege'de Çeşme'ye kadar gelmesi ve savaştan sonra yapılan 1774 Küçükkaynarca Barışı ile Rusya'nın Osmanlı Ortodokslarının koruyucusu durumuna gelmesi dîvan tercümanlarını iyice Rusya'ya yöneltti.
 
1789 Fransız Devrimi'nin ulusçuluk fikri, Rumca ve Fransızca konusuna daha bir önem kazandırdı. Devrim başkentte, Türkçe konuşan Fransızlar ve Fransızca konuşan Türkler grubu oluşturdu. Bunların içerisinde yer alan Levantenler devrim fikirlerinin yayılması konusunda oldukça iyimserdiler. Ayrıca sâdece orduda değil, aynı zamanda yönetim metodunda ve özellikle sosyal yaşamda çağdaşlaşmak isteyen modernci Türkler de konuya sempati gösteriyorlardı.
 
Fransa'nın yanında İngiltere'nin de Akdeniz üstünlüğü politikası, tercümanların kendi eğilimlerine göre hu üç devletten birine yönelmelerine neden oldu. Nitekim bölgede daha fazla etkinlik kurmak İsteyen Fransa, Rum tercümanların Rusya ve İngiltere'ye olan eğilimlerini ve ilişkilerini elçileri aracılığıyla Bâb-ı Âlî'ye iletti, 1793'te, ilki Londra’da olmak üzere, 1797'de Paris, Berlin ve Viyana'da Osmanlı elçiliklerinin kurulması, tercümanlara daha da önem kazandırdı. Çünkü Avrupa başkentlerine gönderilen Osmanlı elçileri hiç yabancı dil bilmiyorlardı ve yanlarına dîvan tercümanlarından birilerini vermek gerekiyordu. Böylece Osmanlı dış politikasının odak noktaları olan elçilikler tamâmen Rum tercümanların inisiyatifine kalmış oluyordu. Bunların içerisinde Osmanlı diplomasisiyle ilgili yazışmaları dış devletlere bildirenler olduğu gibi, devletin parçalanması için çalışanlar da vardı. Örneğin Paris Büyükelçisi Moralı Seyit Ali Efendi'nin elçilik tercümanı Osmanlı Rum’u Godrika, elçiliğe gelen tüm yazışmaları Fransız Başbakanı Talleyrand'a bildirdiği gibi, Napoleon Bonaparte'a da Osmanlı Devleti'nin parçalanmasıyla ilgili bir proje sunmuştu.
 
Bu durumlar üzerine III. Selim (1789-1807) zamânında, 1797'de bürokrasi alanında reformlar yapılırken dîvan tercümanları konusu da gündeme gelmiş ve buraya Müslüman elemanlar alınması düşünülmüştü. Fakat yapılan düzenleme sâdece Dîvân-ı Hümâyun, mektubî ve âmedî odaları ile reisülküttâbın statülerinin düzenlenmesi şeklinde oldu ve dîvan tercümanlığı yine Rumlarda kaldı. Çünkü Müslümanlardan yabancı dil bilen yoktu ve ayrıca Fenerli Rum âileler bu alanda "imparatorluk içinde imparatorluk'" kurmuşlar, tercümanlıklar ve voyvodalıklarda kendi tekellerini oluşturmuşlardı.
 
Bâb-ı Âlî Tercüme Odası’nın zamanla, Osmanlı Devleti’nin idârî teşkîlâtında yabancı dil öğretilen bir okul olma misyonunu yitirmesiyle Lisan Mektebi’nin açılması gündeme gelmiştir.
 
Lisan Mektebi’nin açılması hakkında ilk teşebbüsü Maârif-i Umûmiye Nâzırı Kemal Efendi yapmıştır. 3 Mart 1866 târihli tezkeresinde Kemal Efendi, rüşdiye mekteplerinde Arapça ve Farsçanın okutulduğunu Fransızca öğrenmek isteyen bâzı öğrencilerin Galata ve Beyoğlu’nda bulunan yabancı okullara gittiklerinden bahsederek “bâzı muâmelatça görülen lüzum üzerine”Lisan Mektebi’nin açılmasının zarûretini dile getirmiştir. Kemal Efendi ayrıca bu okulun Hâriciye Nezâreti kalemlerine girecek olan mêmurlara da faydalı olacağı görüşündedir. Böylece okulun açılması için ilk adımlar atılmıştır. Okul başlangıçta Mahrec-i Aklam Mektebi’nin içinde açılmış ve okulun ilk öğrencileri de Mahrec-i Aklam ve dârülmaârif mektepleri mêzunlarından sınavla seçilen 20 kişilik bir grup olmuştur. Ayrıca okulun yıllık bütçesi de 25.000 Kuruş olarak öngörülmüştür. Maârif-i Umûmiye Nâzırı Kemal Efendi’nin bu tezkeresine 26 Mart 1866’da verilen onayla Lisan Mektebi, 20 kadar öğrenci ile birlikte eğitim hayâtına başlamıştır.
 
Bu ilk dönemde Lisan Mektebi’nin dersleri ve hocaları hakkında çok fazla bilgiye sâhip olmamakla birlikte okulda sâdece Fransızca öğretildiği bilinmektedir. 24 Haziran 1867’de maârif ve mâliye nezâretlerine yazılan bir yazıda okulun ikinci yılında mektebe 15 öğrenci daha alınacağından bahsedilerek okulun 25.000 Kuruş olan tahsîsâtı da 40.000 Kuruş’a çıkarılmıştır. Yine aynı târihte yapılan bir düzenleme ile okula devam eden ve devamsızlık yapmayan öğrencilere istedikleri kalemlere mêmur olmaları usûlü de getirilmiştir. Bu uygulamayla öğrencilerin verimliliklerinin arttırılacağı düşünülmüştür. Bu amaçla öğrencilere “varaka-i müsevvike” olmak üzere birer kıt’a rüûs-ı hümâyun (devlet mêmurlarının tâyin işlemlerini gösteren belge) verilmesi de kararlaştırılmış ve 29 Haziran 1867’de 12 öğrenciye rüûs verilmiştir. Bu târihte okulun Fransızca öğretmeni olarak sâdece Adosidi Efendi’nin adı geçmektedir.
 
Lisan Mektebi ilk başlarda sâdece Fransızca öğretimi için açılmışsa da Osmanlı bürokrasisinin pratik ihtiyaçları için okula yeni dersler de ilâve edilmiştir. Özellikle “Düstûr”’un Rumca, Bulgarca ve Ermeniceye çevrilmesi gerektiğinden o sırada Maârif Nâzırı bulunan Subhi Efendi, Rumca ve Bulgarca sınıflarının açılmasını istemiştir. Subhi Efendi’nin bu önerisi Meclis-i Vâlâ’da görüşülerek Lisan Mektebi’ne bir Rumca sınıfının açılması kararlaştırılmış ve Rumca sınıfının öğretmenliğine 5 Aralık 1867’de 700 Kuruş maaşla İstatistik Kalemi Mütercimi Kostaki Efendi atanmıştır. Meclis-i Vâlâca öğrencilerin eğitimlerini aksatmaması ve verimliliğin düşmemesi için açılacak olan Rumca sınıfının Fransızca sınıfından ayrı tutulmasına da karar verilmiştir. 7 Kasım 1867’de Bulgarca sınıfı öğretmenliğine Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerinden Dimitri Efendi 400 Kuruş maaşla atanmıştır. Rumca ve Bulgarca öğretmenlerinin atanmasından sonra 19 Ocak 1869’da 1.200 Kuruş maaşla Fransız Dö Mantran Roj, inşâ muallimliğine atanmıştır.
 
Lisan Mektebi’nin öğrenci sayısını ve öğretmen kadrosunu salnâmelerden tâkip etmek mümkündür. 1286 (1869) Devlet Salnâmesi’ne göre okulun öğrenci sayısı 66, Müdürü Cemal Bey, Mektep Müfettişi Dolis, birinci sınıf muallimi Adosidi, ikinci sınıf muallimi Berdu Motnat Roj, üçüncü sınıf muallimi Osman Efendi’dir. Bu öğretmen kadrosuna 1870’te Baron, İstimtaki ve Gatban Efendi’ler de eklenmişlerdir. 4 Eylül 1867’de yâni okulun açılmasından iki sene sonra Lisan Mektebi’nin tâmir ve mefruşatına 7.746 Kuruş’un harcanması okula verilen önemin bir göstergesidir.
 
İlk defâ açılan Lisan Mektebi ile ilgili olarak bilgiler bununla sınırlıdır. Okulun ne zaman kapatıldığını bilmiyoruz. Arşivde yapılan araştırmalarda ve konu ile ilgili eserlerde herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır.
 

Lisan Mektebi’nin İkinci Defâ Açılması

Lisan Mektebi’nin 1879’da yeniden açılması Ahmed Ârifî Paşa’nın tezkeresi üzerine olmuştur. 24 Eylül 1879’da Sadrâzam Ahmed Ârifî Paşa tezkeresinde devlet idâresi için bir “elsîne” mektebinin açılması gerektiğini, okulun öğretmen, öğrenci, hademeleri ve diğer masrafları için ilk dört yılında her ay 8.150 Kuruş para ayrılacağını ve dört sene sonra bu miktarın aylık 27.900 Kuruş’a çıkacağını, Şûrâ-yı Devlet Tanzîmat Dâiresince 1 Mart 1879’da hazırlanan altı maddelik nizamnâmesinin kabul edildiğini ve bu dil okulunun açılması sırasında kaldırılması düşünülen eğitim kurumlarının ıslah edilerek kaldırılmaktan vazgeçildiğini belirterek durumu Pâdişah II. Abdülhamit’e arz etmiş ve II. Abdülhamit de bu okulun programına Fransızca gibi Arapçayı da mecbur tutarak onaylamıştır. Okulun altı maddelik nizamnâmesine göre okulun öğrenim süresi dört yıl olacaktı.
 
Arapça ve Fransızca ile inşâ dersleri mecbûrî tutulmasının yanı sıra Rumca, Slavca, Ermenice, İngilizce, Almanca ve Rusça da programa dâhil edilmiştir. Bu dillerden Arapça ve Fransızca yanında her öğrencinin Rumca ve Ermeniceyi de öğrenmeleri mecbur tutulmuş, diğer dillerin öğrenimi ise öğrencilerin isteğine bağlı olması kararlaştırılmıştır. Okula öğrenci alınırken “mekâtib-i resmiyeyi” bitirenler diplomalarıyla ve bitirmeyenler de sınavla alınacaklardı. Yine Lisan Mektebi’ni bitiren öğrenciler, sefâret maiyyet mêmurlukları, çeşitli nezâretlerin tercüme odaları, şehbenderlikler (konsolosluklar), demiryolları idâresi, vilâyet tercümanlıkları gibi devletin ihtiyaç duyduğu ve yabancı dil bilgisi gerektiren mêmuriyetlerde istihdam olunacaklardı.
 
Bu nizamnâmeye göre Lisan Mektebi’nin programına Arapça ve Farsçanın konulmasını, yâni neredeyse bin yıldır bir metot içinde öğretilememiş olan bu iki dilin artık Fransızca gibi öğretilmeye çalışılmasını Ergin haklı olarak eleştirmektedir.
 

Lisan Mektebi’nin Üçüncü Kez Açılması

8 Ekim 1883 târihli bir belgede yeni bir Lisan Mektebi’nin açılmasından bahsedildiğine göre önceki okul kapatılmış olmalıdır. Yeni Lisan Mektebi de daha öncekiler gibi devletin pratik ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla açılmıştır. Açılış gerekçesinde Bâb-ı Âlî Tercüme Odası’nda bulunan mütercimlerin azalması ve bu yüzden birçok evrâkın gecikmesi, Tahrîrât-ı Hâriciye Odası’nın yetersiz kalması, Fransızca bilen mêmurların da kalemlerinden başka görevlere atanarak yabancı dil bilen Hâriciye Nezâreti personelinin sayısının azalması gibi nedenlere yer verilmiştir. Bu amaçla Lisan Mektebi’ne öncelikle Bâb-ı Âlî Tercüme Odası ve Mektubî-i Hâriciye Odası’nda bulunan ve yaşları 25’i geçmeyen mêmurların alınmaları düşünülmüştür. Bu kalemlerin yanı sıra diğer kalemlerden de isteyenler okula devam edebileceklerdi. Okulun eğitim süresi beş sene ve sınıf sayısı da beş olarak düşünülmüştür. Lisan Mektebi yine Hâriciye Nezâreti’ne bağlı olacak ve hocalarına da aylık 9.000 Kuruş maaş ödenecekti. 1303 (1886) Devlet Salnâmesi’ne göre mektep gündüzleri açık olacak ve isteyen öğrenciler parasız olarak okula devam edeceklerdi.
 
Okulun yeniden açılmasıyla birlikte okulun usûl-i tercüme birinci muallimliğine sâdece sabahları devam etmek üzere 1.200 Kuruş maaşla Bâb-ı Âlî Tercüme Odası Müdürü Ahmed Bey, Fransızca muallimliğine 2.000 Kuruş maaşla Mösyö Namziye ve sabahları sâdece üç saat ders vermek üzere 1.400 Kuruş maaşla Pravni (Proni) ve okulun müdürlüğüne de 800 Kuruş maaşla Dîvân-ı Hümâyun Kalemi hulefâsından Nebih Efendi atanmıştır. Bunların dışında sabahtan akşama kadar ders vermek için 1.600 Kuruş usûl-i tercüme ikinci muallimliği ve 2.000 Kuruş maaşla Fransızca birinci muallimliklerine de birer kadro tahsis edilmiştir.
 
6 Mart 1885’te Osmanlı Devleti’nin dış ilişkilerinde önemli rol oynayan elçilik maiyyetlerinde sır kâtibi, ataşe, şehbender ve kançılaryada (elçilik binâsı) istihdam olunacak mêmurlar ile Hâriciye Nezâreti’ne yeni girecek mêmurların Fransızca bildiklerine dâir ya Lisan Mektebi’nden ya da diğer okullardan diploma almaları kararlaştırılmıştır. Bu sırada bütün genç mêmurların Lisan Mektebi’ne girmeleri ve dil öğrenmeleri için dâirelerce teşvikler yapılmıştır. Böylece Lisan Mektebi’ne gösterilen özen ve titizlik kısa sürede kendini göstermiş ve okulun birinci sınıfına 160 öğrenci kaydını yaptırmıştır. Okula gösterilen bu rağbet sonucu birinci sınıf 12 Ocak 1885 târihinde iki şûbeye bölünmüş ve ikinci şûbe muallimliğine Bâb-ı Âlî Tercüme Evrak Odası Muâvini Konstantin Efendi atanmıştır.
 
Bu amaçla da Lisan Mektebi inşaâtı için dört ev ile iki arsa da devlet tarafından istimlâk edilmiştir. Böylece yeniden düzenlenen Lisan Mektebi’nin, 5 Kasım 1883’te Cağaloğlu’nda Maârif Nezâreti’nin malı olan Ârif Paşa arsasına 250.000 Kuruş masrafla yaptırılması kararlaştırılmıştır.
 
Bu sırada Lisan Mektebi’nin giriş kapısına Pâdişah II. Abdülhamit’in tuğrası ile “Heza Mektebü’l-Lisan ismü’l- Sultânü’l- Gâzî-yi Abdülhamid Hânü’l-Sânî Hâlidullah-ı Mülk ve İd-i Saltanat 1302 (1884/85)” şeklinde târih de düşürülmüştür.
 
Bu sırada “derdest inşâ olunan” Lisan Mektebi’ne ilâve edilmek üzere istimlâk edilmesi gereken evlere ve arsalara ödenecek olan para Şehremâneti Meclisi Reisi Remzi Efendi ile İnşaat Dâiresi Muâvini Abid Paşa tarafından 2.630 Lira olarak kararlaştırılmıştır. Bu istimlâk işinin gerekçesi de okulun çevresinde bulunan evlerin okula yaklaşık bir buçuk arşın mesâfede olması ve olası yangın tehlikesinden kaynaklanmıştır.
 
13 Temmuz 1886’da Maârif Nâzırı Saffet Paşa zamânında Lisan Mektebi inşaâtına ayrılan 250.000 Kuruşluk ödeneğin yetmemesi üzerine okul inşaâtının bitimine kadar haftalık olarak 30 bin Kuruş’un Bâb-ı Vâlâ-yı Seraskerî İnşaat Dâiresi’ne yatırılması kararlaştırılmıştır.
 
Lisan Mektebi eğitim ve öğretime devam ederken bâzı öğrencilerin okula devam etmedikleri anlaşılmış ve bunların mêmuriyet yaptıkları ilgili dâirelere uyarılarda bulunulmuştur. Yapılan bu uyarıların etkisi olsa gerektir ki okulun öğrenci sayısı 1303 (1885/86) Devlet Salnâmesi’ne göre 550’ye çıkmıştır.
 
14 Ocak 1886’da Lisan Mektebi muallimlerinden Mösyö Proni görevini bırakmış ve yerine Mekteb-i Sultânî Muallimi Mösyö Perad atanmıştır.
 
1 Şubat 1886’da okulun dördüncü yılı bitmiş ve besinci sınıfı açılmıştır. Beşinci sınıf öğretmenliğine de üçüncü ve dördüncü sınıf muallimi Pirar, dördüncü sınıf muallimliği uhdesinde kalmak üzere getirilmiştir. Bu sırada ikinci sınıfın ayrı bulunan iki şûbesi birleştirilerek öğretmenliğine birinci şûbe öğretmeni Kostaki Efendi, ikinci şûbe öğretmeni Danis Efendi de Mösyö Döbova’dan münhal kalan üçüncü sınıf muallimliğine atanmıştır.
 
kaynak: ercaninal.blogspot.com.tr

Ekleyen:Yahya Polatkan
Kaynak:(Alıntıdır)
Aradığınız Dokümanı Bulamadıysanız, Farklı Araştırmalar Yapmak İstiyorsanız Site İçi Arama Yapabilirsiniz!

Ödev ve Araştırmalarınız için www.arsivbelge.com Sitesinde Kaynak Arayın:

Ödev ve Araştırmalarınız için Arama Yapın:
     Benzer Dokümanları İnceleyin
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi(5229)

Osman Gazi Dönemindeki Önemli Olaylar(4817)

19. ve 20. yüzyılda Osmanlı Devleti(4805)

19. yy Osmanlı Devleti Siyasi Sosyal Ekonomik Durumu(4717)

Osmanlıda Denizcilik ve Gemicilik(4639)

          Tanıtım Yazıları
      
Türkçe İtalyanca ve Almanca Cümle Çevirisi İçin Birimçevir Sitesi

Esenyurt, Beylikdüzü ve Kartal Bölgelerinde Satılık Daire İlanları

Belge Çevirisi

Siz de Tanıtım Yazısı Yayınlamak İçin Tıklayın

Diğer Dökümanlarımızı görmek için: www.arsivbelge.com tıklayın.          

Siz de Yorum Yapmak İstiyorsanız Sayfanın Altındaki Formu Kullanarak Yorum Yazabilirsiniz!

Yorum Yaz          
Öncelikle Yandaki İşlemin Sonucunu Yazın: İşlemin Sonucunu Kutucuğa Yazınız!
Ad Soyad:
          
Yorumunuz site yönetimi tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır!